Bir alan yaratmak için öncelikle bir boşluğa sahip olmak gerekir. Düzenin içinde uygun ve müsait bir boşluk…

Anlam bu boşluğu dolduran asıl şey gibi durmakta ve zaman yanılsaması biraz da bu boşluğun derinliği ile ilgili gibi… Sorunlu bir ben ile sorun çözen bir ötekinin uyuşması en elzem ortaklık ise ötekinin dayatması ben için ne kadar zor olsa da gerçekleştirmek için mücadele zorunluluğu oluşturmakta ve kendini fark ediş acısından bir ayna tutmaktadır. Yani kendini arayan bir ben öteki ile zıtlaştığı miktarda yine kendini, kendine mahkûm etmiş sayılır.

Benlik, kişinin var olan öz değerlerinin mevcut şartlara uyum sağlama çabasıdır. Bu çaba hangi ölçüde, nasıl bir anlayışla, kendine ve ötekine ne kadar uyum gösterirse, çatışma da o kadar az olmakta ve denge tabir edilen ölçülülük de o kadar kusursuz olmaktadır. Zıtlaşma söz konusu olduğunda ise bencilik kutsanmakta, ideal ben yanılsamasına kanılmakta ve bu yanlış ve yanlı algı sonucu yaşantılanmış ya da yaşanılası herhangi  bir olayın maktûlü ve sanığının yine kendisi olmasına neden olmaktadır.

Her hayat kendi ölümünü yaratır. Bu hipotezin tam tersi de geçerli olsa gerek…Yaşayan bir ben mutlaka ölen öteki ile irtibat kurmak zorundadır. Öldürdükleri aynı zamanda oldurduklarının kanıtını teşkil etmekte ve bu irtibat dahilinde yeni benlik oluşumuna yeni özellikler ve donatılar getirmektedir. Hipotezin tersi olan her ölüm kendi hayatını yaratır için de aynı şeyi söylemek mümkün. Zira yaşamın ölümden, ölümün yaşamdan öğreneceği çok şey var gibi görünmekte…

Bu duruma ben ile öteki arasındaki ilişki açısından bakacak olursak; benin içinde yaşayan bir öteki olduğunu, ötekinin yaşamasının ben ile arasındaki ilişkiye bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Ölü bir öteki ile yaşayan bir ben, yaşayan ölüler gibi öldüğünü hatırlayamaması anlamına gelir. Dolayısıyla kendi başına kalmış bir ben salt kendi gerçekliğini en doğru gerçeklik gibi kabul edecek ve yaşantısını büyük bir yanlışlama üzerine kuracaktır. Oysaki ahlakî ölçüleri, çevresel öngörüleri olan bir öteki, benin daha sağlıklı ilişkiler kurmasına ve kendini değerli hissetmesine sebep olacaktır. Buradan hareketle her ben bir ötekine muhtaçtır da diyebiliriz.

Her ben, bir ötekine muhtaç ise ötekinin de kendi yasam alanı sınırları içerisinde bir hayatı olması için bunu sağlayacak bir bene ihtiyacı vardır. Karşılıklı bir alışveriş söz konusu gibi görünmekle birlikte, birbirlerinin alanlarına müdahil olunduğu noktada standarttan sapmalar meydana gelmekte ve üstünlük iddiaları, inatlaşmalar ve içe kapanma durumları yaşanmaktadır. Mesela ben yaşam alanını değiştirmek istedi. Öteki ekonomik sebepleri ileri sürerek beni alıkoyabilir. Ötekinin ahlakî olarak önemsediği bir tabuyu ben yok sayarak yıkabilir. Bu ve benzer durumlar çatışmanın başlangıcı olabileceği gibi ben ve ötekinin birbirlerini yok saymasına ve hatta neredeyse kişilik bölünmesine bile yol açabilir.

Yunus Emre’nin “Beni bende deme bende değilim / Bir ben var benden içeri” mısraları ben ile ötekinin birbirine karşıt gelmesi sonucu gerçekleşen çatışmaya güzel bir örnektir.

Dizginlerini eline almış bir ben, benlik oluşumunu gerçekleştirirken  ötekiden destek almalı ve sağlıklı bir benlik inşası için gerekli rehberliği edinmelidir. Çünkü işi en doğru hesabı tutturmak üzerine olan öteki için uyumlu bir ben kendinin de uysallaşmasına ve daha sakin öngörülerde bulunmasına neden olmaktadır. Diğer bir husus da uygun bir benlik oluşturmak için yeterli bir boşluk yaratılmasıdır. Zira hayata dair anlam, bu boşluğun merkezine dikilerek kök salması sağlanır. Benin istek ve ihtiyaçları ile ötekinin bu istek ve ihtiyaçlara en doğru şekilde ulaşılmasının sağlanması desteklenerek sağlıklı bir benlik oluşumu gerçekleştirilebilir.

Doğru bir benlik inşası, ben ve ötekinin birbirleriyle çatışmamasına, çekişmemesine ve çelişkiye düşmemesine ihtiyaç duyar. Ne ben tek başına yaşamayı becerebilir, ne de öteki tek başına  ölmeyi. Her ne kadar Freud ötekini olumsuzlama üzerine anlatmaya çalışsa da, öteki diye tabir ettiği bilinçdışı benin başarı güdüsünü destekleyen ve ödül mekanizmasını düzenleyen bir unsurdur. Ötekiden mahrum bir ben bu duyguları kendi başına yaşayamadığı için daha çok çalışmakta ama tatmin duygusuna ulaşamamaktadır. Bu durum da kişide farklı ruhsal sapmalara neden olabilir. Örneğin reddiyeci bir narsist, içine kapanmış bir depresif…

O halde Yunus gibi diyelim: “Bir ben var benden içeri

Çünkü; Bir ben var bir de öteki…

Kaynakça:

HAN, Byung Chul (2017) Şiddetin Topolojisi. Dilek Zapçıoğlu (Çev.).İstanbul. Metis Yayınları.

Yazar: Ertan Yavuz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. 

Please complete the required fields.