Judith Butler’a göre, kısaca ifade edilecek olursa, bir cinsiyeti tayin etmek için başvurulan sözde ‘indirgenemez’ maddeselliğin kendisi de cinsiyet gibi bir kültürel inşadır. Böylesi bir tanım ışığında maddenin ve dolayısıyla cinsiyetin iktidar ilişkilerine ya da politik amaçların hizmetine savunulması ise kaçınılmazdır. Butler’ın ana iddiası şöyle ifade edilebilir:  Madde olarak bedenin ve cinsiyetleştirilmiş olarak maddenin kesişimi ‘cinsiyetleştirilmiş bedenler’dir.

Temelde sorulmak istenen soru şudur: Kültürel bir inşada (bu cinsiyet rolleri de olabilir) madde olarak beden, öncül ya da kanıt olarak kullanılabilir mi? İnşa edilmişlik ve maddesellik birbirlerine zıt nosyonlar olarak düşünülürse cevap olumsuzdur. Oysa Butler’ın gösterdiği, maddenin cinsiyeti ile bir cinsiyetin maddeselliğinin iç içeliğidir. Basitçe durum şudur: Cinsiyetin maddeselliğinin, kültürel inşaları temellendiren bir söylem olarak algılanması ve buna ek olarak bu maddeselliğin kendisinin de bir kültürel inşa olarak düşünülebilmesi.

Anlamın ya da kültürel bir kodun dayanağı olarak kabul gören beden, bizatihi anlamın kurucusu ve üreticisidir. Yani madde ve anlamın birlikteliği ya da karşılıklılık belirlenimi söz konusudur. Dilin dışındaki maddenin kuruluşu, yine dil aracılığıyla gerçekleştiğinde olumsal olan dilin koşullarıyla sınırlandırılacaktır.

Bir olgu (İngilizcede “is” fiili) olarak beden ve bir değer (İngilizcede “ought” yardımcı fiili) olarak cinsiyetin kesin ve net bir ayrımından mı bahsedilmeli yoksa birlikte varoluşlarından mı? Alasdair McIntyre’in de iddia ettiği üzere olgular ile değerler arasında arzu, istek, ihtiyaç, zevk, mutluluk, sağlık gibi bağ kuran ara terimler vardır. Tam da bu terimler birer üst başlık olarak kültürel inşanın önemli parçalarıdır.

Olgusal bir önermenin “geçerli” ya da “geçersiz” olarak hükümlendirilmesi, bir anlamda onun ‘değer’lendirilmesidir de.  Butler, Aristoteles’in maddeye olasılık, forma ise gerçeklik atfetmesini kendi teorisi için önemli bir unsur olarak dile getirir. Öte yandan maddenin zamansallaştırılması ve sürekli bir olasılık dahilinde tutulması farklı farklı değerlere kapı aralar. Butler’ın Eski Yunan felsefesinde dikkat çektiği bu durum yine Eski Yunan’da yaşayanların kültürel söylemlerinden de çıkarılabilir. Üreme eylemi kadın ve erkeğin ortaklığında gerçekleşir ama kadının maddeye, erkeğin ise forma katkıda bulunduğu mitosuna yaygın olarak inanılır.

Sonuç olarak, kültürel bir kodun dayanağı olduğu için indirgenemez olarak düşünülen ‘madde’nin dahi bir öz olarak gösterilemeyeceğini söyleyebiliriz. Butler’ın yukarıda örneklenen fikirleri doğrultusunda görüyoruz ki maddenin kendisi de ancak inşa sonucu açığa çıkabilmektedir.

Kaynakça:

Butler, J. (2011). Gender trouble: Feminism and the subversion of identity. Routledge.

MacIntyre, A. C. (1969). Hume on ‘is’ and ‘ought’. In The Is-Ought Question (ss. 35-50). Palgrave Macmillan, London.

Yazar: Aziz Ardıç

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.

Please complete the required fields.