Edebiyatta modernizm akımının, 19. yüzyılın ortalarından itibaren Aydınlanma Çağı’nın getirilerinden romantizm, realizm, natüralizm gibi akımlara tepki olarak ortaya çıktığını biliriz. Yani modernizm endüstri çağına olan tepkinin tepkisidir. Romantizm ile birlikte gelen bireycilik, hislere verilen önem, dogmalardan kurtulma çabası modernizm ile birlikte bir adım daha öteye gitmiştir. Modernizmi ortaya çıkaran en önemli düşünce sık rastlanmayan olaylar dizisinden meydana gelen serüven romanları yerine “yeni bir şeyler yapmak” düşüncesidir. Modernizm ile birlikte o zamana kadar yazıya aktarılması düşünülmemiş olaylar, daha önemlisi farklı kurgular, üsluplar, anlatım şekilleri ortaya çıkmıştır. Farklı bir edebiyat dendiğinde de akla gelen isimlerin başında, tabii ki de, James Joyce vardır.

James Joyce’u ilham aldığı modernist yazarlardan ayıran en önemli özellik, sahip olduğu sanatsal yetenekleri sonuna kadar kullanmasıdır. Edebiyatı bir poşete benzetirsek, diğer modernist yazarlar poşeti dayanabildiğince esnetmişse James Joyce poşeti adeta yırtmıştır ve yırtık poşetin neye benzediğini incelemiştir. Ve görmüştür ki, sınırlarından taşmış bir edebiyat sanıldığı gibi kötü bir şey değil, tam tersi sanatı daha da ileriye taşıyacak bir şeydir.

Joyce’un en fazla saygı gören yönlerinden biri kullandığı üsluptur. Şair yönü de olduğu için Joyce İngiliz diline çok hâkimdir ve her cümlede kelimeleri nasıl seçeceğini bilir. Onun kelimeleri cümleleri gerer, yazılı olandan daha fazlasını anlatmayı başarır. Onlarca sayfalık hikâyeyi bir sayfada “konsantre” olarak toplar. Bu yüzden yoğundur ve okumak zaman alır. Bu üslup kullanımını ilk kez Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi adlı kitabında yapmıştır. Aynı zamanda bu kitap bize Joyce’un sanat ve estetik hakkında düşündüklerini açıkça gösterir, başyapıtları hakkında bilgi verir ve kendi bilinç akışı tekniğini nasıl geliştirdiğini gösterir.

Dublinliler isimli öykü kitabı (aynı zamanda yayınlattırabildiği ilk kitabı) Joyce’un ne yapmak istediğini tam olarak gösterir bize. Dublinliler, Dublin’de yaşayan, hepimizin bildiği sıradan insanların sıradan günlük aktivitelerini anlatan sıradan öykülerden oluşur. Sıradan kelimesi çok önemli, çünkü Joyce’a göre günlük hayat içerisinde yaptığımız her eylem estetik açıdan güzeldir. O kendinden öncekiler gibi destansı hikâyeleri, normalde karşılaşılmayacak olayları anlatmak istemez. Onun yerine insanları, doğru açıdan bakılırsa günlük hayatın ne kadar destansı olduğuna ikna etmek ister. Bugün onu hâlâ bu kadar sık anışımız gösteriyor ki, bunu başarmıştır da.

Joyce’un bu anlayışı bizi başyapıtı Ulysses’e götürür. Çünkü Ulysses de günlük hayata yapılmış bir güzellemedir. Öyledir ki sekiz yüz küsür sayfalık kitap yalnızca bir günü anlatır. Homeros’un ünlü İlyada adlı destanından ilham almıştır fakat karakterler savaş kahramanları, mitolojik yaratıklar değildir de yine sıradan insanlardır. Olan olaylar savaşlar, kavuşamayan aşklar, devrimler değildir; trenin gidişini izlemek, kahve içmek, sokaklarda gezip insanlarla sohbet etmektir. Joyce yalnızca bu şekilde bir devrim yapmamıştır. Ulysses’i yazılmış en iyi romanlardan biri yapan bir diğer özellik günümüzde sıkça adı telaffuz edilen bilinç akışı tekniğidir. O zamana kadar romanlarda karakterlerin düşüncelerine pek sık yer verilmezdi. (Tristram Shandy gibi birkaç kitap dışında.) Yer verilse de bu düşünceler belli bir mantık sıralaması ve düzen içerisinde metne aktarılırdı. Joyce işte tam olarak buna karşı çıktı. Ona göre insanın aklından geçen düşünceler bir mantık sıralaması içerisinde olmaz, bütünlük göstermez, bu yüzden metinde de bu şekilde olmalıdır. Nitekim kitabın başkarakterini sıklıkla onlarca düşünce içerisinde okuruz. O paragraflar onun aklından geçtiği gibi, yarım, düzensiz, bağlantısızdır. Joyce’un yapmak istediği gibi, yalnızca olanı aktarır.

Daha önce yapılmamışı yapma fikri Joyce’un eserlerinde kullandığı dili de etkiler. Ulysses bir üst paragrafta anlattıklarımın yanında içerisinde barındırdığı kelime oyunlarıyla da modern edebiyatın en yetkin örneklerinden birini oluşturur. Evet, Ulysses’in post-modern bir roman olduğunu söyleyenlerin aksine, modernizmi bile gerebildiği kadar germesine rağmen Ulysses akım olarak hâlâ modern bir romandır.

Eğer Ulysses modernizm uçurumunun en kenarında gezinmek ise, son eseri Finnegan’s Wake (Türkçeye Finnegan’ın Vahı ve Finnegan Uyanması olmak üzere iki şekilde çevrilmiştir.) uçurumdan aşağı atlamaktır diyebiliriz. Çünkü bu roman Joyce’un edebiyat anlayışının son safhasını temsil eder. Gerçekliğin rüyalara karıştığı, zaman ve mekânın yerle bir olduğu, içinde Türkçenin de bulunduğu onlarca dili birleştirerek türetilen kelimelerden meydana gelen bir roman Finnegan’s Wake. Çevrilebildiği dil sayısı bir elin parmakları kadar ve birçok edebiyatçı yalnızca yazıldığı dilde okunması gerektiğini söylüyor. Ve hâlâ okunması en zor romanlardan biri olarak görülüyor. Tabii bunun bir sebebi var. James Joyce aktif okuyucu kavramının önemini sürekli vurgulayan bir yazar. Kendisinin verdiği onlarca yıllık emeğe karşılık okuyucunun da onu anlamak için emek vermesini istiyor. Okur olmak yazar olmaktan o kadar da basit değil demek istiyor Joyce.

James Joyce birkaç paragrafla anlatılabilecek bir yazar değil elbette. O birçok açıdan, birçok yazardan ayrılan fikirlere sahip birisi. Edebiyata ve daha genel olarak sanata bakış açısını, eserlerini, hayatını tam olarak anlatmak için ciltler gerekir. En iyisi, öncesinde çok fazla derine inmeden kitaplarını teker teker okumak ve 20. yüzyılın en önemli insanlarından birini kendi anlatısı içinde öğrenmek. Bütün gerçekleri, bütün sadeliği ve bütün büyüleri ile birlikte.

Kaynaklar:
BELGE, Murat (2016). Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi (Sonsöz). İstanbul: İletişim Yayınları.
MILESI, Laurent (2003). James Joyce and the Difference of Language. Cambridge: Cambridge University Press.

Yazar: Burak Akkaya

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.