Neyse, gelelim mi artık sınava? Ciddi misin hocam? Şaka yapmıyorsunuz değil mi? Hayır canım bu işin şakası olur mu? Şaka maka yaptığımız yok, müfettiş mülakatı yapacağız. Ya hocam ben de yeni TEOG Sistemi’ni açıklayacaksınız sanmıştım. Heyecanlandım o yüzden. Hocam affınıza sığınarak tekrar sorayım: Beni oyalamıyorsunuz değil mi? TEOG Sistemi’ni bir türlü açıklayamadınız da o yüzden soruyorum. Umutlarım tükenmeye başladı valla benim. Hocam cidden açıklamayacaksanız bırakın ben gideyim. TEOG gerçekten çok önemli benim için. Lütfen duygularımla oynamayın! Teessüf ederim o nasıl söz? Senin duyguların bizim duygularımız. Senin derdin MEB’in derdi. MEB’in derdi müfettişleri gerdi. Sen gerilme, sabret yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Teşekkür ederim, dinliyorum hocam! Şimdi sınav için bunlar gene bakanlığın Kızılay’daki ek binasına, başvuru yaptıkları binaya çağrıldılar. Ama bakanlık bu defa tedbirli. Öyle hepsini birden çağırdığın zaman, bir araya gelmelerini fırsat bilip kuyruk falan oluşturarak, işi eylemsivari bir gösteriye dönüştürüyorlar ya bunlar, o yüzden bakanlık bunları isim sırasına göre, farklı tarihlerde, peyderpey çağırdı. Bu yüzden kalabalık oluşturmalarının önüne geçildi bu sefer. Helal olsun valla bakanlığımıza, kafası çalışıyor hocam! Sonracığıma, bunlar arka arkaya, ortalama üçer dakika ara ile sınav komisyonunun odasına alınıp, mülakat kısa bir sürede tamamlandı! Gir, çık, gir, çık, her şey güzellikle halledilmiş oldu. Bu kadar mı hocam? Ne kadar olmasını bekliyordun ki? E hocam saydığınız mülakat kriterlerini okurken bile on dakikada zor bitirdik. Üç dakikada mülakat yapmak ne demek anlamadım! Şu demek: Şimdi biz sınav sistemine yeni bir anlayış getirmiyor muyuz?  Getiriyoruz! O zaman, eski usullerle birkaç aşamalı yazılı sınav yap, sonra belli bir puan alanları birkaç aşamalı saatler süren mülakata al, vatandaşı sıkıntıya sok, canından bezdir. Bizim yakındığımız şeyler değil miydi bunlar bu zaman kadar? Öyleydi hocam! Tamam, bu adamlar “muş muş muş” diyerekten bakanlığın uygulamasını eleştirmiş olabilir ve hatta kuyruk eylemi yaparak kamuoyu önünde bakanlığı kötülemiş olabilirler. Ayrıca birçoğunda Malazgirt ruhu da olmamış olabilir! Amma velakin; Milli Eğitim Bakanlığı gibi toplumda saygınlığını koruyan bir makam, kin tutar mı? Olmaz hocam! O yüzden bakanlık itina ile hazırlamış olduğu modern sınav yöntemini, yine de ilk olarak maarif müfettişlerinde uyguladı. İlk diyorum dikkat et. Yarın bir gün TEOG’da, YKS’de, KPSS’de vs. aklına gelen tüm sınavlarda uygulanabilecek olan bu sistem, onlar anlamasa da, bir bakıma onlara verilen ödül gibi bir şeydi. Plaketti. Nişandı. Onur madalyasıydı. Daha birçok şeydi. Hepsi ilk olmanın onurunu taşıyor göğüslerinin şurasında! Tabii farkına varabildilerse! Ya hocam, bu nasıl asil bir duruş böyle? Helal olsun bakanlığımıza! Öyle işte! Yalnız hala anlamış değilim hocam, o kadar kriter saydınız, bunlar üç dakikada nasıl ölçülür. Bakanlık yeni bir sınav robotu falan mı icat etti, ya da ne bileyim, tomografi cihazı gibi bir şey, tutuyorsun kafaya, her şeyi ölçüyor, böyle bir şey mi var? O dediklerini ecnebiler yapar. Biz ecnebi miyiz? Haşa hocam! Her gün yeni bir cihaz, yeni bir buluş, yeni bir teknolojik alet. Hiçbiri derdimize çare oldu mu bugüne kadar? Olmadı hocam, derdimiz gittikçe artıyor maalesef! Dünyadan büyük! Unutma ki, hiçbir robot zekası, insan zekasıyla kıyaslanamaz. Biz millet olarak, bilimden ve teknolojiden önce, insanın içine yatırım yapmalıyız. İnsanda zeka zaten var. Allah vergisi. Önemli olan ruh! İnsan ruhu kadar karmaşık bir yapı yoktur. İnsanın içini, ruhunu tanıyamadığımız için başımıza çeşit çeşit işler geliyor. Sorarım sana: Gelmiş geçmiş hangi sınav sistemi çocukların içindeki gizil güçleri, potansiyel enerjiyi ortaya çıkardı? Hiçbiri! Ancak öğrendiklerini test etti. Geçenlerde televizyonda ordinaryüs bir teolog şöyle diyordu: “Her şeyi dışarıda aramayın be kardeşim, dışarısı batsın! Sen kendine bak. Önemli olan iç yetkinlik ve iç güzellik. İçtenlikle seçelim çocukları artık. Çocuk gibi olalım, içlerine girelim onların. İç derinliklerini kurcalayalım. Unutmayalım, içimizi içimizden atarsak, dışardan birileri gelip, içimizi doldurur. Her çocuğun içinden çıkılmaz bir derinliği vardır. Bizim gayemiz o derinliktir!”  İzledin mi o programı? Yok hocam! Ama çok doğru söylemiş açıkçası, tebrik ederim! Peki yapıldı mı böyle bir sınav bu zaman kadar soruyorum sana? Valla insanın içini kurcalayan böyle bir sınavı ben ne gördüm, ne de duydum! Bu zaman kadar tüm çocuklar can havliyle sınavlara hazırlanmıyorlar mı peki? Hazırlanıyorlar! Hepsi kendince çalışıp çabalayıp sınava girmiyor mu? Giriyor! Peki n’oluyor sonra? Hüsran! Neden çoğunluğu kazanamıyor istediği okulları sence? Neden? Çünkü bu zamana kadar uygulanan bütün sınavlarda hiçbir çocuk içindeki var olan potansiyeli, o olağanüstü ruh gücünü tamamıyla sınavlarda yansıtamıyorlar cevap anahtarına. Cevap anahtarı batsın. Sen matbaalarda onları basacağına, çocukların içinin anahtarını imal etmeye çalış, haksız mıyım? Hocam bu soruya “tüyler” desem yeterli mi? Anladım, yeterli! Hemen hemen her çocuk sınav sonrası “Tüh ben bunu biliyordum yaaa!” demiyor mu? Diyor valla hocam. Bizimki her sınavda mutlaka diyor. Bildiği soruları kaçırıyor. Eşek kafam filan diyor. Başını yumrukluyor. Ben tutuyorum elini. O zaman suç kimin çocukların mı? Hayır hocam olur mu, çocuklar çok masum! Çiçek gibi! O zaman ebeveyn olarak, öğretmen olarak, milli eğitim olarak ne yapacaksın? Mevcut potansiyeli sen göreceksin, gizil güçlerini sen ortaya çıkaracaksın! O minicik elleriyle, o tertemiz saf düşünceleriyle, içlerindeki o koskoca dünyayı nasıl çekip çıkararak göstersin yavrucak sana? Doğru hocam! Öyle kağıtla, kalemle, problem sorarak, şekil çizdirerek olmaz bu işler. Çocukların içine bakacaksın, anında göreceksin! Ama bakmazsan göremezsin. Adı üstünde bakanlık. Hakikaten ya hocam hiç aklıma gelmemişti. Bakması lazım. İşte Milli Eğitim Bakanlığı’mız da bunu yaptı. Bakanlığın sadece bakanlık olmadığını, göreneklerimize göre görmesi gerektiğini söyleyerek “Gören komisyon” oluşturdu. Yani sadece bakmadı, aynı zamanda ekstradan görmek için bir birim oluşturdu. İlk olarak da müfettişlere yaptığı mülakatta uyguladı bunu. O gün sınavın nasıl geçtiğini mülakata giren hangi müfettişe sorduysak şu cevabı verdiler:“Çok kolaydı, çok güzel geçti, hiç zorlanmadım.”  Valla inanılmaz bir şey hocam! Dedik ya iş sınava girende değil, sınavı yapanda! Demediniz hocam bunu! Demedik mi? Demiş olalım o zaman. Şaşırmakta haklısın, sana hak veriyorum, üç dakikada onca özellik klasik usullerle nasıl ölçülsün? Ama biliyorsun zaman hız çağı. Dünya ışık hızı ile ilerlerken biz yerimizde sayamayız, her şeyi çarçabuk halletmek zorundayız. Bakanlık böyle bir sınav komisyonu oluşturmak için uzun zamandır çalışma yapıyormuş demek ki! Kısmet bu güneymiş.. Ama hocam şimdi düşünüyorum, taşınıyorum hal hatır sorsan, üç dakikanın yarısı geçer. Hiçbir şey sormadılar mı bu sınava girenlere? Ya şimdi ben sana nasıl anlatayım? Görmediğin için bilemiyorsun tabii ki. Şimdi saat tut. Saatim yok, telefondan tutsam olur mu? Tabii olur, niye olmasın? Hani siz demin telefondaki hesap makinesinden işlem yaparken kızdınız, telefona gerek yok, sıfır at filan dediniz ya o yüzden. Cep telefonuna alerjiniz mi var acaba diye düşünmüştüm de. Her neyse. Tutuyorum, başla hocam! Şimdi müfettiş geldi komisyonun bulunduğu odanın kapısına. Tamam! Tak tak tak! Gir! Merhaba! Merhaba, hoş geldiniz, buyurun oturun! Kendinizi anlatır mısınız? Efendim ben bin dokuz yüz bilmem kaç yılında falanca yerde doğdum. İlk ve ortaöğrenimimi falanca yerde tamamladım. Şu üniversiteyi okudum. Bu tarihte öğretmenliğe başladım. Şu tarihte müfettiş oldum. Orda, burada, şurda görev yaptım. Evli ve üç çocuk sahibiyim. Çok güzel, teşekkür ederiz! Sonra mevzuattan, yaptığı işle ilgili basitinden üç dört soru. Tabii yıllardır müfettişlik yapıyor vatandaş, bilmez mi? Bilir! Tak tak tak cevaplar, hemen! Sonra komisyon başkanı diğer üyelere dönüp, başka sorusu olan var mı gibisinden bakıyor. Onlar da yok anlamında hafiften başlarıyla işaret ediyorlar. Teşekkür ederim müfettişim, çıkabilirsiniz. İyi günler! İyi günler! Şimdi bak bakalım kaç dakika geçti. Bir dakika on yedi saniye hocam! Tabii sınav komisyonu ağır ve oturaklı olduğundan, şimdiki gibi hızlı hızlı konuşmuyorlar. Daha ağır. Efendi. Yerine göre durarak, en yeğin bir söze bile ağırlık katarak. Böyle olunca üç dakikada, bilemedin dört dakikada mülakat tamam. Ama dedim ya bu sorular önemli değil. Bunlar rutin şeyler. Herkese yapılan aynı muamele. Önemli olan sınav komisyonu. Adam karşılarına oturur oturmaz, anında, içindeki müfettişlik potansiyelini ölçüp, bu niteliği niceliğe dönüştürmek. Yani sayısal veriye çevirmek. Mesele bu! O saydığınız tüm mülakat kriterlerinin hepsini bir bakmaya görebildiler mi yani hocam? Görmezler mi? Kapıdan girer girmez görürler. Dedik ya, gören komisyon diye. Sen onu bırak, duyumlarımıza göre, komisyon üyelerinin, mülakata gireceklerle yüz yüze gelmeden, uzaktan bile bu kriterleri ölçebildikleri, seçimlerini kabataslak oluşturdukları söylenir. O derece yani? Evet o derece! İşte bakanlığımızın elinde böyle yetkin ve işinin uzmanı bir kadro var. Kolay değil böyle bir kadro oluşturabilmek! Değil valla! Allah devletimize, milletimize zeval vermesin hocam! Amin!

Şimdi burada bir soru sorman gerekiyor bana? Evet hocam! Sor! TEOG nasıl yapılacak? Ya bi sabret, bu değil soracağın soru, başka bir soru sor, anlattıklarımla ilgili.. Ne sorayım hocam? Her şey çok güzel, bakanlık gayet pratik ve ciddiyetle çalışıyor, hiçbir soru işaretine fırsat bırakmıyor ki maşallah! Öyle de, bu sınavın sonucuyla ilgili hiç merak ettiğin bişey yok mu? Yok! Tövbe tövbe! Ya arkadaş, “girenler kazanabildiler mi bu sınavı acaba?” diye hiç aklına gelmiyor mu? Böyle olağanüstü, objektif bir sınav sonucunda, kaç kişi kazandı acaba, hepsi döküldü mü yoksa, içleri dolu mu çıktılar, tıngır mı falan demeyecek misin? Haa, diyorum evet! Sahi n’oldu? Hepsi kazandı. Anlamadım, hepsi mi? Evet, girenlerin hepsi 70’in üzerinde puan aldılar. İnanılmaz valla hocam, ciddi olamazsınız! Demek ki varmış içlerinde hepsinin müfettişlik potansiyeli. Demek ki! Ama şimdi ne olacak peki, hani 500 kişi alınacaktı, işler karıştı o zaman yine desenize? Yok canım niye karışsın? Karşındaki sınav komisyonu, öyle sıradan bir komisyon değil. Puanları eşit olanlarla yaptıkları üç dakikalık görüşmeyi masanın üzerine yan yana yatırıp, her birinin puanını virgülden sonra üç basamak daha yürüterek, yani bir puanı bin parçaya bölerek, eşitliği ortadan kaldıracak şekilde derinlemesine bir incelemeyle herkesi hak ettiği sıraya yerleştirdiler. Örneğin, senin puanınla benim puanım eşitken, seninki 76,786, benimki 76,785 olacak duruma getirildi. Hayır olmaz ama hocam, siz benden daha tahsillisiniz, ben kabul edemem bunu! Ya bu bir örnek. Dağıtma konuyu! Çok iyi ya, artık hiçbir sorun kalmamıştır, en yüksekten başlayarak 500 kişiyi al değil mi hocam? Aynen! Bakanlık böylece seçeceğini seçtikten sonra, diğerlerine gayet kibar bir şekilde, puanını, başarı sırasını da yazarak güzel, sarı bir zarfla, üzerine pul da yapıştırarak, pulun üzerine mühür de basarak, özel olarak kendilerine bildirdi. Açıklama olarak da dedi ki: “KAZANDINIZ.  Ancak kadro yetersizliği nedeniyle atanamadınız. 6764 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 09/12/2016 tarihinden itibaren bir yıl içinde yeni kadro ihdas edilmesi halinde, ihdas edilen kadro sayısı kadar Bakanlık Maarif Müfettişliğine başarı sırasına göre atama yapılabilir.” Şimdi soruyorum: Peki daha ne yapsın bakanlık? Ne yapacak hocam, yapılması gereken ne varsa yapmış! Ben kendi çocuğuma bile bu kadar kibar davranmıyorum emin ol! Peki, şimdi tekrar soruyorum: Sen eğitim sisteminin bir neferi misin? Ben mi hocam? Yok, atanamayan müfettişe soruyorum gıyabında, ama sen cevap ver! Neferidir hocam, müfettiş sonuçta. Ben bile neferi sayılırım. Her gün ben önde çocuklar arkada okula götürüp getiriyorum. O hayli hayli neferdir! Ayrıca neferini bırak, feneri de olması gerekir! O zaman bu işte gücenmek, darılmak, küsmek olur mu? Olmaz hocam! Olur mu öyle çocuklar gibi küsmek? Çocuklar bile bir sınavda başarılı olamadıkları zaman küsmezler. Çalışırlar bir daha girerler. Öte yandan bunlar zaten kazanmış. Bak zaten bakanlık, alacağım diyor, iflas falan etmezsem diyor. İflas değil, “ihdas” o! Yani yeni kadro oluşturmak. Tamam işte aynı şey, bakanlık iflas etmezse kadro oluşturur sonuçta. İflas ederse canını mı alacaksın, nasıl atasın seni? Peki tekrar soruyorum sana.. Müfettişe yine değimli hocam? He! Bunları geçtik, itiraz etmek, mahkemeye vermek olur mu? Hocam bunu da mı yaptılar? Yapmazlar mı? (Bkz. Fotoğraf–2) Müracaatta olduğu gibi hurra hep beraber, ellerinde itiraz dilekçeleri ile bakanlığın kapısına dayandılar. Al bak! Bu arada fotoğrafa çok dikkatli bakarsan, bazılarının durumu fırsat bilip işi ticarete bile döktüğünü görebilirsin. Sen tut, mülakat sınavına girerken, yakışıklı görüneyim diye almış olduğun cilt bakım ürünü poşetini yanında getir? Eee? İtiraza gelmeden önce şirketle anlaş, fotoğrafçıyı ayarla, sıraya girdiğinde de kameraya net olarak görünecek şekilde tut. Bir de fotoğrafının çekildiğinden haberin yokmuş gibisinden pozlar takın. Tam profesyonel bir oyunculuk. Artistik bir hareket. Kim bilir kaç para aldı bu reklamdan. Görüyorsun değil mi şu kır saçlı olanının elindeki “Gratis” yazan poşeti? Görüyorum hocam! Yabancı menşeli ünlü bir cilt bakım şirketidir. Hocam sizin gözünüzden de hiçbir şey kaçmıyor var ya! Kaçar mı? Müfettişin naylon poşetle gezdiğini gördün mü sen bu zaman kadar? Yok hocam, müfettiş dediğin siyah evrak çantasıyla gezer bildiğim kadarıyla. Naylon poşetli müfettiş, hem de bakanlığın kapısında, olacak iş değil! Düpedüz reklam kokuyor hocam! Neyse, bunlar itiraz ettikten sonra bazılarının da bakanlığı Atatürk’e şikayet etmek için, Anıtkabir’e bile gittikleri söyleniyor. Hatta o şair geçinenin münasebetsiz şahsiyet Atatürk’ün mozolesine yüz sürüp, Anıtkabir Özel Defteri’ne:“Ankara’nın yokmuş yolu/Gözlerimiz yaşla dolu/Uyan da bak Gazi Kemal /Kan ağlıyor maarif kolu. Gene gamlıyız” yazdığı da kulağımıza çalındı. Bakanlık yine de bir şey demedi biliyor musun? Hiçbir şey olmamış gibi, evraklarını yeniden inceledi tek tek. Yapılan mülakatta tek bir hatanın söz konusu olmadığı, milim bir haksızlık yapılmadığı, virgülden sonra binde birlik bir oynamaya neden olacak bir durumun söz konusu olmadığı anlaşıldı. Gene aynı ciddiyet ve nezaketle, aynı yakışıklı sarı zarflarla durumu özel olarak kendilerine bildirdi. Arkasından bunlar doğru mahkemeye! Yapmayın hocam, mahkemeye de mi verdiler? Dururlar mı? Ama versen n’olacak? Yüksek adalet yanılır mı? Yanılmaz! Adalet bu, oradaki terazi, sınav komisyonunun terazisinden bin kat daha hassas. Bunlara “hadi hadi başka kapıya” dedi. En son Danıştay’a, olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidecekleri de söyleniyor. Gerçi gitsen ne olacak? Her şey apaçık ortada. Hocam yüzüme bak, yüzümü görüyor musun? Görüyorum, kıpkırmızı kesildin. Bir şeye mi kızdın? Yok hocam ne kızması. Utancımdan kızarıyorum. Valla burada dinlerken yerin dibine girdim. Bunlar nasıl müfettiş olmuş hocam ya? Bilmiyorum artık oralara girmeyelim artık. O zaman TEOG’a girelim hocam! Lütfen, rica ediyorum! Bakanlığımız, bizim çocuklarımıza yapacağı sınavda da böyle yepyeni, ince eleyip sık dokuyarak, objektif, hiç kimsenin hakkının birbirine geçmediği bir sınav yapacak mı? Bakanlık niye bekliyor? Açık konuşmak gerekirse ben pimpirikleniyorum hocam. Kaç ay oldu kimse bir şey açıklamıyor. Siz bile sanki lafı oraya getirmemek için uzatıyorsunuz gibi geliyor bana! Saçmalama! Öyle şey olur mu? Bak adım adım her şeyi anlattım. Taşlar kafanda yerine oturmuştur az çok. Bu yeni sistemin TEOG’a uyarlanması çocuk oyuncağı artık. Önemli olan sen ister misin böyle bir sistemi o önemli. Bakanlık bunun için bekliyor. Halkın “evet” demesi… Hocam bundan iyisi can sağlığı! Daha ne isteyelim, böyle güzel bir uygulama gelecekse? Ama çocukların Ankara’ya gitmesi, orada kuyrukta beklemeleri falan belki biraz tepki çekebilir. Diğer uygulamalar tadından yenmez bence! O kolay, bakanlık onu elbette düşünür. Müfettişlerin sayısı az olduğu için çağırdı. Milyonlarca çocuğu Ankara’ya çağıracak değil ya! Olur mu öyle şey! Nasıl olacak peki hocam, mülakata nerede girecek çocuklar? Kendi okullarında girecekler. Hepsinin okulunda diplomalı öğretmenleri yok mu? Var!  Şimdi 8. sınıflardan sorumlu müdür yardımcısını al! Aldım hocam! Yanına da okulun rehber öğretmeni ile öğrencinin sınıf öğretmeninin al! Onları da aldım! Onların hepsini şimdi bana geri ver! Al! Bak bakalım oldu mu sana üç kişilik komisyon? Valla oldu hocam, ne güzel ya! Hepsi de çocuğu tanıyor mu? Tanıyor! İçini dışını biliyorlar mı? Tabii ki hocam, kaç yıldır o okulda okuyor çocuk sonuçta! Dıştan çok bizim için ne önemli? İç! Neye ilgisi var, hangi okulu kazanmak istiyor çocuk, bunlar biliniyor mu? Aynen! Çağır çocuğu, sınav olduğunu filan da söyleme ha! Heyecanlanmasın! Of of hocam ne güzel ya! Her ayrıntı incelikle düşünülmüş, inanılmaz bir şey bu! Tabii ya, her şey ayrıntıda gizli. Çocuğu doğal yollarla ölçeceksin ki, gerçek veriler elde edebilesin. Bu bilimsel bir kuraldır. O yüzden çocuk bilmeyecek sınava girdiğini. Yerine göre çocuk teneffüste arkadaşları ile okul bahçesinde kovalamaca falan oynarken, güya gezintiye çıkmışsınız gibi, komisyon üyeleri hep birlikte çocuğun yanına sokulup, sınavı çaktırmadan yapacaksın! Merhaba Abidin! Merhaba öğretmenim! Nasılsın, ne yapıyosunuz öyle koştura koştura? Oyun oynuyoruz öğretmenim. Haa iyi iyi, oynayın oynayın, enerjinizi atın, gençsiniz. İşte bizde hava güzel diye öğretmenlerinle birlikte çıktıydık da, seni görünce öyle bir merak ettik, n’apıyor bu keratalar burada böyle diye? Bu arada hangi sınıftaydın sen Abidin! Öğretmenim ben 8/A şubesindeyim, unuttunuz mu yoksa? Az önce sizin dersiniz vardı ya! Numaram 1299!.. Haa evet doğru ya, yorgunluk işte evladım, bir de okulda çok şube olunca karıştırıyoruz bazen böyle. Derslerle aran nasıl Abidin? En sevdiğin dersler hangileri? En sevdiğim dersler, Matematik, Fen, Sosyal, Türkçe, Din ve İngilizce. Ama bunların yanında boş zamanlarımda kitap okurum, ders çalışırım, spor yaparım, resim çizerim, müzik dinlerim öğretmenim! Ooo aferin sana, ne güzel, bak bunları ben bilmiyordum! Peki matematiği çok severim dedin, iki kere iki kaç Abidin? Dört öğretmenim! Aferin sana! Sosyal Bilgileri de severim demiştin değil mi? Evet öğretmenim! Alparslan ile Romen Diyojen arasında yapılan Malazgirt Meydan Muharebesi, sence nerede yapılmış olabilir? Malazgirt’te! Bravo! Peki, “bravo” dedim sana, ne demek istemiş olabilirim? Aferin falan gibi yani öğretmenim! Ooo aferin sana! İngilizce’nin yanında ikinci bir yabancı dil ha! Yani! Vatis yor neym? May ney mis Abidin! Tenk yu Abidin, bravo valla sana! Hangi liseye girmek istiyordun bu arada? Ankara Fen Lisesi öğretmenim. Hımm aferin sana, hedef yüksek yani? Evet öğretmenim! Sınava çok çalışıyorum, full çıkarıyorum denemelerde öğretmenim! Valla sen mutluluğun resminin çerçevesini şimdiden hazırlamışsın desene Abidin? Derslere bakılırsa eskizi de hazır gibi! Öyle gibi öğretmenim! Tamam Abidin teşekkür ediyoruz sana, arkadaşlarınla oyna sen, biz biraz daha dolaşıp, binaya geçeceğiz. Yani öyle geçerken bir sohbet falan edelim dedik. Merak edecek bir şey yok, hadi bakalım, derslerine iyi çalış tamam mı? Tamam öğretmenim! İşte bu kadar. Ne gerek var kâğıda kaleme, teste, strese? Çocuklar bizim çocuklarımız. Böyle gayet pratik bi şekilde yap geç sınavı. Yeter ki çocuğun içini gör. Önemli olan bu. Kapasiteyi keşfet. Gizil güçlerine sende biraz güç ver. Yıl sonuna kadar da çocuğa bir şey söyleme. Kazandım diye işi gevşetmesin. Yıl sonunda, öyle sınav sonucunu cümle aleme duyurmaya da gerek yok! Aynı müfettiş mülakatında olduğu gibi:“ANKARA FEN LİSESİ’Nİ KAZANDINIZ. Ancak, kazandığınız okuldaki sıra ve derslik yetersizliği nedeniyle, Malazgirt Alparslan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne yerleştirildiniz. Sınavın yapıldığı tarihten itibaren bir yıl içinde, Ankara’ya, Ankara Fen Lisesi düzeyinde 1071 adet Ankara Fen Lisesi açılması halinde, açılan fen liselerinin öğrenci kapasitesi kadar Ankara Fen Lisesi öğrencisi, Ankara Fen Liselerinden birine yerleştirilmesi yapılabilir” şeklinde açıklamanı yap, koy bir zarfa, adresine postala! Ne var bunda şimdi, zor bir iş mi? Yalnız müfettişlerde olduğu gibi sarı zarf olmaz ha! Bunlar çocuk. Kenarı süslü, çiçekli zarfla gönder! Çocuklar çiçektir! Çiçekleri koparmayalım artık, her çocuk istediği okulu kazansın, hiçbir çocuk üzülmesin! Haksız mıyım? N’oldu ya neden cevap vermiyorsun? Gözlerin niye belerdi öyle, dondun kaldın?

Hocam siz benimle dalga mı geçiyorsunuz ya? Hocam dedik, saygı gösterdik, dizinin dibine oturduk, saatlerdir işi gücü bıraktık, burada sizi dinliyoruz. Yani şimdi sizin yeni sınav modeli dediğiniz saçmalık bu mu? Hayır, sizin kadar tahsilimiz yok, ortaokul ikiden terkiz falan dedik diye, dalga mı geçmeniz gerekiyor yani hocam? Yakışıyor mu size? Ya da ne bileyim salak falan mı sandın? Böyle sınav mı olur ya? Şimdi benim çocuğum denemelerden full yapacak, sonra siz çocukla üç dakka çene çalacaksınız ve Malazgirt Alparslan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne yerleştireceksiniz. Sonra da Ankara Fen Lisesi’ni kazandın diye çocuğu kandıracaksınız öyle mi? Kazandığı okula yerleşemedikten sonra, kâğıt üzerindeki Ankara Fen Lisesi’ni ne yapayım ben ya? Al senin olsun! Eşeklik bende ki oturdum burada bu zırvalıkları dinliyorum! Batsın senin sınavın! Çakma Alparslan seni ya! Hadi eyvallah!

Lan terbiyesiz herif, biz burada masal mı anlatıyoruz? Yaşanmış gerçek bir olayı aktardık sana! Kanunuyla, yönetmeliğiyle, yönergesiyle bakanlığın uyguladığı olağanüstü gerçek bir sınavı başından sonuna kadar anlattık. Yalan mı söylüyoruz, ne dalgası terbiyesiz? Ben anlattıkça yere göğe sığdıramıyordun beni, hani heyecandan duramıyordun, “tadından yenmez” derken ağzının suyu akıyordu, hani bakanlık böyle mükemmel bir sınavı çocuklara da uygulasındı, hani müfettişler itiraz edince yerin dibine girdiydin, n’oldu şimdi? Her cümlemi vücudundaki kıllarla onaylıyordun demin, tüylerin diken diken olmaktan yorulduydu hani kıl herif! İş kendi çocuğuna gelince bakıyorum da gözün açıldı! Sabahtan akşama kadar beni dinliyormuşmuş da, böyle sınav mı olurmuymuşmuş da, böyle sınav batsınmışmış da! Bakıyorum sen de başladın müfettişler gibi “muş muş muş” demeye! Memleketin bütün eğitim kurumlarını denetleyecek maarif müfettişlerinin seçiminde oluyor da, ortaokuldan liseye geçişte mi olmayacak? Bal gibi olur! Olacak! Siz isteseniz de istemeseniz de olacak!  Hadi güle güle bakalım Romen Diyojen! Malazgirt’e kadar yolun var!

Yazar: Muhammet Akyıldız

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.