Bizlere, internet çağının demokrasinin yeniden doğuşuna kulak vereceği söylenmişti — ya da hiç olmadığı yerlerdeki başlangıçlarına. Eskinin hakim sınıflarının kendi kendini örgütleyen kitlelerce alt edileceği, gelişmekte olan sosyal hareketlerin yeni gücünün, merkezileşmiş hiyerarşilerin yerini alacağı da söylenmişti. Ve şimdi, Birleşik Devletler’deki milyonlarca insan, Donald Trump’ı destekleyerek sisteme karşı harekete geçiyorlar. Bizlere, seçimlerde, zenginliği aynı kendiliğinden örgütlenen kitlelerin banka hesaplarından, kendi hesaplarına ve yandaşlarına akıtan sömürgeci ekonomik politikaların statükocu mantığına hizmet eden iki kolektif adaydan birini vermeye yönelik bir tercih mimarisi görüyoruz.
İçimdeki bilişsel bilimci, buna hiç şaşırmadı. İnsan zihninin nasıl çalıştığını ve özellikle de toplumsal anlamın dil, ritüel uygulamalar, sosyal kurumlarda ortaya çıkan ilişkiler ve roller gibi kültürel yapılar vasıtasıyla nasıl paylaşıldığını ve bütün bunların toplum içindeki yaygın değerler ve kurallarla nasıl etkileşime geçtiğini inceliyorum.
Bu geniş çaplı araştırmadan (psikoloji, dilbilimsel, evrimsel çalışmalar, nörobilim, antropoloji ve bilgisayar mühendisliği gibi alanları kapsayan) çıkabilecek önemli keşifler, insan zihninin, fiziksel olarak anlam yaratma sürecini bilinçli farkındalıktan saklamak üzere yapılanmış olmasıdır.
Dış dünyaya bakarız ve bize “anlamlı gelir”. Beyinlerimiz, benzer kalıpları -onları kısmen göründükleri yerde tamamlayarak-tanımak için kendilerini hayatlarımıza bağlarlar. Bir odaya göz gezdirdiğimizde  —benim bu kelimeleri yazarken Seattle’daki kahve dükkanında oturduğum oda gibi —  gördüğümüz şey sandalyeler, masalar, kadınlar ve erkekler gibi şeyler için tanınabilir şekillerdir; her biri bilinen bir kategori içinde, bize onun bir insan, bir mobilya veya bir nesne olduğunu söyler.

Fakat, bu görsel bilgiyi zihnimize aktarmak için retinalarımıza vuran fotonlara bilinçli bir erişimimiz yoktur. Bilgiler, duygusal tepki yaratmak ve bilincimizde bütün olarak ortaya çıkan “gestalt” anlamlarını üretmek için beynimizin diğer kısımlarına iletildiğinde, görsel korteksimizin kenarları ve sınırları belirleyen ya da renkleri tamamlayan kısmını hissedemeyiz.
Zihin işte bu şekilde çalışır. Anlamın illüzyonlarını yapılandırıp sonra hayatımıza devam ederken onlara anlamlı şeyler gibi yaklaşırız. Dünyayı, zengin bir biçimde yapılanmış ve anlamlı olarak deneyimleriz, çünkü beyinlerimiz ve vücutlarımız, milyonlarca yıl boyunca, bugün olduğumuz kültürel hayvanlar olmamız için evrilmiştir.

Bunun politik güçle ne ilgisi var? Tek cümleyle; çok ilgisi var.

Güç ilüzyonunun bir çeşit gerçek güç olduğuna dair kışkırtıcı bir iddiada bulunacağım. Bu, Donald Trump’ın sembolik bir ikon olarak (veya Hillary Clinton’ın kültürel mem -Richard Dawkins’in ortaya attığı kültürel iletim birimi- olarak.) ekonomik ve politik gücün mevcut düzenini korumak için nüfuzunu kullanabileceğinin kanıtıdır.
Türümüzün tarihi boyunca, atalarımız yaşam sürelerinin %99’unu birkaç düzine ya da birkaç yüz insandan oluşan küçük avcı toplayıcı topluluklarla geçirdi. Bu topluluklar, neredeyse bütünüyle eşitlikçilerdi çünkü herkes birbirini tanırdı ve sözde diktatörler mahcup etme, (toplumun diğer üyelerini bu kişilere karşı) harekete geçirme, sürgün etme ve bazı nadir vakalarda infaz süreçleri vasıtasıyla kontrol altında tutuluyordu.
İnsan kültürlerinin sosyal doğası gereği, diğer insanlarca yönetilmekten hoşlanmıyoruz. Bu, bizde muazzam ölçüde endişe ve stres yaratıyor. Bu yüzden, arkadaşlarımız ve ailemiz arasında hayal kırıklıklarımızı dile getirip dedikodu yayma fırsatına sahip olduğumuzda, sorunların oldukça hızlı çözüldüğünü görüyoruz.
Fakat bütün bunlar, 10.000 yıl önce tarımın doğuşundan sonra, geniş, hiyerarşik şehir devletlerinin yükselişiyle değişti. İş bölümünün, bu yerleşim yerlerindeki artan nüfus içinde ortaya çıkmasıyla, hakim sınıftan birilerinin iş bölümünden faydalanıp nüfusu kendilerinin lehine çevirip iktidarda kalması olası hale geldi.

Teknolojik ilerlemelerin, karmaşık eğitim ve iletişim sistemleri yaratmamıza olanak sağladığı zamanlara doğru ileri saralım zamanı. Görüntülü ve sesli bilginin televizyon içeriğinde birleştiği ve düşünmeyi bilen, kime güveneceklerini, köklerinin nereden geldiğini, üye oldukları kabile için neyin iyi ve adil olduğunu ve diğer kabilelerin kendilerine nasıl sorun yarattığını söyleyen kültür “yüklemeleri” aracılığıyla hareket eden okur yazar bir nüfusun olduğu zamanlara. Bu nevi bir çevre, propagandanın menfaati için “seçer”; bir nüfusu bölmek ve fethetmek için. Bu da, gerçek hakkındaki hikayelerin birçok insanın zihninde (ki, bu insanlar çevrelerinde uygun hatırlatıcılarla karşılaştıklarında bu hikayeleri tekrar ediyorlar) dönüp durmasını sağlıyor. Bu da, güç ilüzyonunu toplumsal denetim adına en güçlü araçlardan biri haline getiriyor.

Peki, Donald Trump’ın kampanya danışmanlarının Trump’ın eşi için (2016’daki Cumhuriyetçi Ulusal Kongre’de kullanılmak üzere) Michelle Obama’nın 2008 konuşmasını intihal etmeyi seçmesi neden önemli? Bu önemli, çünkü ABD politik kültürüne daha önce yerleşmiş hikaye örgülerini harekete geçiriyor. Ki, bu hikayeler, Demokrat Partiye sadık neferlerin, medya içeriğini aktif olarak paylaşarak, Cumhuriyetçi demagoji bünyesindeki ahlaki yozlaşmışlık karşısında ne kadar dehşete düşmüş, tiksinmiş ve korkmuş olduklarını öne sürmelerine neden oldu.
Hatta bu, Cumhuriyetçi Partiye sadık kişilerin zihinlerinde de, habersiz oldukları entelektüel elitler, liberal müesseseler, onları on yıllar boyunca muhafazakar tartışma programları ve televizyon şovları vasıtasıyla besleyen partinin ağır yozlaşmışlıkla dolu tarihi hakkında farklı bir dizi hikayeyi harekete geçirdi.

Diğer taraftan oluştuğunu gördüğümüz şey, ikili karşıtlığın tahmin edilebilir modelidir. Birçok farklı alt kültürün çok kültürlü gerçekliği -Afrikalı Amerikalılar, Orta Batı’daki banliyö mahalleleri, batı yakasındaki üçüncü nesil Asyalı topluluklar, Appalaş dağlarındaki köylüler ve Great Plains’deki kabadayılar, New York Yahudileri ve dahası —gözden kayboluyor ve bizler, destansı egemenlik (birçoğumuzu birbirinden ayıran ve yabancılaştıran) savaşlarında çarpışan iki takıma dair güçlü bir izlenimle baş başa kalıyoruz. İşte, yukarıda bahsettiğim ikili “tercih mimarisi”nin tahsis edilme şekli budur. Coğrafyamızın kaderi, sosyal denetim süreci dahilinde maksatlı ve kasıtlı olarak iki adet istenmeyen seçeneğe indirgendi.

Bu yüzden, çoğumuz oy kullanmıyoruz.

Ve aynı hakim sınıflar (kendi hükümetimiz için kolektif kontrolü destekleyen ve bunu denizaşırı yabancı hükümetleri sömürme aracı olarak gören) iktidarda kalıyor. Bizleri, ilüzyonlarımızın etrafı sarmasına izin vererek kontrol ediyorlar.

Başka bir şekilde söylersek, kolektif olarak kontrolü elinde tutanlar bizleriz. Fakat oynadığımız rollere karşı kör oluşumuz, bunu görmemizi engelliyor. Bizler görünmez enerjiyiz— hakim elitlerin gücü elde etmek için kullandığı politikanın hayat ışığıyız.

Şimdi, canavarı beslemeyi bırakıp kendimizi düşünmenin zamanıdır.

Yazar: Joe Brewer

Çeviri: Zeynep Şenel Gencer

Kaynak: Films for Action