(Birinci Bölüm)

Pozdnişev’i Tolstoy’un “Hüzünlü Evlilik” isimli hikâyesinden tanıyoruz. Bir delilik anında karısını öldüren Pozdnişev −kendisini tanıtmadan önce onu “bir yolcu” olarak okuyoruz− kadın, erkek, ana-babalık, aşk, ahlak ve evlilik hakkında bizim gör(e)mediklerimizi, belki de görmek, üzerinde düşünmek istemediklerimizi ilginç, keskin ve kendinden emin tahlilleriyle gözler önüne seriyor. Hikâyenin başında bir tren yolculuğu yapmakta olan altı kişinin (bir tüccar, bir tüccar yamağı, bir kadın, bir avukat, bir yolcu ve anlatıcımız) diyaloglarıyla karşılaşmaktayız. Pozdnişev bu ilk diyaloglara dâhil olmuyor, konuşulanları dinliyor, sonrasında ise evlilik hayatında bahsi geçmekte olan bunalımları yaşamış biri olarak söze atılmak ihtiyacı duyuyor ve kendini tanıtıyor. Yazımızın ilk bölümünde, söze çok fazla karışmadan kişilerimizi gözlemleyecek, sonraki bölümlerde Pozdnişev’imizin hikâyesini onun ağzından dinleyecek, eğilmek istediğimiz meseleler üzerinde düşünmeye çalışacağız.

***

(Avukat) Sonra açık açık kocasına, onunla birlikte olamayacağını, artık kendisiyle birlikte yaşamak istemediğini bildirmiş… Eskiden böyle şeyler olmuyordu, değil mi?

(Tüccar) Eskiden de böyle şeyler olurdu ama çok daha az olurdu. Günümüzde böyle şeylerin olması gayet normal, halkımız gitgide daha çok okumaya başladı.

(Kadın)  Eğitimin ne kusuru var? Eskisi gibi kızla erkeğin birbirini görmeden evlenmesi daha mı iyi? Kadınlar, sevip sevemeyeceklerini bilmeden, bunu kendi kendilerine bile sormaksızın, önlerine çıkan ilk insanla rastgele evleniyor, tüm hayatlarını mahvedecek bir bağı itirazsız kabul ediyorlardı. Size göre yine böyle mi olmalı?

(Tüccar) Bugün herkes bilgiç kesildi.

(Avukat) Eğitimle aile içi geçimsizliğin arasındaki ilişki üzerine düşüncelerinizi öğrenmek isterdik.

(Kadın) Yok, yok… O günler geçti artık!

(Avukat) Bırakın da beyefendi düşüncelerini söylesin.

(Tüccar) Eğitimin sonu budalalıktır!

(Kadın) Birbirlerini sevmeyen insanları evlendirip sonra da onların geçinemediklerini görerek şaşırıyorlar. Sahibinin isteğine göre ancak hayvanlar çiftleşirler; insanların kendilerine göre arzuları ve sevgileri vardır.

(Tüccar) Yanılıyorsunuz bayan. Hayvan hayvandır. İnsanlar içinse birtakım yasalar yapılmıştır, onlarla yaşamaya mecburdur.

(Kadın) Peki ama insan sevmediği bir erkekle nasıl yaşayabilir?

(Tüccar) Eskiden böyle sorunlar hiç yoktu. Bunlar yeni ortaya çıktı. En önemsiz bir tartışmadan sonra kadın, hemen kocasına, “Seni bırakıp gidiyorum işte” diyebiliyor. Bu, köylüler arasında bile yaygın hâle geldi. Köylü kadınları bile “Tasını tarağını topla; ben Vanka ile gidiyorum. Onun saçları daha ağarmamış” deyiveriyor. Gel de çık işin içinden. Kadının içinde biraz korku olmalı, korku…

(Kadın) Ne korkusu?

(Tüccar) Basbayağı korku! Kadın, kocasından korkmalıdır; işte o kadar.

(Kadın) Aman efendim, o zamanlar geçti!

(Tüccar) Hayır, efendim! Zannettiğiniz kadar geçmedi. Geçemez de! Tıpkı Havva’nın Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılması gibi, bu böyledir ve dünyanın sonuna kadar da böyle kalacaktır.

(Kadın) Elbette bir erkek olarak böyle düşüneceksiniz. Özgürlük hep size kalır; biz kadınlara kalansa sizin köleniz olmak. Bizi hapsederken siz, özgürlüğü doyasıya yaşamaktasınız.

(Tüccar) Elbette, erkek olmak başka, ama kadının da cam bir sürahi olduğunu unutmamak gerekir.

(Kadın) Siz kadının da bir insan olduğunu, erkekler kadar onların da duygularının bulunduğunu kabul etmiyor musunuz? Kocasını sevmiyorsa ne yapsın?

(Tüccar) Kocasını sevmiyorsa ne demek? Bir kadın kocasını nasıl sevmez? Öyle şey olmaz! Kocasını sevmeyen kadına, sevmesini öğretirler. (Maruz kaldığımız insanları sevme eğiliminde oluşumuz bu bakış açısını çoğu zaman haklı çıkarır. Görme sıklığı ve sevgi arasındaki ilişkiye dair okumalar için; Robert Zajonc.)

(Kadın) Zorla güzellik olmaz. Sevgi insanın içindedir. İçinden gelmiyorsa zorla, baskıyla sevgi elde edilemez, efendim.

(Avukat) İyi ama ya kadın kocasına ihanet ederse? O zaman ne olacak?

(Tüccar) Bu olamaz. Buna izin verilmemeli. Kocanın bir gözü sürekli eşinin üstünde olmalıdır.

(Avukat) Diyelim ki oldu. Bir yolunu bulup kocasını aldattı. Olmayacak şey değil ya…

(Tüccar) Başka yerde, başkalarında olabilir belki, bizde olması olanaksız. Eğer yine de bir koca karısına sahip olamamışsa artık beter olsun. (Bu kısmı: “Kadına sahip olmak sorumluluğu erkeğindir, kadın kendi kendisine sahip olamayacak kadar yetersiz, edilgen, düşük bir varlıktır” olarak da okuyabiliriz. Kadının ihaneti neredeyse erkeğin suçu!)

(Tüccar yamağı) Benim bir arkadaşım var; karısı yüzünden başına öyle işler geldi ki sormayın. Kocası son derece ağırbaşlı, okumuş biri olmasına karşın karısı, bayraklı geminin tekiydi. Kadın önce muhasebe memurlarından birisiyle kırıştırmaya başlamış, sonradan işi iyice ilerletmiş. Durumu sezinleyen kocası, alttan alıp iyilikle yola getirmek istedi, ancak aldıran kim, kadın yüzsüzün, ahlaksızın teki. Hırsızlığa da yeltenip kocasının parasını çalmaya çalıştı. Bu durum karşısında kocası karısını dövmeye başladı. Ama kadın günden güne daha beter oldu. En sonunda da dinsiz birinin metresi oldu. Şimdi koca ne yapsın? Attı başından belayı. Kadının da ne gecesi belli ne gündüzü; önüne gelenle oynaşıyor. (Dönemin edebiyatında sıkça geçtiği gibi bu hikâyede de kadının aldatması hep ön planda, erkeğinkiler daha fazla göz ardı ediliyor. Üstelik kadın aldatınca ona daha olumsuz sıfatlar atfedilirken, erkek aldatınca onun için görece daha kabul edilebilir –çapkın, hovarda gibi− sıfatlar kullanılıyor.)

(Tüccar) Kusura bakma ama senin bu arkadaşın aptalın biriymiş. Daha baştan kadını şımartmasaydı, dizginleri elinde tutsaydı başına böyle şeyler gelmez, karısı arkasından ayrılmazdı. Atı bağda, kadını ocakta kendi başına bırakmak gerekir. Bırakırsan sonun senin arkadaşınınki gibi olur. Ağaç yaş iken eğilir. İş işten geçtikten sonra, terbiye, ahlak eğitimi sonuç vermez. (Kadının hem zapt edilmesi gereken, hem de ahlakî olarak eğitilmesi gereken pasif bir varlık olduğu görüşüne de sıkça rastlamaktayız.)

(Anlatıcı) İyi ama az önce siz anlatmadınız mı, şu Kunavino panayırında evli erkeklerin, gencecik kızlarla nasıl gönül eğlendirdiklerini?

(Tüccar) O başka bir şey. (Kadının sahip olmaması gereken cinsel özgürlüğe erkek elbette sahip olabilir.)

***

Pozdnişev’imizi burada diğerlerinin konuşmalarına dahil olurken görüyoruz.

***

(Bir yolcu araya girer) Evliliği kutsallaştıran bu aşk da neymiş?

(Kadın) Gerçek aşktan söz ediyorum; iki insanı birbirine bağlayan aşk işte. Evlilik ancak erkekle kadın arasında böyle bir sevgi var olduğu zaman mümkündür. … Aşk, bir erkeğin ya da bir kadının bir başkasını her şeyin üstünde görmesidir.

(Yolcu) Ne kadar zaman için? Bir ay mı, iki gün mü, yoksa yarım saat mi?

(Kadın) Özür dilerim ama siz başka şeyden söz ediyorsunuz.

(Yolcu) Hayır, hayır, aynı şeyden söz ediyoruz!

(Avukat) Hanımefendi, evliliğin kuvvetini aşktan ve eşlerin birbirine olan bağlılığından alması gerektiğini söylüyor. Ancak böyle olursa evlilik kutsal sayılabilir. Yoksa yanlış ve sevgi üzerine kurulmamış bir evlilik kutsallık kazanamaz.

(Yolcu) Evet ben de aynı şeyden söz ediyorum. Bir kişiyi her şeyin üstünde tutma hakkı… Yalnız sormak istediğim, bu tercihin ne kadar süreceğidir.

(Kadın) Ne kadar mı sürer? Yıllarca, ömür boyunca belki…

(Yolcu) Ah, ah! Bunlar romanlarda olur, gerçek hayatta asla! Böyle tercihlerin yıllarca sürdüğü de pek azdır. Çoğu birkaç ay, belki birkaç hafta sürer ancak. Hatta birkaç gün ya da birkaç saat sürdüğü de olur. Evet, biliyorum. Siz, nasıl olması gerektiğinden yola çıkıyorsunuz. Ben ise gerçeği, var olanı söylemek istiyorum. Sizin aşk dediğiniz ihtirası, bütün erkekler, her güzel kadına karşı duyar. Fakat kendi karısı için pek duymaz. (Olması gerektiği gibi kendi karısı için ihtiras duymak kendisine ahlaksızca gelirken, başka kadınlara karşı ihtiras duymak Pozdnişev’imize olağan geliyor. )

(Kadın) Hayır, hayır, bu söyledikleriniz çok korkunç şeyler! İnsanlar, aşk denilen tutkuyu gerçekten duyarlar… Hem de aylar ya da yıllar boyu değil, tüm yaşam boyu duyabilirler.

(Yolcu) Asla! Bir erkek, bir kadının ömrü boyunca sevse bile kadın, muhakkak bir başkasını sevecektir. Bu böyle gelmiş, böyle gidecektir. (Yine kadın sadakatsizliği vurgulanıyor.)

(Avukat) Evet ama bu duygular karşılıklı da olabilir.

(Yolcu) Hayır efendim, imkânı yok! Sizin bu söylediğiniz, tıpkı bir çuval dolusu nohudun içinden, işaretli iki nohudun yan yana gelmesi ihtimali kadar zayıf… Yaşam boyu bir erkeğin bir kadını sevebileceğini söylemek, bir mumun yaşam boyu yanabileceğine inanmak gibidir.

(Kadın) Evet, ama siz hep maddi aşktan söz ediyorsunuz, Düşüncelerin birleştiği, ruh yakınlığının söz konusu olduğu karşılıklı bir sevgi olamaz mı diyorsunuz?

(Yolcu) Ortak düşünceler… Ruh yakınlığı… Böyle olmasını isterdim. Peki, ama o zaman kabalığımı hoşgörün, neden yatıyorlar öyleyse? Yoksa insanlar düşüncelerinin ortaklığından mı yatarlar dersiniz?

(Kadın) Özür dilerim ama olaylar, sözlerinizin aksini kanıtlıyor. Evlilik kuruluşunun var olduğunu görüyoruz. İnsanların büyük bir bölümü, evlilik kuruluşunu benimsemiş; çoğu da dürüst ve mutlu bir evlilik hayatı sürdürüyor.

(Yolcu) Afedersiniz ama siz, evliliğin temelinin aşk olduğunu savunuyorsunuz. Ben ise tutku dışında bir aşkın varlığına inanmıyorum. Siz bu aşkın varlığına delil olarak, evliliği öne sürüyorsunuz. Ne var ki bugünkü evliliklerin temelinde yalan dolan olduğunu görmüyorsunuz.

(Avukat) İzin verirseniz, ben, evliliğin dün de bugün de var olduğunu ileri sürdüm.

(Yolcu) Peki ama bunlar, bu söyledikleriniz, evlilikte kutsal bir şeylerin olduğuna inanan, evliliğin Tanrı’nın huzurunda bir yükümlülük olduğunu kabul eden, bir bağ olarak gören ve böyle düşünenler için şüphesiz vardır. Böyleleri arasında evlilik sürüp gidiyor. Fakat bizler için evlilik, yatmaktan ibaret. Bu durumda ya yalana ya da zorlamaya başvuruluyor. Karı koca, etrafa karşı tek karılı, tek kocalı gibi görünüyorlar. Aslında her iki taraf da bir poligami yaşıyor. Bu çok çirkin bir şey olmakla beraber, iki tarafın da rızası olursa bir dereceye kadar bağışlanabilir. Fakat kadınla erkek bütün ömürlerini bir arada geçirmeye yemin ettikten sonra ikinci aydan itibaren birbirlerinden nefret edip ayrılmak isterlerken bunu yapmazlarsa ne olacak? İşte o zaman yaşam bir cehenneme dönüyor. Böylece insanlar, kendilerini içkiye veriyor. Kimisi silaha sarılıyor, kimisi ya kendisini ya da eşini zehirleyip öldürüyor.

(Avukat) Evet, evlilikte de kötü dönemler olabiliyor.

(Yolcu) Şüphesiz beni tanıdınız değil mi?

(Avukat) Hayır, henüz bu mutluluğa erişemedim.

(Yolcu) O kadar önemli değil. Ben, evlilik hayatında o bunalımlı dönemle karşılaşmış olan Pozdnişev’im. O bunalımlı dönemde biraz önce değindiğiniz tatsız olayı yaşamış yani karısını öldürmüş biriyim ben.

Yazar: Özgecan Şekerci

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.