Bilginin kaynağının ne olduğu felsefenin ilk ortaya çıktığı dönemden beri düşünürlerin en sık üzerinde durduğu konudur. Hatta bilginin kaynağına ilişkin düşünce beyan etmemiş düşünür yoktur bile diyebiliriz. Aristoteles deneyim ve logostan gelmek üzere iki tür bilgiden bahseder. İlki daha sağlam olmakla beraber tek tekle ilgilidir. İkincisi ise tümellerin bilgisini vermektedir. Biz bu çalışma süresince Aristoteles’te bilgi ve akıl anlayışı üzerinden İbn Rüşd’ün Aristoteles okumalarını ve Thomas Aquinas’ın İbn Rüşd’ün Aristoteles şerhlerini nasıl anladığı üzerinde duracağız.

Aristoteles’te etkin ve edilgin akıl arasında bir ayrım vardır ve bu ayrım nefiste ortaya çıkmaktadır (1). İbn Rüşd aklı bir ölçüde araçsal görüp onu insanın yaşayabilmesi için ona verili olduğunu ifade eder (2). Thomas Aquinas ise akıl ve vahiy yoluyla bilgiden söz eder ki bu aklın iki temel kaynaktan beslenmiş olduğu anlamına gelmektedir. Bu görüşün Aristoteles’in etkin-edilgin akıl ayrımının bir yansıması olduğunu söyleyebiliriz. Bizim özellikle üzerinde duracağımız kısmı da burası oluşturmaktadır.

Bilindiği üzere Ortaçağ’da düşünürlerin neredeyse tamamı düşünsel etkinliklerini Tanrı dolayımı üzerinden yapmışlardır. Dolayısıyla düşüncelerinin yönünü belirleyen temel etken onların Tanrı hakkında ne düşündükleriyle yakından ilgilidir. Thomas Aquinas da bilgi ile inanç arasında bu türden bir bağlantı kurmaktadır.

Macit Gökberk’ e göre Skolastik’in ilk döneminin parolası: “Credo ut intelligam” “Anlamak, kavramak için inanıyorum”– anlayışı idi (3). Thomas’a göre vahiy ve deney bilgimizin iki kaynağını oluşturmaktadır. Her ne kadar deneyden edinilen bilgi de Tanrı’dan dolayı ediniliyor olduğu ifade edilse de burada tanrısal bir güç olmadan doğrudan kavranabilen bilgiden söz edilmektedir. Burada inanma ve bilme birbiriyle tam anlamıyla örtüşmezler, birbirlerini kısmen karşılarlar (4). Gene Aquinas’taki trinitas kavramı üçlü birliği ifade etmektedir. Bunlar: Tanrının insan olması, kurtuluş ve dünyanın yedi günde yaratılmış olduğudur.

Buradan hareketle bilmenin inanmak için bir araç olduğu nihai ereğin tanrısal tatmin ya da tanrısal beklentiye karşılık bulmak olduğu sonucuna ulaşılabilir. Bilmek de insana en yüksek ışığı vermek için ancak ön-koşulları sağlar (5). Bundan sonra insanı vahiy aydınlatır. Yani insana düşen bir yandan durup dinlenmeden bilginin peşinden koşmak diğer yandansa tanrısal vahyi bekleyecek sabrı göstermektir. Felsefe Sözlüğü’nde Macit Gökberk Thomas Aquinas’ın bilgi görüşünü şöyle ifade etmektedir:

Thomas’a göre, bilginin çıkış noktası deneydir. Duyulardan edindiğimiz görüntülerin (species sensibilis) genel kavramlar (species intelligibilis) olarak belirmeleri için bunları, anlığın (intellectus) işlemesi gerek. Kavramlar bize nesnelerin genel özlerini kavratırlar. Cisimsel olmayan varlıkları da, ancak analojik olarak, yaşantı dünyamızda edindiğimiz örneksemelere dayanarak varırız (6).

Bilgimizin dış dünyayla uyumluluğunun nerede aranması gerektiği de bu dönemdeki hakim tartışmalardan biridir. Aquinas’a göre bilmek demek onun özü ile etkinlerini bir kavram haline sokmak demektir. Bu kavramın doğruluğu öz ile etkinlik arasındaki uyumda aranmalıdır. Gene bu uyum ratio ile vahiy arasındaki uyuma benzer bir uyumdur. Dış dünyada verili nesneler ile Tanrı tarafından verili olan akıl arasındaki uyumluluk doğru bilgiyi vermektedir. Nesnenin düşüncedeki tasarımı gerçeğe uygunsa bilgimiz de doğrudur (7).

Bu akıl yürütmeden hareketle Aquinas doğal olarak varlık tasarımına ulaşmaktadır. Bu yüzden temel bilim olarak ontolojiyi ortaya sermektedir. Bilindiği üzere Aristoteles de Platon’un ideası karşısında ontolojinin kurucusu olarak görülür. Fakat buradaki ontoloji Aristoteles’inkinden ve günümüzdekinden farklıdır. Nedir bu fark? Ontolojik olana epistemik ya da inançla ilgili olanın dahil edilmesiyle ilgilidir. Bu yasalar hem varlığın hem de düşünmenin yasalarıdır. Düşüncenin varlığı ve varlığın düşüncesi ayrımı bu yüzden Aquinas’ta belirsizleşmektedir. Etkinin ve nedenin birbirleriyle ve aynı ilkeyle açıklanıyor olmasından kaynaklı bir açmazdır burada söz konusu olan.


Günümüzde termodinamik yasalarıyla ifade edilegelen “var olan bir şey aynı zamanda yok olamaz” ilkesine benzer bir ilkesellik üzerinden hareket etmektedir. Fakat burada bazı farklılar gözlenmektedir. Termodinamik doğada var olanın yok olamayacağı ile nesnelerde yok oluş gibi bir hale geçiş değil biçim değiştirme olabileceğidir. Oysa Aquinas’ınki ontolojik değil mantıksal bir koyuttur. Yani bir şey hem var hem de yok olamaz gibi üçüncü halin olanaksızlığına dayanan bir ilkedir buradaki. Gene ontolojik zeminde olduğu iddiasındaki bir düşünürün mantıksal çıkarımlarla hareket ediyor olması gibi bir tutarsızlık Aquinas’ın düşünsel hareketinin her evresini Tanrı’ya ulaştırabilmek adına üzerinde durduğu zeminde değişiklik yapıyor oluşuyla açıklanabilir. Söz gelimi bütünün parçasından büyük olması gerektiği gibi bir ilkede bütünden Tanrı parçadan insanın anlaşıldığı açıktır. İnsanın Tanrı’yla eşitlenmemesi gerektiği yönlü bir varsayımdan hareketle açıklanmaktadır bu. Oysa İbn Rüşd’ü eleştiren düşünürümüzün kaçırdığı bir husustur: Tanrı ile insan arasında eşit olmayan olarak olsa da bir ilişki kurmak Hıristiyan hatta pagan kültürün bir yansımasıdır. Tanrı’yı insan olarak kurduktan sonra onu insan parçasından büyük bir bütün olarak kurmak sadece mantıksal bir hataya değil, aynı zamanda Tanrı’ya şirk koşmaya kadar vardırır işi.

Dipnotlar:
(1) Ramazan Turan, İbn Rüşd’ün Akıl Anlayışı, Yüksek Lisans Tezi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, 2006:Kayseri. S. 2
(2) “…eğer akıl olmasaydı insanın herhangi bir zaman diliminde varlığını sürdürmesi mümkün olmazdı.” İbn Rüşd Metafizik Şerhi, s.144
(3) Macit Gökberk, Felsefe Sözlüğü, s.151
(4) A.g.e.,s.151
(5) A.g.e.,s.151
(6) A.g.e.,s.152
(7) A.g.e.,s.152

Kaynakça
TURAN, Ramazan. İbn Rüşd’ün Akıl Anlayışı, Yüksek Lisans Tezi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, 2006:Kayseri
http://www.belgeler.com/blg/pdx/ibn-rusd-un-akil-anlayisi-ibn-rusd-s-thought-on-the-intellect
GÖKBERK, Macit. Felsefe Sözlüğü, 2007: İstanbul, Remzi Kitabevi

Yazar: Ramazan Kurt

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.