Bu yazımızda özellikle “Yabancılaşma, Tek Başınalaşma ve Yalnızlık” ve “Toplumsal Kültür, Organizasyon Kültürü, Egemenlik Düzenleri ve Liderlik Tarzları” yazılarımızdaki konularla ilişkili olan “anomi” olgusuna değineceğiz. Yazının sonunda okuyucuya dilerse üzerinde düşünmesi ve cevaplaması için iki soru yöneltilmektedir.

Anomi, toplumsal “denge” ve bütünleşmenin bozulduğu durumlarda ortaya çıkan bireysel davranışlardaki kuralsızlık ve normsuzluk durumudur. Toplumsal yaşamı düzenleyen eskiden gelen kurallar ve normlar vardır, fakat gelinen yeni toplumsal aşamada bu kural ve normlar bireyler için yeterli ölçüde bağlayıcı, yön ve anlam verici değildir. Örneğin; toplumda hukukla adaletin sağlanamadığı durumlarda, bireylerin hukuk kurallarına uymama davranışları yaygınlaşmaya başlar. Kültürel normlar, değişen yaşam koşuları nedeniyle genç kuşaklar için aşırı anlamsızlaşmışsa, toplumsal baskının büyük olduğu durumlarda kendi içine çekilme veya baskının yumuşak olduğu durumlarda “aykırı davranışlar” yaygınlaşmaya başlar. Anomi sonuçta, insanların birlikte ve birbirini kollayarak bireysel hedeflere ulaşmalarının olanaklı olduğu anlayışını “çürüterek”, bireyi toplumdan ya kendi içine çekerek yalnızlaştırdığı veya toplumun dışına çıkararak pervasızlaştırdığı için, toplumun ve kendimizin ruh sağlığıyla da ilgili bir konudur. Anominin psikolojik bazı çarpıcı sonuçları; yalnızlık, yalıtılmışlık, kültürel ve sosyal yön bulmakta zorlanma, yabancılaşma, güçsüzlük ve çaresizlik duyguları ve intihardır.

Anominin ne olduğu, hangi durumlarda oluştuğu, toplumsal ve bireysel sonuçlarının neler olduğu ve anominin nasıl önlenebileceği gibi sorulara ilk kapsamlı cevabı Fransız sosyolog E. Durkheim (1858-1917) vermiştir. Daha sonra Amerikalı sosyolog R. K. Merton (1910-2003) anomiyi, toplumsal kültür açısından kabul gören hedeflere ulaşmayla, bireylerin bu hedeflere ulaşmak için gerekli kurumlaşmış meşru yolları ve araçları kullanabilme şansı/kullanması arasındaki ilişkinin farklılaşması olarak incelemiştir. Güncelleyerek bakalım.

Durkheim’a göre, modern sanayi toplumlarının bir sorunu olan ve bireylerin karşılıklı bağımlılık ve dayanışma duygusunu ve kamu ahlakını zayıflatarak kurallı yaşama dayanan toplumsal bütünleşmeyi sarsan anominin altı temel nedeni vardır:

  • Toplumdaki iktisadi dalgalanmalar; bireysel gereksinim ve arzuların tatminini güçleştiren ekonomik çöküş dönemleri veya bireyleri her şeye sahip olunabilirmiş gibi kışkırtan ekonomik yükseliş dönemleri
  • Toplumsal işbölümünün gelişmesi sonucunda yeni meslek gruplarının ortaya çıkması, eski meslek örgütlerinin güçsüzleşmesi, yeni meslek gruplarıyla önem kaybı yaşayan eski meslek gruplarını ahlaki ve hukuki olarak birbiriyle ilişkilendiren yasa ve düzenlemelerin, Durkheim’in “organik dayanışma” dediği yeni toplumsal dayanışma bilincinin yeterince gelişmemiş olması
  • Bireylerin kültürel uyumunu güçleştiren ve geciktiren hızlı teknik ve sosyal değişimler. Amerikalı sosyolog W. Ogburn’un “sosyal değişim” anlayışıyla yorumladığımızda, her birey veya toplumsal kesim yeni teknolojik yaşama ve bu yaşamın gerektirdiği normlara aynı kapsam ve hızda uyum sağlayamayabilir ve bu nedenle “geri kalmışlık” ve değersizlik duygusu yaşayabilir. Bu nedenle oluşan uyum gecikmeleri veya “kültürel gecikmeler” toplumsal denge ve bütünleşmenin bozulmasına, sosyal sorunların ve çatışmaların ortaya çıkmasına yol açar (1).
  • Hızlı teknik ve sosyal değişimlere uyumu sağlayan kuralların karmaşıklaşması ve bu karmaşıklaşmayı bireylerin kültürel ve psikolojik olarak “sindirmesini” sağlayan düzenleme ve uygulamaların, kurum ve kuruluşların yetersiz oluşu
  • Yukarıda saydığımız nedenlerle topluma “biz” duygusu veren eski kolektif (ortak) bilincin zayıflamasıyla ve yeni bir kolektif bilincin oluşamamasıyla ortaya çıkan ahlaki boşluk, toplumun düzenleyici gücü anlamında “kamu otoritesi”nin zayıflaması
  • Adaletsiz iş sözleşmeleri, adaletsiz özgürlükler

Anomi ortadan kaldırılarak toplumun ahlaki bölünmüşlüğü; bireylerin sosyal karmaşıklık, adaletsizlik ve çaresizlikten doğan bencilliği; işine, kendisine ve diğer insanlara yabancılaşarak sosyal yön bulmakta zorlanışı nasıl ortadan kaldırılabilir? Kuralsız keyfi davranışlar önlenerek bireylerin kişisel hedefleriyle toplumsal hedefler nasıl örtüştürülebilir, anominin sonuçları nasıl önlenebilir ve toplumsal bütünleşme nasıl sağlanabilir? Durkheim, modern sanayi toplumlarının sorunlarının çözümü kapsamında, iş bölümüne, sosyal adalete ve iş ahlakına vurgu yaparak kısaca aşağıdaki önlemleri önermektedir:

  • Bireysel doygunluk yaratmayan “patolojik” iş ve meslek seçimi yerine herkesin yetenek ve ilgisine göre meslek seçmesini sağlamak, meslekleri ahlaki, sosyal ve hukuksal açıdan birbiriyle ilişkili bir bütünlük içinde düzenleyerek her meslek sahibinin kendi toplumsal işlev ve katkısını diğer mesleklerle ilişkili olarak kavramasını kolaylaştırmak
  • Serbest piyasa ekonomisinin rekabet koşullarını, gücün kötüye kullanılmasını önleyen ve adaletli özgürlüğü sağlayan sosyal kurallarla dizginlemek
  • Zayıf birey ve grupları koruyucu önlemler almak, fırsat eşitliği sağlamak
  • Toplumsal bütünleşmeyi bozan sınıf çatışmalarını yumuşatmak ve önlemek için çalışanların kendi çıkarları için mücadele etme araçlarına yeterince sahip olmasını sağlamak ve çalışanlarda kendini savunma eşitliği ve hakkaniyet duygusu oluşturmak

Durkheim, modern sanayi toplumlarının anomik durumları aşması için, yukarıda bahsettiğimiz önlemlerin, din eksenli olmayan ve devlet, hukuk ve laik eğitim destekli, yurttaşlık ahlakına dayalı yeni bir rasyonel cumhuriyet düzeni içinde gerçekleşmesini önermektedir. Durkheim’ın yeni düzeni; anomi krizini aşmak için iyileştirilmesini istediği, dönemin Fransa’sının belirli bir sermaye birikimi sağlamış, fakat yönetim karmaşası ve toplumsal karmaşa yaşayan kapitalist düzenidir (2).

Anominin bireysel sonuçlarından biri de, Durkheim’ın toplumsal bir olgu olarak incelediği intihardır. Anomik intiharlar, hızlı sosyal ve ekonomik değişim sonucu ortaya çıkan hızlı yoksullaşma veya varsıllaşma dönemlerinde, düzenleyici ve kural koyucu organlarıyla toplumun kendisi anlamına gelen “kamu otoritesi” zayıfladığı ve sosyal dayanışma ahlakı üretemediği zaman yaygınlaşırlar. “Kamu otoritesi” zayıfladığı zaman insanlar ahlaki bir karmaşa yaşarlar, geleceklerine güven duymazlar, toplumdaki yerlerini tam olarak kestiremezler ve yeni koşullara göre sınırlarını çizemedikleri hedef ve gereksinimlerine ulaşmada sıklıkla hayal kırıklığı yaşarlar. Kamu otoritesinin zayıfladığı durumlarda belirli sosyal konumlara gelmenin kuralları da sıkı bir şekilde denetlenmeyerek aşırı gevşemekte, liyakatsizlik ve çıkarcı yandaşlık yaygınlaşmaktadır. Durkheim’ın araştırmalarına göre anomik intiharlar ticaret ve sanayi dünyasında daha yaygındır, evlilik kurumu gibi düzenleyici kurumların sarsılmasıyla da ortaya çıkarlar. Boşanma olanağı, evlilik bağını her an şu veya bu yanından kopabilme olanağı olan bir bağ haline getirmekte ve evliliğin kuralsızlaşmasına yol açmaktadır. Boşanmanın sonuçları ise, geleneksel olarak evlilik düzeninin elverişli koşullarından bir bölümünü yitiren erkeği intihara daha açık hale getirmektedir. Durkheim’in incelediği dönemin istatiksel verilerine göre, boşanmaların çok olduğu ülkelerdeki toplam intiharları artıran önemli bir etken evli erkek intiharlarıdır (3).

Günümüz toplumlarında anomik davanışları yabancılaşmanın bir sonucu olarak, davranışlarımızın ve yaptığımız işin ahlaki değerinden, diğer insanlar ve toplum için anlam ve yararından koparak bencil bir amaca ulaşmanın aracı haline geldiği değişik alanlarda gözlemleyebiliriz. İşimize ve diğer insanlara yabancılaşmadan, meslek ahlakına uygun emek ve çaba sarf ederek bencilleşmeden başarı kazanma anlayışını bozan ve anomik davranışları körükleyen nedir diye sorduğumuzda karşımıza “para ekonomisi” ve paranın en değerli başarı ölçütü haline gelmesi veya iş düzenlemeleriyle ilgili yapısal sorunlar çıkmaktadır. Yapısal sorunları da para ekonomisiyle ilişkilendirebiliriz. Örneğin hekimlik “Hekimlik Andı” gereği yüksek ahlak isteyen ve insanların iyileşmesi için onlara yeterli zaman ayrılmasını ve yeterli özen gösterilmesini gerektiren bir meslektir. Hekimliği böyle yapanlar vardır, fakat kazanılan paranın bir başarı göstergesi olarak bakılan hasta sayısıyla arttığı bir hastane işletmesinde başka türlü yapanlar da vardır. Yine milyarların döndüğü spor dünyasında spor bedenin başarma hazzının duyumsandığı bir etkinlikten çok, karşılığında para kazanılan bir araca dönüşmekte, daha çok kazanmak için doping yapma gibi spor ahlakına aykırı anomik davranışlar yaygınlaşmaktadır. Veya yönetici veya politikacı olmayı kolaylaştıracak sembolik sermayeyi (4) arttırmak için akademik unvan kazanmak isteyen insanlar, hızla yazdıkları tezlerinde sıklıkla intihal yapmakta, hatta tezlerini para karşılığı başkalarına yazdırmaktadır. Öğrenerek meslek edinme yaşamı sürdürebilmek için bir araçtır, fakat öğrenmenin asıl amacı bireysel gelişimdir. Öğretim üyelerinin duyarsızlığı veya iş yükü nedeniyle öğrencilerin yeterli akademik danışma ve yardım almadan kopyala-yapıştır yöntemiyle hazırladıkları ev ödevleri de bireysel olarak duyulabilecek bilişsel gelişim hazzını yok eden anomik bir davranış olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada da amaç araca dönüşmektedir. Bireysel anlam kurma ve haz alma gereksiniminin yaygın olduğu Batı toplumlarında öğrenciler meslek eğitimlerini veya yüksek öğrenimlerini bu nedenlerle yarıda bırakabilmektedirler.

Amerikalı sosyolog Robert K. Merton ise, anomi olgusunu toplumsal kültür bağlamında değerlendirmektedir. Merton, Durkheim’ın anomi kavramından yola çıkarak anomiyi  “kültür aşılayan” toplum veya gruplar içindeki bireylerin eğitim, refah, saygınlık vb. kültürel olarak kabul gören hedeflere ulaşmayla, bu hedeflere ulaşmak için gerekli kurumlaşmış meşru yolları, araçları kullanabilme şansı/kullanması arasındaki ilişkinin farklılaşması olarak incelemektedir. Merton’a göre insanlar toplumun kabul gören hedeflerine ulaşma tarzına göre, uyum ve başkaldırı arasında beş temel “intibak tarzı” gösterirler (5).

  • Uyum (Conformity): Bireyler toplumsal kültürel hedefleri benimsemiştir, hedeflere ulaşmak için gerekli kurumlaşmış meşru olanaklara/araçlara ulaşılabilmektedir.
  • Yenilikçilik (Innovation): Bireyler toplumsal kültürel hedefleri benimsemiştir, amaçlara ulaşmak için gerekli kurumlaşmış meşru olanaklara/araçlara ulaşamadığı için meşru/yasal olmayan araçlar kullanmakta, suç sayılabilen davranışlar göstermektedir.
  • Ritüelcilik (Ritualism): Bireyler toplumsal kültürel hedefleri benimsemiştir, fakat kurumlaşmış meşru araçların kendi hedeflerine ulaşabilmesinde yeterli olması için bireysel hedeflerini kısıtlamaktadır.
  • Geri çekilmecilik (Retreatism): Bireyler hem toplumsal kültürel hedefleri hem de kurumlaşmış meşru araçları reddederek kendilerini toplumdan dışlar veya dışlanır.
  • Başkaldırı (Rebellion): Bireyler toplumsal kültürel hedeflerden ve kurumlaşmış meşru araçlardan vazgeçerek alternatif hedefler ve onlara ulaşmanın yollarını yaratmaya, bir karşı kültür kurmaya girişirler.

Günümüz modern toplumlarında şiddete başvurma, aykırı ve suçlu davranışlar, yabancı düşmanlığı, etnik kültürel çatışmalar vb. sorunlar, toplumsal durumdan duyulan bireysel hoşnutsuzlukları belirten ve toplumsal bütünleşmeyi sarsan “anomik tavır ve davranışlar” çerçevesinde de incelenmektedir.

İki soruyla kapatalım:

  •  Sizce günümüz Türkiye’si anomik bir toplum mudur? Bu durumdan çıkmak için ne yapmak gerekir?
  •  Siz özgürce gelişmeden başkalarının özgürce gelişemeyeceği, siz mutlu olmadan başkalarının mutlu olamayacağı bir yaşam için; dilediğinizi çok az bir ücretle veya ücretsiz yapabilerek yetenekleri her yönde gelişmiş bir insan olmanızı,  yeteneklerinize ve gereksinimlerinize göre yaşayabilmenizi sağlayabilecek bir toplumsal düzen için hangi “intibak tarzını” veya tarzlarını benimserdiniz?

Dipnotlar:
(1) Bankamatikten para çekmek için kuyrukta bekleyenlerden yardım alan, bilgisayar veya akıllı telefon kullanamayan yaşlı kuşakları, hızlı toplumsal modernleşme süreçlerindeki “kültürel gecikme”leri ve bunların geleneksel ve dini ideolojilerle siyasi olarak geri dönüşünü de bu bağlamda düşünebiliriz.
(2) Ayrıntılar için ve özgün kaynaklar için bkz: Edinsel, K., 2014, s. 411-420.
(3) Edinsel, K, 2014, s. 418-419.
(4) Bkz. Edinsel, K., 2018, “Habitus, ‘sermaye’ ve toplumsal sınıflar”: https://dusunbil.com/habitus-sermaye-ve-toplumsal-siniflar/
(5) Merton, R., 1938, s. 676-678.

Kaynakça:
EDİNSEL, K. (2014). Sosyolojik Düşünme ve Çözümleme. İstanbul: Kabalcı.
MERTON, K. R. (1938). Social Structure and Anomie. American Sociological Review. Volume 3, Issue 5, s. 672-682.
OGBURN, W. F. (1922). Social Change: With Respect to Culture and Original Nature. New York: B. W. Huebsch. Second Printing, 1923
(https://ia802704.us.archive.org/6/items/socialchangewith00ogburich/socialchangewith00ogburich.pdf) (Erişim: 18.11.2016)
ZIMA, P. V. (2014). Entfremdung (Yabancılaşma). Tübingen: A. Franke, s. 120-124 (Anomie als Entfremdung/Yabancılaşma olarak anomi)

Yazar: Kerim Edinsel

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. 

Please complete the required fields.