Geçtiğimiz Ocak ayında son yolculuğuna uğurladığımız Ursula Le Guin anısına yazılmış birçok makale onun hikaye anlatmadaki muhteşem gücünün tanıklığını yapıyor.  Le Guin’in hikayeleri bizlere, aldatıcı derecede sıradan (Karanlığın Sol Eli), uzak ama ihtimal dahilinde olandan (bilim kurgu romanlarından Hainish Cycle) büyüleyici derecede fantastik (Yerdeniz öyküleri) olana kadar, çok geniş çaplı bir alanda insan olmanın birçok farklı şekline dair iç görü kazandırıyor. Hikâyeleri, başkalarını ve kendimizi anlamada yardımcı oluyor. Aynı zamanda dilin hayali dünyalar yaratmada ne kadar büyük bir güce sahip olduğunu gösteriyor.

1974 yılında ödül almış Mülksüzler romanında bunu açıkça görebilmemiz mümkün. Roman 1974 yılından beri yayımlanıyor ve en az 30 dile çevirisi yapılmış.  Roman, Shevek ismindeki bilim insanının öyküsünü ve yeni icadının tüm insanlığa fayda getirmesini garanti altına almak amacıyla iki gezegenin bürokrasisine karşı açtığı savaşı anlatıyor.  İcat, ışık hızı iletişiminin sınırlıklılarını aşan bir “anlık iletişim” cihazıdır. Fakat bu cihaz aslında sadece anlatının yapay bir dokusu. Asıl hikâye insanlar, kültürler ve tüm bunların dil vasıtasıyla nasıl inşa edildiğiyle ilgili.

Mülksüzler, insan yerleşkesi iki ayrı gezegende geçiyor. Biri 1970lerin Dünya’sına çok benzer Urras, diğeri Urras’ın uydusu birleşik anarşistler topluluğunun yaşadığı Anarres’tir. Urras’tan daha iyi ve daha adil bir yaşam arayışı için ayrılan ve sonunda bir topluluk oluşturan insanlar Annares’e yerleşiyor ve yaklaşık 150 yıl boyunca Urran kültüründen oldukça kopuk bir yaşam sürüyorlar.

Anarres mülkün, paranın ve hatta yasanın olmadığı bir gezegen. Buna rağmen danışma bürokrasisi ve bir takım ortak düzenlemeleri vardır ki bunlardan biri de Pravic dilidir. Pravic dili, insan dillerine iyice sızmış olan gündelik sahibiyet ifadelerinin dile getirilmesini imkânsız kılmak amacıyla ilk yerleşenler tarafından yaratılmıştır.

Kuşkusuz Anarres bir ütopya. Zaten o yüzden Thomas More’un Ütopya eserinin ilk yayımlanışının 500. Yıldönümüne ithafen Somerset House’da düzenlenen Utopia 2016 sergisinde oldukça iyi bir yer edindi. Sergi, birçok farklı sanatçının ütopik imgelemlerini teşhir etti. Bunların arasından Onkar Kular ve Noam Toran adlı iki sanatçı Anarres ütopyasının Night School on Anarres diye isimlendirdikleri öğrenme alanına dahil edilmesini önerdiler. Öğrenme alanı Dünya insanlarına çalışan anarşist bir toplumun nasıl olacağına dair bir pencere açmak şiarıyla Antarres gezegenini ve kültürünü sergileyecek şekilde tasarlandı.

İşte tam burada devreye ben girdim. King’s College’da İngiliz Dili ve Dilbilimi Lisans programında ders vermekteyim. Dersimde öğrencilerim kendileri yeni bir dil (conlag) oluşturur ve o dille ilgili açıklamalarda bulunurlar. Bu ders öğrencilere, dilin soyut manada nasıl işlev gösterdiğine (ya da gösterebileceğine) dair bilgilerini açığa çıkarmada bir fırsat verir. Fakat aynı zamanda mantık yürütürken yaratıcılık imkânı da sağlanmış oluyor.

Kular ve Toran Pravic dilinin bir versiyonunu projeleri için üretmemi istediler. Üreteceğim dil kitapta tarif edilene mümkün olduğunca yakın, temel ifadeleri bir saat içinde öğretecek kadar kolay olmak zorundaydı. Yine de gerçek bir dil gibi olmalıydı.

İlk tasarımım Le Guin’in Pravic dili ile ilgili kitapta anlattığı her şeyi bünyesinde barındırıyordu. Tasarladığım bu dil iyelik zamirleri (benim, senin, onların vb.) gibi sahibiyet ifadelerini kullanmayı oldukça zor kılmıştı. Fakat “sahip olmak, vermek” gibi basit kelimeler de dilde barınmamalıydı.

Kişisellik ifadeleri ise sınırlandırılmıştı: ”İnsanlar bir şeyler ‘yap’ar” tarzı cümleler eyleme sahibiyet kazandırmamak adına kullanılmayacaktı, bunun yerine “bir şeyler insanlar tarafından ‘yapıl’ır” şeklindeki ifadeler yer alacaktı. Nitekim dilin tamamı edilgen yapıda olmak durumunda kaldı.

Kişisellik ifadelerini azaltmada çizdiğim bir başka yol ise Malay dili sayesinde oldu. ‘Ben’ ve ‘Sen’ gibi zamirlerin yerine ‘bir konuşmacı’ ve ‘dinleyici(ler) gibi görev bildiren isim öbekleri kullanıldı. Bunun bir benzeri Taht Oyunları dizisindeki Yüzsüz Adamlar tarafından kullanıldı.

Sonunda, Pravic dilinin biraz da İngilizceleştirilmiş hali olsa da, Pravlish derslerde kullanılmaya başlandı.  Öğrencilerime gezi konferans videosunu izletip bir takım temel Pravic dili kurallarına (kişi zamirlerinin ve sahipliğin olmaması, eylemi gerçekleştirenin en son ifade edilmesi, insanların bir şey yapmaması, bundan ziyade şeylerin insanlara olması gibi) aşina olmalarını sağladım. Ardından onlardan Julius Ceaser’ın “Geldim, gördüm, fethettim” ile 14.Louis’nin “Yasal çünkü ben öyle istiyorum.” ünlü sözleri gibi  Pravic diline çevrilmesi zor birkaç cümleyi çevirmelerini istedim. Gelen sonular dâhiyane ve oldukça eğlenceliydi.

Ursula le Guin Mülksüzler eserinde anarşizmin gerçek insanlarca gerçek bir dünyada nasıl işlev göstereceğine dair dürüst bir bakış açısı sunuyor. Night School projesinin de aynı şeyi yeni seyircilerine yaptığını düşünmek istiyorum. Dilbilimsel anlamda, bu proje dilin sadece anlam alıp verdiğimiz bir kodlama aracı olmadığını, bundan ziyade yeni anlamlar üretmede aktif bir görevinin olduğunu gösterdi. Bu da demek oluyor ki dilimiz içerisine inşa ettiğimiz yeni uygulamalar hangi anlamların mümkün olabileceğini etkilemektedir.

Yazar: Martin Edwardes
Çevirmen: Merve Erdoğdu
Kaynak: theconversation

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.