Bir sanatçının belirli miktarda karmaşaya ve karışıklığa ihtiyacı vardır.”

Sanat, kendisini deneyimleyenler için “içsel bütünlük vaat ederken”, yaratıcılık ve akıl hastalığı arasındaki ilişki, onu deneyimleyen sanatçıların kederinde olduğu gibi, bunları yaşayanlar nezdinde yazılı olarak kanıtlanmıştır. Bu muhtemelen, akıl sağlığının gelişiminin ve korunmasının sanatçılar ve yaratıcılığın yüksek kademelerinde faaliyette bulunanlar için çok daha önemli hale gelir.

Sekizinci kez Grammy ödülü kazanan Joni Mitchell (7 kasım 1943’te doğdu) hiç şüphesiz ki, Joni Mitchell: In her Own Words— bir müzisyen, belgesel yapımcısı ve radyo-televizyon gazetecisi malka Maron ile yapılmış muhteşem geniş kapsamlı sohbetler içeren— adlı kitabında terapinin değerine ve akıl sağlığı konusuna kararlılıkla değinen çok yetenekli bir ressam olmasının yanı sıra, geçtiğimiz yüzyılın en özgün ve etkili müzisyenlerinden biriydi ve bu koleksiyonla okuyucularına özgürlük, yaratıcılık ve başarının karanlık tarafı hakkındaki görüşlerini de sunmuş oldu.

Joni Mitchell’in “Turbulent Indigo” albümü için hazırladığı 1995 tarihli oto-portrede, sanatçı, Vincent van Gogh’un akıl sağlığıyla savaşın sembolü haline gelen, bandajlı kulağıyla görüldüğü ünlü oto-portresine atıf yapar. Bu, aynı zamanda sanatçının kendini resmettiği 20 albüm kapağından biridir. Maron, Mitchell’in neden Annie Ross’un 1974’ deki Court and Spark albümünden eski bir caz şarkısı olan “Twisted” ın—psikanaliz hakkında bir şarkı — sıradışı yorumunu seslendirmeyi seçtiğini sorduğunda, şakayla karışık, “terapi deneyiminin kendisine bu şarkıyı söyleme hakkı verdiğini” söylemişti. Fakat, terapinin daha ciddi yönlerini, bir kimsenin akıl sağlığına bağlılık olarak yansıtan Mitchell, ünlü Tennessee Williams sözünü anımsatıyor— “Eğer şeytanlarımdan kurtulursam, meleklerimi kaybederim.”  —  ve Maron’a diyor ki,

Herkesin kafası karışabilir. Basitçe hayatınızdaki zorluklarla ve ikilemlerle yüzleşerek ve bunlarla yüzleşmek için haftanın birkaç günü belirli bir zaman tahsis ederek, aslında gecenin bir yarısı konuşacak kimseniz yokken ve zihninizi meşgul ederken göründükleri kadar önemli olmadıklarını anlıyorsunuz. Terapi sürecinde birçok değişimden geçtim. Bu şeytanlarınızı defetmek gibi — fakat aynı zamanda meleklerinizi de kovmuş oluyorsunuz. Bilirsiniz bütün bunlar aslında yaratıcı süreçle alakalı. Bir sanatçının belirli bir miktar karışıklığa ve karmaşaya ihtiyacı vardır. Ve ben de yaratımlarımı bu karmaşadan türettim. Bu yaratma gücümün bir parçası haline geldi. Söylemek istediğim, eğer derinlemesine düşünürseniz, ağır depresyondan bile bir sezgi doğabilir. Bunun üzerinde fazlaca durmak bir nevi mazoşistlik olabilir fakat sonuçta bir bilgelik kazanıyorsunuz.

Gerçi Mitchell, terapiyi belli bir anda, iç yaşamı, öncelikleri, değerleri için bir çeşit aydınlatıcı araç olarak görüyor: “Çoğunlukla neyse oydu, kendim hakkında sorular ve hayatımı yürütme şeklim ve bu sırada değerlerimin ne olduğuyla ilgili… Bu süre içinde değerler ne değildir? Her şey çok geçici.”

Ancak sonuçta, açıkça terapinin yararlarını savunuyor: 

“Terapinin bana çok iyi geldiğini düşünüyorum. Kendinizle yüzleşmenin, inzivada kendi başınıza ya da başka birinin huzurunda yapsanız bile, iyi bir şey olduğunu kanısındayım.”

Yazar: Maria Popova
Çeviri: Zeynep Şenel Gencer
Kaynak: Brain Pickings

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.