Eğer dilde evrimci yaklaşımı benimser ve dilin adaptasyon sonucu bir ihtiyaçtan kaynaklı oluştuğunu kabul edecek olursak akla gelecek soru şudur: Doğal seçilimde dil için avantaj sağlayan şey nedir?

Bu soru temelde “İnsan neden iletişim ihtiyacı duydu?” sorusunun farklı biçimidir. Dil, bir iletişim aracı da olduğuna göre, iletişimi doğuran şartların bu soruya verilecek yanıtta önemli bir payı var gibi duruyor. Bu sebeple de dil, bilim insanlarınca aydınlatılmaya çalışılan köken konusunun bir başka çetin yönünü oluşturur. İletişimin, Darwin’in teorisiyle uyuşması için dilin “işlev”i üzerinden bir açıklama yapılması gerekir. Çünkü evrimde yalnızca işlevsel özellikler kalıcı olabilir. Oysa iletişim başkalarıyla bilgi paylaşma, bilgi verme üzerine kuruludur. Ortodoks Darwinizm, genlerin bencilliğine vurgu yapar (Dawkins, 2016). Bir canlının başkasına bilgi aktarması bu bencilliğin dışında bir olgudur. Bu nedenle de iletişime geçme davranışının altında ne tür bir işlevsellik olduğu tartışılmaktadır. Bu problematik için öne sürülen hipotezlerden bazıları şunlardır (Kerimoğlu, 2016):

  1. Avlanma: Bu görüş avlanma adaptasyonunu öne çıkarır. Buna göre sosyal hayatımız, zekâ ve diğer ilgilerimiz avlanma konusundaki adaptasyonumuzun başarılı sonuçlarıdır. Hewes (1973) ise dilin ilk kullanımının bir grubun koordineli avlanmak için kurduğu ilişkiler sonucunda doğmuş olabileceğini ileri sürer. Çünkü avlanma hayatta kalmanın temel yollarından biridir. Daha başarılı avlanmak için grupla hareket etmek gerekir. Bu da dilin sağladığı avantajla mümkün olur (1).
  2. Alet yapımı: Dil, el becerisine dayalı alet yapımı ile benzer bir nöral (bilişsel) alt yapıya dayalıdır. Bu durumdan yola çıkarak dilin alet yapımından doğabileceği ileri sürülür (2).
  3. Zihinsel bir araç olarak dil: Dil başlangıçta düşünme işlevi için evrimleşmiştir ancak daha sonra iletişim amacıyla kullanılmıştır (3).
  4. Tımar: En dikkat çekici görüşlerden biri Dunbar’a (1996) ait olan tımar hipotezidir. Buna göre primatlarda tımar, bitleri ayıklama işlemidir ancak tımarın tek işlevi bu değildir. Toplumsal bir etkinliktir ve bir araya gelen primatlar bu şekilde sosyalleşir. Ancak tımar zaman alan bir etkinliktir. Gruptaki birey sayısı arttıkça tımar sözlü dile evrilmeye başlamıştır. Çünkü zaman tüm bireylerin tımarlanmasına yetmeyecektir. Yalnızca bir primat gerçek anlamda tımarlanabilirken gelen diğer primatlar sözlü olarak tımarlanmaktadır. Yani gevezelik ve dedikoduyla rahatlamaya dönüşen bir iletişim biçimi geliştirirler (4).
  5. Eş kontratı: Bir tür evlilik töreni diyebileceğimiz bir anlaşma ihtiyacından dilin doğduğunu ileri süren bir hipotezdir. Buna göre kadın ve erkekler arasında bir bağlanma seremonisine ihtiyaç duyulmuştur. Çünkü avlanmaya giden bir erkek, geri döndüğünde eşinin başka bir erkekle çiftleşmesi sonucu başkasının genlerini taşıyan bir nesli yetiştirme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Bu tehlikeyi bertaraf etmek için çiftler arasında toplumun şahitliği önünde bir anlaşma yapılmalıydı. Bu tür ayinlerin sembol kullanımında payı önemlidir. Sembol kullanımı da dilin ilk önemli aşamalarındandır (5). Bu hipotezin sahibi Terry Deacon’dur (1997).
  6. Dedikodu: Adet kanamasıyla ilgili ritüeller bir bağlılık geliştirmiş olabilir. Bunun sonucunda bu tür ritüellere katılan kadın grupları arasında başkaları hakkında bilgi alışverişi başlamış olabilir. Dedikoduya benzer bir iletişim ihtiyacından dil doğmuş olabilir (6).
  7. Ritüel: Bu hipotezde grup hâlinde bir ritüelde yer almak merkezde yer alır. Buna göre gruplar arası ilişkilerden dil evrimleşmiştir. Farklı farklı ritüeller için gruplar bir araya geldikten sonra dilin evrimi için gerekli çevre şartları oluşmuştur (7).
  8. Şarkı: Dil evriminin müzikle ilgili olduğu pek çok araştırmacı tarafından dile getirilmiştir. Son yıllarda bu görüşü en ciddi olarak ele alan çalışma Vaneechoutte – Skoyles (1998)’dir. Buna göre dil kültürel evrim yoluyla gelişmiştir. Şarkı söyleme yeteneğinin gelişmesi dilsel evrimde temel rolü oynamıştır (8).
  9. Statü ve bilgi takası: Bu hipotez dilin işbirliği sonucunda evrimleştiğini savunur. Primatların rekabetçi doğasının başkalarına üstünlük sağlamaya doğru bireyleri yönelteceğini ileri sürer. Buna göre rekabetçi olan biri, yararlı bir bilgiyi daha iyi bir statü kazanmak için başkalarıyla paylaşmak ister. Böylece grup içinde üstünlük sağlamaya çalışır. Bu şekilde statü için bilgi paylaşma dürtüsü dilin evrimini hızlandırmıştır. J. L. Dessalles bu görüşün sahibidir. Dessalles (2007: 360-364) dili biyolojik kökenleri olan ve doğal seçilimle ortaya çıkan bir evrim olgusu olarak görür. Ona göre dil “koalisyon”lar içindeki politik davranışların sonucudur. İlk topluluklar birbirleriyle koalisyon ilişkisi kuruyorlardı. Bu tür ilişkilerde herkes güvenilir müttefikler bulmak ister. Güvenilir müttefik olmanın en önemli şartı bilgi vermektir. Bilgi vermeye çalışmak, konuşmanın temelidir. Darwinci yaklaşımda bilgi verme eyleminin bilgi veren için bir faydası olması gerekir. Dessalles bu faydayı da bilgi vererek güven kazanma ve koalisyonda daha kolay seçilir olma ile açıklar. Dessalles, bugün fark etmesek bile hâlâ dilin bu yönüyle içli dışlı olduğumuzu ifade eder. Toplum içinde bir şeyler söyleriz, bilgilerimizi paylaşırız, iddialarda bulunuruz. Bunlar aslında dilin kökenini oluşturan davranışlardır (9).
  10. Cinsellik: Evrim teorisinin temelinde yatan etkenlerden biri soyun devamıdır. Bir organizma soyunu devam ettirebildiği oranda başarılıdır. Dil evriminde de temel etken olarak cinsel seçilimi (sexual selection) gören bu hipoteze göre dil, erkeklerin kadınların uygunluğunu değerlendirmek için kullandıkları bir araç olmuştur. Bu şekilde dil soyun devamında belirleyici oldukça, evrim avantajı sağlamıştır (10).
  11. Anne-bebek iletişimi: Falk (2004) tarafından ileri sürülen bu hipoteze göre anne ve bebek arasındaki ilişki dili ortaya çıkarmıştır. Soyun devamı için yavruların beslenmesi esastır. Anne yavrusunu besleyebilmek için onunla iletişim içinde olmalıdır. Bu iletişim sese dayalı olarak başlamış ve gelişerek dili ortaya çıkarmıştır (11).

Dipnotlar:

(1) Hewes, Gordon W., et al. “Primate communication and the gestural origin of language [and comments and reply].” Current Anthropology 14.1/2 (1973): 5-24.
(2) Greenfield, P. M., et al. “Biological and behavioral determinants of language development.” (1991): 235-262.
(3) Burling, Robbins, et al. “Primate calls, human language, and nonverbal communication [and comments and reply].” Current Anthropology 34.1 (1993): 25-53.
(4) Dunbar, Robin IM. “Groups, gossip, and the evolution of language.” New aspects of human ethology. Springer, Boston, MA, 1996. 77-89.
(5) Deacon T. W. (1997) The Symbolic species: The co-evolution of language and the brain. Penguin, Harmondsworth.
(6) Power, Richard, Donia Scott, and Roger Evans. “What You See Is What You Meant: direct knowledge editing with natural language feedback.” ECAI. Vol. 98. 1998.
(7) Knight, C. (1998). Ritual/speech coevolution: a solution to the problem of deception. Approaches to the evolution of language, 68-91.
(8) Vaneechoutte, M., & Skoyles, J. R. (1998). The memetic origin of language: modern humans as musical
primates. Journal of memetics-evolutionary models of information transmission2(2), 129-168.
(9) Dessalles, Jean-Louis. Why we talk: The evolutionary origins of language. Oxford University Press, 2007.
(10) Miller, G. (2001). The Mating Mind, New York: Anchor Books.
(11) Falk, D. (2004). “Prelinguistic Evolution in Early Hominins: Whence Motherese?”, Behavioral and Brain Sciences, 27, s. 491-503.

Kaynaklar:

Dawkins, R. (2016). The selfish gene. Oxford university press.
Kerimoğlu, C. (2016). Dilin Kökeni Arayışları I: Dilin Kökeniyle İlgili Akademik Tartışmalar, Journal of Dil Arastirmalari.

Yazar: Aziz Ardıç

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.

Please complete the required fields.