Depresyon günümüzde yükselişte. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yürütülen bir çalışma, depresyonun on yıl gibi kısa bir sürede yüzde 20 oranında artış gösterdiği yönünde.

Ben bir üniversitede çalışıyorum. Bazıları buranın keyifli ve enerjik bir yer olduğunu düşüyor olabilir; ama öyle değil, yorgunluk ve tükenmişlik artmış gibi duruyor. Hatta ben bile bu ortamda bulunmaktan zaman zaman sıkılabiliyorum.

Eskiçağ felsefesi okumuş ve Stoacılık üzerine araştırmalar yapmış biri olarak, Roma imparatoru, stoacı Marcus Aurelius ve eski bir köle olan Stoacı felsefe hocası Epiktetos ile teselli buluyorum.

Bu eski düşünürlerin depresyonla mücadele konusundaki önerileri neydi peki?

Elbette profesyoneller tarafından tedavi edilmesi gereken ciddi sağlık meselelerini buraya eklemek zorunda kalırsam, hepimizin ara sıra hissedebileceği sıradan bir tükenmişlik sendromundan ve depresyondan farklı bir konu konuşuyor olurduk.

Stoacılık nedir?

Stoacılık evrenin doğal varoluşuyla bütünlük içinde yaşamayı amaçlayan bir yaşam görüşü üzerinde temellenir. Doğal varoluş derken insanlığın doğuşundan şu ana kadar varolan yaşamın tüm evlerini içine olan bir oluşumdan bahsediliyor.

İkinci yüzyılda (M.S.50-130 yılları arasında) yaşamış ve Stoa okulunda yetişmiş olan Epiktetos bize, bu görüşü nasıl takip edeceğimizi şu sözlerle anlatır: “Kontrol edeceğiniz ve kontrol edemeyeceğiniz şeyleri iyi öğrenin.”* Eğer bir şeyler sizin kontrolünüzde değilse onun üzerinde fazla enerji harcamanıza değmez.

Bu düşünürlerin bile bazı zamanlarda görevlerini sürdürme konusunda eminim zorlandıkları olmuştur. M.S. 161-180 yılları arasında Roma imparatorluğuyken dünyanın en güçlü adamı olan Marcus Aurelius, sabah yataktan kalkmakta zorlandığını “Meditasyonlar”daki kendiyle yaptığı konuşmalarda anlatır. Bunlardan bir pasaj:

“İnsan olmanın görevini yerine getirmek için kalkıyorum. Öyleyse, bunu yapmak için doğduğum ve bu dünyaya bunu gerçekleştirmek için getirildiğim şeyi yapmaya gideceksem neden bundan rahatsız olayım ki? Yatağıma uzanıp battaniyemin altında sıcacık kalmak için mi var edildim ki?”

Marcus, bu isteklendirmenin bazı günler etkili bazı günlerse etkisiz olabileceğinin farkındadır ve onları geldiği gibi kabul ederdi. Böylelikle, dünyanın onu sürüklediğini bilse bile şununla yüzleşebileceğinin altını çizer:

“Güne başlarken kendinize şunu söyleyin; bugün belki acımasız, nankör, saldırgan, hain, kıskanç ve çekilmez insanlarla da karşılaşacağım.”

Bu yaklaşım pek yararlı görünmese de bu olumsuz olasılıklara ve zorluklara dikkatle odaklandığınız sürece burada çok önemli bir stoacı duruş vardır. Neden zorlukları kendimize hatırlatmak yararlı olsun ki?

Dünyayı Stoaculukla buluşturma

Stoacı filozof Epiktetos, olasılıkları tahmin etmemize ve önümüze çıkacaklara kendimizi hazırlamamıza yardımcı olacak bir cevap veriyor. Kendi “El Kitabında” (Enchiridion) şöyle söylüyor:

“Bir eyleme geçmek üzereyken kendinize bu eylemin neler içerdiğini hatırlatın. Eğer hamama yıkanmaya gidiyorsanız önce bir hamamda olabilecekleri aklınıza getirin: İçeride, yüzünüze su sıçratan insanlar var, itip kakan insanlar var, aşağılayan insanlar var, hırsızlar var. Bu eylemi kendinizden emin biçimde üstlenmek için adım atmadan önce kendinize, ‘Yıkanmak ve oradaki seçimlerimi evrenin doğal varoluşuna uyumlu biçimde yaşamak istiyorum.’ deyin.”

Epiktetos’un bu Roma hamamı örneği yaşamın herhangi bir yerine -evde veya çalışırken- olabilecekler göz önünde bulundurarak, gündelik koşullara uyarlanabilir.

Epiktetos, durumların gerçekte neye benzediğine dair gerçekçi bir tavırla onları karşılamaya hazır olmamızı söylüyor.

Marcus Aurelius’un bu yüzleşmelerle ilgili daha özgün bir kılavuzu var:

“O halde ben, aynı olduğum bu insanlar tarafından ne zarar görürüm ne onlara öfkelenebilirim ne de onlardan nefret edebilirim; çünkü ellerimiz, ayaklarımız, göz kapaklarımız ya da iki sıra dizilmiş alt ve üst düşlerimizle biz aynı bütünün parçası olarak varız. Birbirimize karşı olmak bu yüzden varoluşa aykırıdır; başka bir insana sinirlenmek ve ondan uzaklaşmak kesinlikle varolanın aleyhine çalışır.”

Tüm bunlardan yola çıkarak, bu filozofların bize hatırlattığı şey doğal varoluşla uyum içinde yaşamaktır ve bu, günün koşturmacasında karşılaşabileceğimiz en zor şeyler olsa bile belki bizim gibi bir başkasının mücadele ettiği kendi keyifsizliği ya da dertlerinden biri olabilir.

Bu farkındalık, uzlaşamadıklarınızı hoş görebilmenizi kolaylaştırır. Bundan daha da fazlası olur, belki kendimizi de hoş görmemizi kolaylaştırır. Önemli bir bütünün parçası olmanın acısını ve insan olma bilincini fark etmemize yardım eder.

Acı ve çözümü

Epiktetos’un insan ıstırabının kaynağını şu fikirle açıklar:

“İnsanları üzen şey olanlar değildir, onlara yüklenen anlamlardır.”

Bir şeye üzülmek üzücü gibi görünen, o şeyin öz işlevi değildir; bilakis, o sıkıntıya neden olan şey üzerinde varılan yargılardır.

Yargılar dış etkenlere ya da olaylara bağlı değildir; acı insanın iç kaynaklarına bağlıdır.

Epiktetos’a göre bunların tek çaresi, gerçekte olan şeylere karşı tutum değişimidir. Günümüzü, bize neler getireceğiyle ilgili bir öngörüyle karşıladığımızda ve bunun devamlılığını temin ettiğimizde ancak ileriye gidebiliriz.

Bu, olayların nasıl olması gerektiğine dair düşünmeye izin vermek ve ne kadar iç karartıcı ve sinir bozucu olurlarsa olsunlar onları oldukları gibi kabul etmek anlamına gelir.

Böylece insan olmanın görevini yerine getirmek bu kadar göz korkutucu görünmemiş olur.

Yazan: Robert S. Colter
Çeviren: Elif Arslan
Kaynak: The Conversation

*Ç.N. Orijinal metinde, “yaşamda kontrolünüz altında ve kontrolünüz altında olmayan şeyler vardır.” Şeklinde ama bazı felsefe kitapları Epistetos’un bu görüşünü bu cümleyle anlatıyor…

Please complete the required fields.