12 Haziran 1942’de, Anne Frank 13. doğum günü hediyesi olarak bir günlük aldı. Birkaç yıl içinde, bir toplama kampında ölecekti, fakat günlüğü yaşadı. Aşağıdaki parça TIME Shop, Amazon ve bütün yayıncılarda bulunan LIFE dergisinin yeni özel basımı Anne Frank: The Diary at 70’ten bir alıntıdır.

Holocaust yılları boyunca, Naziler altı milyon Yahudi’yi -tıpkı beş milyon Roman, Sinti, rahipler, rahibeler, engelli bireyler, eşcinseller ve siyasi mahkumlar gibi- sistematik şekilde katlettiler. Öldürme eylemi bütün Avrupa boyunca 40.000’den fazla toplama, çalışma, savaş esiri ve enterne kamplarında ve bununla birlikte bütün toplulukları makineli tüfeklerle tarayan ve yerleşimcileri gaz kamyonlarına sokan Einsatzgruppen (Nazi infaz birlikleri, seyyar ölüm mangaları) tarafından gerçekleştirildi.

Yüzde seksen civarında Hollanda Yahudi’si, Batı Avrupa’daki en yüksek ölüm oranına sahip ülkeyi Hollanda yapacak şekilde Holocaust’ta öldü. Kamplara gönderilen 107.000 Hollandalı Yahudi’den sadece 5.000’i yaşıyordu. Bir milyondan fazla insanın öldüğü Auschwitz’teki ölüm oranı özellikle yüksekti. Auschwitz’e gönderilen 60.000 Hollanda Yahudi’sinden, Eylül 1944’te Frank ailesinin taşıtında bulunan 127 erkek ve kadın da dahil olmak üzere, sadece 673’ü hayatta kaldı.

Rus ordusu, 27 Ocak 1945’te, kampı özgürleştirmeden önce hasta kışlalarına yerleştirildiği için kurtulan Otto Frank de onlardan biriydi.

Polonya’dan ayrıldığında, yaklaşık 1,80 cm boyundaki Otto’nun kilosu, 52’den azdı. Edith’in öldüğünü biliyordu; ancak Amsterdam’a geri dönmeye kararlıydı. “Bütün umudum çocuklar,” yazmıştı İsviçre’deki annesine. “Hayatta oldukları ve tekrar bir araya gelebileceğimiz inancına sıkı sıkı tutundum.”

Miep Gies ve Bep Voskuijl savaş boyunca firmayı açık tuttular. Yakalanışından kısa süre sonra sağlık sorunları nedeniyle Amerfoot toplama kampından tahliye edilen Jo Kleiman da şirkete geri döndü. Gerçi savaş sona yaklaştıkça ve müttefikler ilerledikçe, tüm Hollanda boyunca koşullar kötüleşmeye devam etti. Yemek ve tedarik dağıtımı kesildi, vatandaşlar yakıt için ağaçları kestiler ve evleri parçaladılar. Bazıları lale soğanı yemeye kalkıştılar ve Açlık Kışı diye bilinen kış boyunca 20.000’den fazla Hollandalı açlıktan öldü. “Bütün konuşmalar yemek üzerineydi,” diye yazıyor Miep. “Yemek takıntısı hepimizin zihinlerini etkiliyordu.” Kanada birlikleri Mayıs 1945’te Amsterdam’ı özgürleştirdikten sonra, yerinden edilmiş yerleşimciler güçlükle eve döndüler. Nazilerden, zorunlu yürüyüş sırasında kaçmış Victor Kugler, işine geri dönmüştü.

Sonra Otto Frank, 3 Haziran’da Miep ve Jan Gies’in zilini çaldı.

Miep, bir süre sessiz kalmasının ardından Otto’nun, Edith’in geri dönmeyeceğini fakat kızları için umudunun hala sürdüğü bilgisini “yıldırım haber” olarak vereceğini biliyordu.

Otto, Gies’lerle birlikte yaşamaya başladı, Opekta’ya geri döndü ve Anne ile Margot hakkında bilgi almayı amaçlayarak gazetelere ilanlar verdi. Nihayet Haziran’da, Jannia Brandes-Brilleslijper’in onların akıbetini biliyor olabileceğini duydu. Ayın 18’inde, kadının evine gitti.

“Güçlükle konuşabiliyordum; çünkü birine çocuklarının artık hayatta olmadığını söylemek çok zordu,” diye anımsıyor Jannie. “ ‘Onlar artık…’ dedim”. Kireç gibi bir yüzle döndü ve bir sandalyeye yığılıverdi.”

Kızıl Haç, ölümlerini doğruladıktan ve Miep, Anne’in günlük için geri gelmeyeceğini anladıktan sonra Otto’ya, günlüğü sakladığını ve 327 sayfanın sağlam olduğunu söyledi. Başta kızının kısa hayatından bıraktıklarını okuyamayacak kadar kendini kaybetmiş olsa da sonunda Anne’in yazdıklarını öğrenebilmek için kendini hazırladı. Bulduğu şey, daha sonra hatırlayacağı üzere, öyle heyecan vericiydi ki günlüğü elinden zorlukla bırakabildi.

Sadece günlük değil, aynı zamanda Anne’nin bir roman yaratmayı ve kariyerini başlatmayı hayal ederken yaptığı düzeltmeler de mucizevi bir şekilde hayatta kaldı. Romanları Hayalet Yazar (The Ghost Writer), Ve Hayalet Sahneden Çekilir (Exit Ghost) ve Bir İnsan Olarak Hayatım (My Life as a Man) ile Anne’e hayat veren yazar Philip Roth, “bu parlak genç kız günlüğünde düzeltmeler yaptı çünkü çok daha iyi bir yazar olabileceğini keşfetmişti” gözleminde bulunur. “Düzeltmeler yapmış olması, hayatta kalsaydı önemli bir edebi kariyere sahip olacağının bir işaretidir.”

Otto eski arkadaşları ile tekrar bir araya geldi. Eva Schloss ve annesi Elfriede Auschwitz’ten sağ kurtulmuşlardı. Bir gün Otto kolunun altında küçük bir paketle geldi ve içinden dikkatlice Anne’in günlüğünü çıkardı. Schloss, “Çok duygusal bir andı,” diye anlatıyor LIFE’a. “Birkaç cümle okuyor, fakat her seferinde gözyaşlarına boğuluyordu.”

Otto, Anne’in fikirlerini dünyayla paylaşmanın onun görevi olduğuna karar verdi. Anne’nın annesini ve Fritz Pfeffer’ı eleştirdiği veya gelişmekte olan cinselliği üzerine düşüncelerinin yer aldığı kısımlarda birkaç ekleme ve çıkarmayla değişiklikler yaparak günlüğü daktilo etti. Yayımcı bulmak zordu, ta ki Otto’nun arkadaşlarından biri onu, 3 Nisan 1946 tarihli Het Parool gazatesi için “Kinderstem” (“Bir Çocuğun Sesi”) başlıklı bir ilk sayfa makalesi yazan tarihçi Jan Romein’e gösterene kadar. “Fakat benim için, bir çocuk tarafından yazılmış görünüşte önemsiz bu günlük” diye yazdı Romein, “bir çocuğun sesinden duyulduğunda, faşizmin tüm iğrençliğini, Nuremberg’in topladığı bütün kanıtlardan çok daha fazla somutlaştırıyor.” Kısa süre sonra, Amsterdam’lı yayıncı Contact kitabı yayımlamayı kabul etti ve 25 Haziran 1947’de kitap, Het Achterhuis (The Secret Annex) adıyla yayımlandı. Otto kitabın kopyalarını ailesine, arkadaşlarına, Hollanda başbakanına ve kraliyet ailesine verdi. (Miep Gies ikinci basım yayımlanana kadar kitabı okuyacak cesareti kendinde bulamadı.)

Savaş biteli sadece iki yıl olmuştu, fakat çoğu insan için, “insanlar özünde iyidir” inancına hala sahip olan 15 yaşında birinin yazdığı bu kitap, şimdiden Holocaust’u kişiselleştirmek için kullanışlı bir yol sunmuştu. Denying the Holocaust’un yazarı Professor Deborah Lipstadt, “Anne Frank söz konusu olduğunda sahip olduğunuz sadece bir ad, bir yüz ve bir kişi değil fakat aynı zamanda oldukça iyi yazılmış bir günlük. Bu büyüleyici,” diye anlatıyor LIFE’a. “O iyi bir yazar ve kendini nasıl ifade edeceğini biliyor. O kendini, gün ışığına çıkıp çıkmayacağını bile bilmediği bir şeyin içinde ifade ediyor.”

©® Düşünbil (2020)

Yazar: Daniel S.Levy
Çeviren: Ayça Özkadif
Çeviri Editörü: Elif Arslan
Kaynak: time.com

Please complete the required fields.