Odysseus, kahramanların kahramanıydı. Ithaca Kralı olarak, Prenses Helen’i Troyalılardan kurtarmak üzere bir orduyla beraber Troya‘ya doğru denize açıldı. Odysseus’un Troya’daki cesur ve korkusuz önderliği, onu Yunanlılar arasında gerçek bir efsaneye dönüştürdü. Fakat, Odysseus’un ölümcül bir kusuru vardı ve bu onun felaketi olacaktı. Odysseus bir ordunun ve savaş arabalarının ustası olabilirdi ama her zaman kendisinin efendisi olamamıştı. Öfke ve tutkusunun ilk sebebi olan gururu sürekli olarak onu dengesizleştirecek ve vahşileştirecekti.

Böyle anlarda, Odysseus gücünün sınırlarını unutacaktı. Tanrısal, dokunulmaz olduğuna ve kadere yön verdiğine inanacaktı. Rasyonel düşünme yetisini kaybedecekti. Kendini aşıp her türlü enkazın içine sürüklenecekti.

Sonunda ise her şeyi eline yüzüne bulaştırdı. Homeros, Odysseus’un hayatındaki büyük talihsizlikleri, kendini kaybettiği bir hata anına dayandırarak yazıya döktü. Odysseus’un hatası; bize, değişimle başa çıkmamız gerektiğinde kendimizi kontrol etmemizle ilgili değerli öngörüler sunar. En önemlisi de, gururun ve kibrin kendi efendimiz olmamızdaki yolu sürekli olarak nasıl kestiğini gösterir. Bizler, dünyanın efendisi olduğumuza inanır, ama aslında kendi sınırlarımızı aşarak onun kurban oluruz.

Homeros, Odysseus’u strateji ustası olarak betimler: Troya kuşatmasında Achaean’lıları şehre getirme planını ayarlayan kişi Odysseus’tu. Kendine öldürücü darbeler vurup yaralandı ve bir köle gibi sırtına kirli görünen yükler alrak dilenci kılığına girdi. Troya’ya sızarak onların savunmaları hakkında bilgi topladı. Troyalıların esiri Prenses Helen onu tanıdı ve planını söylemesini istedi. Odysseus planını isteksizce anlattı. Acheanlılar, devasa bir at inşa edecek, içine de askerleri yerleştirecek ve Troyalılara hediye olarak verecekti. Bu olağanüstü bir sahneydi ama işe yarayacaktı! Askerler, karanlığın altında atın içinden sızacaklar, şehrin kapılarını yıkıp Achean ordusu içeri akın etmesini sağlayacaklardı. Bu, tüm hilekarlıkların ustası Odysseus’un , Troya’yı nasıl fethettiğini  ve  Helen’i nasıl özgürleştirdiğini gösterir.

Odysseus’un Ithaca’ya dönüş seyahati daha az başarılıydı, hatta bir felaketti. Odysseus, Cicones şehri İsmarus’u yağmaladıktan sonra, adamlarını seferber etmeyi başaramadı. İthakanlılar, kıyıda ziyafet verirken Cicones onlara saldırdı ve kıyıya vuran dalgalar artık kan kırmızısıydı. Bir sonraki durak, Odysseus askerleri bal gibi tatlı meyveyi denedikleri nilüfer diyarıydı ve eve döneceklerine dair inançlarını yitirdiler. Askerlerini yeniden toplayan Odysseus, kaçmaları için onları sandallarına geri yolladı.

İşlerin gerçek anlamda çıkmaza girdiği yer ise Cyclops adasıydı. Adayı keşfedip keçi avlarken, Odysseus ve adamları, denizler tanrısı Poseidon’un oğlu olan tek gözlü dev Polyphemus’un mağarasında tuzağa düşürüldüler. Kaptanlarının becerikliliği ve soğukkanlılığı sayesinde, askerler Cyclopsu kör ettiler ve kuzulara binerek ininden kaçtılar. Ama gemiye doğru dönerlerken Cyclopsun kıyıdan attığı kaya parçalarıyla suya batmaya başladılar. Odysseus kontrolünü bir anlık kaybetti ve Polyphemus’a kükredi:

Cyclops, eğer dünya üzerinde bir insan, seni kim kör etti diye sorup seni utandırırsa, onlara şehirlerin fatihi Odysseus de! O ki, senin gözünü oydu.

Bu ölümcül bir hamleydi. Polyphemus intikam için Poseideon‘u çağırdı ve bunun sonucunda Odysseus o günden sonra kötü şanstan başka bir şey görmedi. Tanrılar, yaratıklar ve fırtınalı gökyüzü onun gemisini gideceği yerden uzaklaştırmak için elinden geleni yaptı.

Odysseus’un Cyclops’la karşılaşmasının öyküsü, değişim bağlamında kendi kendini kontrol etme konusunda iki önemli ders sunuyor. Bu dersler, Odysseus’un zamanıyla olduğu kadar bugünle de ilgili. İlk ve en önemli ders, kendi kendini kontrol etmenin değişimle başa çıkmak için hayati bir meta olması.  Bazen, değişimin getirdiği yükle, Odysseus ve askerleri gibi gökyüzünden yağan taşlarla saldırıya uğramış gibi hissedebiliriz. Ve temize çıkabildiğinizi düşündüğünüzde, kendinizi düşmanınızın sert çığlıklarının içinde bulabilirsiniz! Kendinizi kurtardığınız zaman ise artık çok geç olmuştur.

Odysseanlıların kaderi, kendi kendini kontrol edemeden değişime yönelmeye çalışan herkesi bekler.

Odysseus’un masalından alınacak ikinci ders, ilkinden daha az açıktır, ama aynı derecede önemlidir. Bu kişisel kontrolün sınırları ile ilgilidir. Belki de kaderinizin efendisi olduğunu düşünüyorsunuzdur. Belki baskı altındayken sakin kalmak için inanılmaz bir yeteneğin vardır. Öyle olsa bile, odağınızın ve soğukkanlılığınızın her durumda aynı olacağını varsaymamalısınız. Gerçek şu ki hayatınızın büyük bir kısmı kontrolümüz dışındadır. Güçleriniz ne olursa olsun, sınırları vardır. Yalnızca tanrılar kaderin egemen ustalarıdır.

Odysseus bu derslerden mahrumdu. Kaderinin efendisi olduğunu ve istediği her şeyi yapıp söyleyebileceğini varsaydı. Poseidon’un hatırlattığı gibi bu büyük bir hataydı. Bu ders, Yunan Edebiyatı’nda tekrarlayarak ortaya çıkar:

Sen bir tanrı değilsin. Bunu unutma.

Bu, bugün hala deneyimlediğimiz bir derstir. Odysseus gibi, kendimize çok düşkün olma alışkanlığımız hala var. Gurur ve ego tarafından beslendikçe , evrenin efendileri olmasak bile, bizim alanımızın efendisi olduğumuza inanmamıza izin veririz. Meleklerin basmaya korktuğu yere doğru hamle yapıyoruz. Ve Odysseus’un kaderiyle acı çekiyoruz. Elimizi çok fazla oynatıyoruz ve karttan  evlerimiz  yıkıldığında, bizler de onunla birlikte düşüyoruz. Hayallerimizin harabeleri içinde, kendimize nasıl inandığımızı merak ediyoruz.

Bu, kendisini kontrol eden  birinin davranışı değildir. Değişimle başarılı bir şekilde başa çıkmak için ihtiyacımız olan içsel ustalığı yansıtmaz.

Efsaneler ve mitler tarafından yanıltığımız kadar Hollywood tarafından da yanıltılıyoruz. Hollywood otokontrolü gösterirken,  yarış sürücülerini,pilotları bomba imha uzmanlarını  tek bir ter damlası düşürmeden  zor görevler yerine getirmek için eğitilen insanları görüyoruz. Tom Cruise’un Maverick olarak sahnelere dönüşü Top Gun,buna bir örnek. Maverick saf odak ve soğukkanlılıktır. Bir pilot olarak, tüm kuralları çiğner, sadece yetenek sayesinde her şeyi yenebileceğinden emindir.

Maverick’e ne olur? Maverick tamamen kontrolden çıkan bir duruma girer. Maverick, arkadaşı Goose’un kaybıyla yıkılır. Sarhoş olur, uçmayı reddeder ve bitik hale düşer.

Maverick, yaşamın sürprizleriyle, sadece odaklanmaktan ve kontrolde kalmaktan fazlasına ihtiyacınız olduğunu öğrenir.Kaderin sakince kabullenilmesine ihtiyacımız vardır. Bunu yaptığımız gerçeğini kabul edemezsek, beklenmedik durumlarda, en çok ihtiyacımız olduğunda kontrolü kaybetmekle eziliriz. Otokontrolümüzü belirsizlik ve risk koşullarında koruyabildiğimizden emin olmak için, belirli koşullar altında, kaderi kabul etmemiz gerekir.

Bu bir tevazu meselesidir. Hayatın sizin ellerinizin dışında olduğunu kabul etmek zorundasınızdır.  Durumunuzu değiştirdiğinizde vites değiştiriniz, durumu yeniden değerlendirip, durumunuzu kontrol etmeye odaklanmalısınız.

Gerçek otokontrolü geliştirmemiz için gerekli olan budur. Otokontrol eşit parçada odak, ilerleme ve alçakgönüllülüktür. Doğru olanı  yapmak için hayattan sorumlu olmak zorundayız. Gururumuzu mantıkla sindirmemiz gerekir.

Dünyayı ele geçirecek bir durumda bulunmadan önce kendi evinizin efendisi olmalısınız.

Yazar: Tim Rayner
Çeviri: Rüveyde Müge Turhan
Kaynak: philosophyforchange

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. 

Please complete the required fields.