Fransız teknoloji filozofu Bernard Stiegler’e göre, teknik prosetisite (prosetheticity) insan olarak varlığımız için ne kadar temel ise, zamanı nasıl deneyimlediğimiz konusunda da o kadar temel bir şeydir. Stiegler, Technics and Time-1 (Teknik ve Zaman)’de, bu süreci epifilogenetik (epiphylogenesis) olarak tanımlamaktadır. Stiegler’in temel tezi, insanı tekniklerden ayıramayacağımız fikrine odaklamaktır. Kendimizi insan olarak saydığımız ölçüde, kendi teknikliğimizle tanımlandığımızı da kabul etmeliyiz Bu nedenle, Stiegler’e göre, kendi bilincimiz ve özümüz zaten tekniktir. Diğer bir ifadeyle, teknikten ayrılamayan şeyleriz. Bu yüzden Stiegler’in çalışması bir ölçüde paleo-antropolojik niteliktedir, insanlığın kökeniyle ve insanın kendisiyle ilgilidir, yani Stiegler’ın çalışması geçmişe odaklanır fakat sadece şu anı anlamak içindir. Stiegler, insanı anlamak için onu bir dışsallaşma biçimi olarak, insanın iç dünyasının araçlara ve diğer “inorganik organize madde” biçimlerine, yani tekniklere tezahür eden cansız ve canlı arasındaki ilişkiyi anlamamız gerektiğini savunur.

Paleoantropolog Andre Leroi Gourhan üzerine okumalar yapan Stiegler, araç kullanımının, kişisel olmayan bir şeyin kolektif hafıza izinin korunmasına imkân tanıdığını ileri sürer. Bu izler, araç fonksiyonları dahilinde korunan geçmiş zaman etkileşimlerinin de korumasındadır, bunlar gelecek nesillere geçmişin bilgisini aktaran ve dışsal olarak depolanan geçmişin teknikleridir. Araçlardaki hafızamızın dışsallaştırılması, insan için; beynimizin içsel, bireysel olarak edinilen hafızasından da (epigenetik) atalarımızdan miras kalan biyolojik evrimsel hafızasından da (filogenetik) ayrı “üçüncü bir hafızadır”. Stiegler, bunu epifilogenetik hafıza veya epifilogenez olarak adlandırır. Bu nedenle, bu epifilogenez süreç tarafından tanımlanmaktayız, bireysel olarak yaşamadığımız bir geçmiş tarafından tanımlanmaktayız, bu geçmiş bize, “çevremizi değiştirmek için benimsediğimiz araçların atalarımızın bilgisini içeren teknik nesneler” ile birleşimi olan kültür vasıtasıyla gelmektedir. Aslında, epifilogenez süreç, teknikler aracılığıyla zamanı nasıl yarattığımızdır, kendimiz için atalarımızdan bize aktarılan edinilmiş epifilogenetik hafızaya bağlı bir gelecek inşa ederiz. Epifilogenetik hafızanın yaratılması olarak bu zaman fikri Husserl’in hafıza anlayışına karşıdır.

Stiegler, Husserl’le anılan birincil ve ikincil bellek kavramlarının teknik hafıza süreçlerimizi tanımlamada yetersiz olduğunu iddia etmektedir. Husserl’e göre, birincil bellek zamansal nesnenin bir parçasıdır, Technics and Time-3’da Stiegler, zamansal bir nesneyi “(onun) akışı, ait olduğu bilincin akışıyla örtüştüğü vakit” zamansal olarak tanımlar. Örneğin, bir melodiyi düşünelim. Bir melodi, her bir notanın tezahür edip akabinde kaybolması ve her yeni notanın bir önceki notayı sürdürmesi nedeniyle, zaman içerisinde bir akış oluşturması bakımından birincil belleğe verilebilecek önemli bir örnektir. Bir melodi, ancak önceki notalarıyla ilişkili olarak geçici olarak, kendi kendini meydana getirdiğinde melodik hale gelebilir. Bu birincil bellek fikri, algı eylemi içerisindedir ve bizzat bu nedenle önemlidir. Ancak, ikincil bellek fikri hesaba katıldığında, Stiegler için problem ortaya çıkmaktadır.

Husserl’e göre, dün duyulan bir melodiyi hatırlama eylemi, salt algıdan ziyade bir çeşit hayal gücü gerektirmektedir. Bu nedenle ikincil bellek, birincil belleği içermekten çok, deneyim kaynaklıdır ve birincil belleğin seçici bir tekrarlamasıdır. Ancak, Stiegler için bu durum, Husserl’ın sadece birincil ve ikincil bellek arasında ayrım yapmadığı, onların bilfiil karşısında olduğu anlamına gelmektedir. Ben Roberts’ın da kalem aldığı üzere, “Husserl, ‘algı’ ve ‘hayal gücü’ arasındaki farkı yansıtarak birincil ve ikincil bellek arasında mutlak bir fark ortaya koyar.” Stiegler açısından, birincil bellek hayal gücü veya sahiden seçim içermemekte, neredeyse hemen her şeyi muhafaza etmektedir. Seçim için birincil bellekle meşgul olunması, hayal gücünden yararlanıldığının göstergesidir, bu nedenle, belirli bir zamansal nesnenin sahip olduğu birincil bellek, daha önce duyduğum ikincil bellek tarafından değiştirilebilir olmalıdır. Stiegler’in belirttiği üzere, “bir kulağın işittiği ile diğerinin işittiği aynı değildir, zira ikinci kulak kesinlikle birincisinden etkilenmiştir.” Bu nedenle de, ikincil bellek, birincil bellekten türemekten ziyade bir deneyim oluşturmaktadır.

Bir zamansal nesneyi birçok kez deneyimleyebiliyor olduğumuz gerçeği, zamansal nesnenin yalnızca birincil bellek aracılığıyla hatırlanmadığının göstergesidir. Aslında, tıpatıp aynı zamansal bir nesneyi bir çok kez algılama fikri, bir çeşit teknik çoğalma anlamına gelir (analog veya dijital bir kayıt cihazı gibi). Bu nedenle Stiegler’ın temel argümanı, bir melodiyi birçok kez deneyimleyebilmemizden ve bu melodiye ilişkin deneyimlerimizin onu kaç kez deneyimlediğimize bağlı olarak değişmesinden dolayı, zamansal bir nesnenin tekrarlanabilirliğinin mümkün olduğu bir çeşit teknik belleğe veya ‘üçüncül belleğe’ sahip olmamız gerektiği yönündedir. Bu nedenle, birincil belleğimiz ayrıca hem ikincil hem üçüncül bellek formlarına bağlıdır. Dolayısıyla, Husserl’in geleneksel fenomenolojisinin; bellek ve beklenti aracılılığıyla şekillenen geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek arasındaki zamansal ayrımların nasıl oluştuğunu göstermeye odaklandığı noktalarda, Stiegler’in argümanı, dışsal hafıza desteklerinin insan hafızasının ampirik türevleri olmasına rağmen, geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği nasıl baştan başa tasavvur ettiğimizden oluşmaktadır. Diğer bir deyişle, bizler insan olarak doğduğumuz günden bu yana, a priori olan üçüncül bellek tarafından tanımlandığımızı kabul etmeliyiz. Belleğin teknik olan üçüncü formu, yapısal olarak birincil belleğimizden bile önce gelen bir bellek izi oluşturur, kendimizi ve çevremizdeki dünyayı zamansallaştırdığımız form da işte budur. Stiegler’in For a New Critique of Political Economy adlı eserde belirttiği üzere, üçüncül bellek zaten her zaman birincil ve ikincil belleğin oluşumundan önce gelir. Yeni doğmuş bir çocuk, içinde hem (bu çocuktan) önce gelen hem de onu bekleyen ve tam olarak bu dünyayı dünya haline getiren üçüncül belleğin olduğu bir dünyaya gelir.

Gelgelelim, modern toplum içerisinde ne çeşit üçüncül bellekler deneyimliyoruz ve bunlar bizi nasıl etkilemekteler? Bu üçüncül bellek asla tamamen zamansal nesneler alanıyla sınırlı değildir; ayrıca çağdaş toplumu ve kültürü geniş ölçüde etkileyen kapitalist “kırgınlığa” neden olan “endüstriyel zamansal nesneler”in (hem tüketicilerin hem de üreticilerin istek ve ilgileriyle ilerleyen nesneler) yolunu açarlar. Stiegler, Technics and Time-3’ün girişinde, Technics and Time-2’da yer alan şu sözleri hatırlatır:

Programlama endüstrileri ve daha belirgin bir biçimde, radyo ve televizyondan beslenen medya endüstrisi; milyonlarca hatta bazen on, yüz, bin milyonlarca ‘bilinç’ tarafından aynı anda duyulan veya görülen seri üretim zamansal nesnelerdir: bu büyük zamansal rastlantı, olayın yeni bilinç biçimleriyle kolektif bilinçsizlik biçimlerinin birbirine benzediği yeni yapısıyı sıraya koyar.

Bu sözler, cesurca, Stiegler’in ilgi ve isteklerimizin, özellikle de tüketici isteklerinin kapitalist endüstriden nasıl etkilendiğine ilişkin görüşleri hakkında temel bir anlayış sunmaktadır. Dünyanın yeni bir küresel kapitalizm çağına, hiper-endüstriyel bir tüketici çağına sürüklenmesinde doğrudan etkisi olan, bizim bu üçüncül belleklerimizdir. Aslında, daha önceki bir makalede vurguladığım gibi, Stiegler’in Husserl’e teorik katkısı, bilişsel kapitalizmle uyumlu Marksist temaların yeniden yazılmasını öneren materyalist tarihte modern fenomenolojiye atıfta bulunmaktır.

Ben’den Biz’e

Önceki çalışmalarında, Husserl’i yorumlayan Stiegler, bu sayede üçüncül bellek kavramının formulasyonunu sağlamlaştırmıştır. Ardından, For a New Critique of Political Economy adlı eserin girişinde, Stiegler yeni bir eleştiriyi formüle etmemiz gerektiğini ileri sürer:

Üçüncül bellek sorununu, yani mnemoteknik sorunu -ve daha genel anlamıyla, deneyimin gerçekleşmesi olan teknik sorunu- ele alan bir eleştiri her zaman bilinç ötesi bir bilincin zamanının uzamsallaştırılmasını teşkil eder. Bu nedenle, bilinçsiz olmasa da bir bilinçsizlik meydana gelir.

Stiegler’in burada yaptığı şey, projesinin kapsamını özetlemektir. Bu yeni eleştiri bağlamında, önceki çalışmalarının bir özetini sunmaktadır. Dışsal hafıza destekleri (diğer bir deyişle, bilincin tezahürü), bireyin iç dünyasının ötesinde var olan yeni bir bilinç ortaklığı sağlamaktır. Bu nedenle, mnemotekniğin bireysel insan bilinci üzerindeki sistematik etkisi kendi içinde politik görülmelidir. Eğer teknikleri anlayacaksak, insan bilincinin teknik tarafının bizi ‘biz’ olarak nasıl kolektif ve dolayısıyla politik şekilde etkilediğini anlamalıyız. Ancak, Stiegler’e göre bunun olumsuz sonuçları teknik prostetikleşmemizin kendisinin ‘bir bilinçsizliğe’ yol açabileceği gerçeğine dayanmaktadır. (Eğer biliçsizliğe, bireyler olarak yaşamadığımız bir geçmişin kolektif hafızası olarak bakacak olursak):

Bu bilincin şu anki prostetikleşmesi, tüm belleksel yolların sistematik endüstrileşmesi bilinci var eden salt bireyleşme sürecine bir engel oluşturmaktadır.

Technics and Time-3’ün “Ben ve Biz” bölümünde Stiegler, Biz’in birleşme sürecinin, “toplum geçmişinin aynı zamanda geleceği yansıtan çeşitli unsurlarının bir tanımlaması, organizasyonu ve birleşmesi” olduğunu ileri sürmektedir. Bireylerin, kendilerini politik olarak kolektif hale getirmeleri gerektiğini düşünmek için, onların “ortak” bir geleceği öngörebilmeleri ve arzulayabilmeleri, bununla birlikte üçüncül hafıza destekleri aracılığıyla atalarının “ortak” geçmişlerinin farkında olmaları gerekmektedir. Ayrıca, Stiegler’a göre, bireylerin kendi üzerine yansıttıkları bu birleşik ortaklık fantazmagorik şekilde var olur: “Biz”’in bu geçmişinin, aslında ne bu veya herhangi bir Biz tarafından ne de şu anda yaşayan veya geçmişte yaşamış herhangi bir kişi tarafından asla yaşanmadığı varsayılmaktadır.” Aslında, bu birleşmeye 20. ve 21. yüzyılda radyo, televizyon ve dahası modern dijital ağlar gibi teknik medyayla tavan yapan epifilogenetik bir benimseme süreciyle, diğer bir ifadeyle bireyleri endüstrileştiren zamansal nesneler üreten medyayla varılmıştır. Bireysel bilinçlerin bu şekilde endüstrileştirilmesi aslında Biz’in benimsendiği ve fantazmagorik olmasına rağmen, politik ekonomi meselesinden tümüyle ayrılamayan bir mesele olduğu anlamına gelir. Gerçekte de, Stiegler şunu ifade etmektedir: ‘Benimseme meselesi, ticaretten ve dolayısıyla pazardan ayrılamaz’ ve eğer pazar, kapitalist ekonominin temel bir gerekliliği ise benimseme meselesi politik ekonominin kendisinden ayrılamaz.

O halde, bu metinden şunu anlayabilirz; For a New Critique of Political Economy adlı eserin (ve Stiegler’in politik alana uzanan felsefesinin tamamının) amacı tekniklerin politikleşmesini ve aslında kolektif Biz’in teknik benimsenmesi olarak teknikler aracılığıyla (tekniklere, bilincin dışında var olan deneyimin uzamsal gerçekleşmesi olarak başvurduğumuz müddetçe) insanın politikleşmesini anlamaktır. Stiegler, Biz meselesinin ve dolayısıyla üçüncül bellek meselesinin politik ekonomi ve onun eleştirisi üzerine nasıl ve neden yeni bir bakış açısı getirdiğini ve neden şimdi her zamankinden daha çok yeni bir politik ekonomi eleştirisinin felsefenin temel görevi haline geldiğini göstermek istiyor.

©® Düşünbil (2020) 

Yazar: Matt Bluemink
Çeviri: İpek Çavuşoğlu
Çeviri Editörü: Elif Arslan
Kaynak: 3ammagazine.com

Please complete the required fields.