O, kendinden en memnun anında, hazzın tepelerinde gezindikten sonra yarı bodrum kattaki kuaförden gerçekliğe, üzerinde bir koruma katmanıyla çıkan o alımlı kadına az önce, yani belki aslında 12.000 yıl önce ne olmuştu?

Gerçekliğe ve onun acımasız yalınlığına, içinde bize o uğursuz yok oluşu ve buna dair çaresizliği işaret eden evrene karşı en ufak bir savunması yoktu insanın. Evriminin ona hediye ettiği o evrime sığmaz aklıyla çok gecikmeden küstah ve hadsiz bir çareyi düşünecekti elbette. Mademki hakikati görüyordu ve mademki ondan hiç haz etmiyordu, o zaman evrimin türdaşlarını kandırması için ona hediye eylediği aklını, türdaşlarının yanısıra kendisini de kandırmak için neden kullanmasındı? Elbette kullandı. Kuşaklararası bir imece ile pek de zorlanmadan, nihayetinde –sabırsızlığının ve engellenmeye tahammülsüzlüğünün de yardımıyla– “kalıcı oje” dediğimiz şeyi yaratacak olan o kandırmacayı kurguladı. İnsan açıkça eksik olduğunu görmüştü. Öte yandan hesaplanmamış bir talihsizlik sonucu eksiklik dediğimiz şeyden pek hoşlanmayan, illa da tam olmayı arzulayan bir tür olmuştu insan hayvanı. İlk denemelerinde yüceltilmiş, yani eksiksizlendirilmiş bir nesne tasarımlamaya çabaladı. Bu nesneye bağlılığı ve onunla kurduğu özdeşim ona bu eksiksiklikten bir nebze de olsa tatmayı vadediyordu. Ama ancak azıcık. İnsan hayvanı tam olma tutkusunu bu yolla dizginleyemeyeceğini anlayınca eksiksizlendirdiği nesnesine bir eksiksizlendirme yetkisi tanıdı. Bu ikinci versiyonda eksiksiz, ona yöneleni de eksiksizlendirebiliyordu. Fakat insan hayvanı yok oluş gerçeği karşısında kendi aklını yenemediğini farkedince daha iyi bir versiyon tasarladı. Bu kez yenilemeyen yok oluş pas geçildi ve “öteki âlem” tasarlandı. Akla uymayan yalanla barışıldı; eksik kabul edildi ve düşlemsel bir eksiksizlik onun ikamesi olarak eksiğin ucuna eklemlendi. Bu öteki âlemde tümüyle eksiksiz olunacaktı. Hem de zamanın dahi eksiksizliğinde!

İnsan hayvanı bu kez doğru yolda olduğunu seziyordu. Başarmış gibiydi. Doğa, sadece dedikodu yapması, türdaşlarını kandırıp avantajlı konuma geçmesi ve diğer türler arasında başarılı olması için ona bahşettiği aklın bu biçimde de kullanılabilmesi konusunda şaşkındı ama yine de pek umursuyor gibi görünmüyordu. İnsan hayvanı öteki âlemdeki eksiksizliğine dair düşlemleri ile idare edip gidiyordu. Ta ki zamanın “modernizm” dediğimiz başedilmesi güç bir başka evresine gelinene kadar. Sorun şuydu ki; modernizm sabırsızdı. Anında doyum istiyordu modernizm. Ve yetinmeye de niyeti yoktu modernizmin. Düşlemle yetinmemesi ve daha fazlasını hemen şimdi istemesi çok sürmedi. İnsan hayvanı, artık öteki âlemi bekleyecek hâlde değildi. Tüm eksikliğe pratik çözümler gerekiyordu. Eksiklik, “olmayabilecek” bir şey ilan edildi. “Her şeyin mümkün olduğu” bir çağdı modernizm çünkü. İnsan hayvanı öteki âlem denilen vaadin hemen şimdi elde edilmesi işine girişti. Neydi eksiksizlik sahi? Kusursuz güzellikti, geçmeyen gençlikti, engellenmeyen bir doyumdu. İşe koyuldu hayvan. Hayvan; bedenini gençlik ve güzellikle kaplayacaktı, hepsi bu. Görüntüyü kotarmak kolaydı ama geçiciydi. Yaşlanmayı önlemek ise olanaksızdı ama en azından buna inanılmasını olanaklı kılan bazı düşünceler geliştirilebilir ve bu düşünceler pekâlâ çatışma içermeyecek biçimde benimsenebilirdi. Bir umut yaratılabilirdi buna da pekâlâ. Öteki âlemin eksiksizleri gibi görünmek için medeniyetin tapınaklarından birisine, kuaföre gidilmesi ve uygun bir ücretin ödenmesi ve nasıl bir kusursuzluk arzulandığının tarif edilebilmesi yeterliydi. Tek sorun bu eksiksizliğin geçiciliğiydi. Makyaj çıkıyordu, oje siliniyordu, tüyler yeniden beliriyordu ve insan hayvanı eksiği ile karşılaşmanın yineleyen tatsızlığı ile huzursuzlanıyordu ve biraz da hakkı olduğuna inanmak istediği şımarık bir siteme girişiyordu üstelik.

Tapınak görevlileri çok geçmeden kadim yeteneklerini tekrar harekete geçirdiler ve insan hayvanı için yeni bazı çareler ürettiler. Eksiksizliğin eksiksiz çareleri bulunmuştu. Öteki âlemin sonsuzluğunda esen rüzgârın tatlılığıyla dalgalanan o ipek saçların altındaki yakıcı gözleri taşıyan o ateşli kadının insanı anında eritiverebilecek güzelliğinin yerini tutmasa da, hiç yoksa insan hayvanı, öncekine göre biraz daha uzun süren bir eksiksizliği ona bahşeden kalıcı ojenin ve benzeri çözümlerin sunduğu güzelliği bir anlığına, işte kuaförden çıkarken esen soğuk rüzgârın dalgalandırdığı saçların etrafa yaydığı o canlılık anı boyunca yaşayabiliyordu. Daha ne olsundu…

Yazar: Mustafa Özden

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.