Rüzgar Gibi Geçti” ve “Baba” gibi filmler, neredeyse ilk kez seyredildikleri andan itibaren başyapıt olarak görülmüşler ve eleştirileri ile gişe başarıları da bu durumu doğrulamıştır. Fakat uzun bir sürenin ardından kalabalıkları kazanabilen filmler de vardır. Bu filmler, onlara tutkuyla bağlanan seyircilerin ağızdan ağza yayılan övgüleriyle yavaş yavaş takdir ve fan edinirler.

“Kült Film” terimi (ve film eskidikçe “kült klasik”) zamanla sayısı artan küçük fakat kayda değer ve bütünüyle samimi bir hayran kitlesi yaratan filmleri tanımlamak için kullanılır.

“Yıldız Savaşları” ve “Harry Potter” gibi başarılı gişe rekortmeni filmlerin de, o filmleri kült-benzeri gösteren hararetli fanları vardır. Yine de “kült film” terimi parasal olarak çok daha az başarı sağlayan ama tutkulu fanları olan filmlere işaret eder.

Hemen her hafta sonu gişede başarısız olmasına karşın fan kazanan filmler olurken az sayıda film, özel bir takip geliştirecek kadar derin bir bağlılığa yol açmaktadır. Tutkulu taraftarların bu az bilinen ancak (kendi fikirlerine göre) “seyredilmesi gereken” film hakkında söyledikleriyle bu özel filmlerin “kült”ü büyür.

Kült Filmlerin Tarihçesi

Klasik Hollywood döneminde, sinema salonlarındaki düzenli ciro ile ilk gösterimler dışında seyircilerin filmi izlemelerine izin verecek televizyon ya da ev videosu gibi araçlara dağıtım eksikliği nedeniyle az sayıda film kült takipçi yaratma fırsatı bulabilmiştir.

Bununla birlikte, MGM [1]’nin 1932 yapımı tartışmalı korku filmi “Hilkat Garibeleri” gibi, birkaç ana akım dışı film gece yarısı gösterimlerinde ün elde etti.

Yıllar sonra, televizyon liderliği ele alacaktı. Ucuz programlamalar peşinde koşan çoğu televizyon geç saatler boyunca pek tanınmamış korku, gerilim ya da sadece bütünüyle tuhaf filmler ya da “gece yarısı filmleri” yayınlayacaktı. Bu programlamalardan bazıları, Los Angeles’ Vampira ve Philadelphia’s Zacherley gibi, popülerlikleri programların düzenli olarak izlenmesine yardımcı olacak korkunç sunucuları da bünyesine katacaktı.

1970’lerin başında birçok büyük şehirdeki salonlar, “gece yarısı filmleri” olarak “yeraltı” filmleri” göstermeye başladı ve bu filmler aylarca, eğer biletleri satılıyorsa yıl boyunca, gösterimde kaldılar. Örneğin, “Köstebek” (1970), “Pembe Flamingolar” (1972) ve “The Harder They Come” (1972) New York City’nin ünlü Elgin Sahnesi gibi sahnelerde uzun süre gösterildiler. Hatta, tüm zamanların en ünlü geceyarısı filmi “The Rocky Horror Picture Show” 1976’dan beri sınırlı bir şekilde sürekli gösterimde kaldı. Düzenli izleyenler film diyaloglarını ezberlediler, favori karakterlerinin kıyafetlerini giydiler ve perdeye ellerindekileri fırlattılar (salon sahiplerini ve temizlikçilerini oldukça kızdırdılar).

Ev medyasının ortaya çıkışıyla birlikte gece yarısı filmlerinin popülerliği azalsa da seyircilerin kült filmler için hissettikleri coşku değişmedi. Gerçekten, VHS [2] sayısız kült filmin yaygınlaşmasına yardım etti ve beklenenden az ilgi gören filmlere yeni bir yaşam verdi.

Bayağı bilim kurgudan üst düzey grafik korku filmlerine uzanan ve aradaki hemen her şey hakkında olabilen kült filmlerin çoğunun paylaştığı birkaç özellik sayılabilir:

Ana akım dışı

Tüm kült filmlerin paylaştığı bir özellik olarak, bu filmler genel izleyicide ya da gişede popüler olmazlar… En azından başlangıçta.

Neticede “kült” teriminin tam karşılığı, bir filmin az sayıda fakat sadık takipçilerinin olmasıdır.

Pek çok örnekte, kült filmler sınırlı gösterimi olan düşük bütçeli yapımlardır. Diğerleri, gösterimleri sırasında bilet satamamış büyük bütçeli stüdyo yapımlarıdır. Her iki durumda da, bu filmleri izleme şansı olan seyirciler film hakkında konuşurlar. Böylece kısa sürede, hatta bazen filmi başta dikkate almayan seyirci arasında bile, beklenmedik ve amaçlanmadık bir şekilde filmin popülaritesi artar.

Ne kadar kötü o kadar iyi

Pek çok kült film çoğunluk tarafından beğenilmemeleriyle fan desteği alırlarken, diğerleri için kült film olma sebebi bunun tam tersidir: bunlar berbat filmlerdir.

“Reefer Madness” (1936), “Uzaylıların 9 Numaralı Planı” (1959) ve “The Room” (2003), yaygın kanıya göre tüm zamanların en kötü üç filmidir. Bu da bazı fanlarının bu filmleri neden bu kadar eğlenceli gördüklerini net bir şekilde açıklamaktadır.

Bu üç film, popüler gece yarısı filmleri içindeki eğlenceli kötü filmlerden yalnızca birkaç tanesidir.

Diğer kült filmler düşük bütçelerine ve ayrıca zayıf yapım kalitesine rağmen popülerdirler. Troma Entertainment, birçoğu had safhada düşük bütçelerle çekilse de yaygın olarak kült klasik kabul edilen onlarca film yapmıştır. Troma’nın en ünlü filmi 1984 yapımı The Toxic Avenger’dir. Film o kadar başarılı olmuştur ki bağımsız stüdyo aynı başarıyı yenilemek için ilgi alanını seks komedilerinden korku filmlerine (korkutucu ve komik) çevirmiştir.

Diğer taraftan, Yaşayan Ölülerin Gecesi (1968) ve Şeytanın Ölüsü (1981) gibi kült filmler ise ilk gösterimlerinde hak ettikleri ilgiyi göremeyen büyük film olmalarından ötürü ünlenmişlerdir. Esasen, her iki film şimdi geniş ölçekte tanındıkça kült statüsünü aşmış olmaları da tartışmalı hale gelmiştir.

Aşırıya kaçmak

Pek çok kült film çatışmalı ve “yeraltı” doğaları nedeniyle popüler olurlar. The Rocky Horror Picture Show (1975) cinsel tabuları yıkmış, Şehrin Azizleri (1999) şiddet içeriğinden ötürü gösterildiği beş ayrı salonda başarısız olmuş ancak DVD ortamında büyük başarı yakalamıştır. Ana akım seyirciler ve eleştirmenler bu tür içerikleri nahoş ya da açıkça rahatsızlık verici bulsa da diğer seyirciler kendilerine farklı bir şey sunan bu filmleri sahiplenirler.

Örneğin dijital dağıtımdan önce, Japonya, İspanya ve İtalya gibi ülkelerin korku filmleri bu türün Amerikan fanları tarafından VHS ve DVD ortamında dolaşıma sokulmuştur. Hatta bunların içerisinde Amerika’da resmi bir sinema salonunda gösterilmemiş filmler de yer almıştır.

Film fanları arasında az bilinen filmleri bilmek de kendi içinde bir üstünlük göstergesi haline gelmiştir.

Arda kalanlar

Çoğu ana akım film ilk gösterimlerini tamamlamalarının ardından gözden kaybolurken, kült filmlerin popülaritesi artmaya devam etmektedir. Geçmişte şehirlerdeki gece yarısı gösterimleri ve -çoğunlukla- ödünç alınan VHS ya da DVD’ler yoluyla kült filmlerin popülaritesi yayılmışsa da, internet ve dijital yayın belli bazı kült filmlere hayranlığı katlanarak artırmıştır.

Bu filmlerin dünya genelindeki fanları heyecanlarını paylaşabilmektedir. Örneğin, Büyük Lebowski (1998) ilk gösteriminde gişede hayal kırıklığı yaratmış ancak o tarihten beri süregelen popülaritesi filmin her yönünün kutlandığı yıllık “Lebowski Festivali”ne ve ana karakterin takma ismi dolayısıyla “Dudeism” isimli bir dine ilham kaynağı olmuştur.

Az sayıda film seyirci üzerinde bu tarz bir etki doğurmakta ve fanlarında böylesine bir sadakate sebep olmaktadır. Bu da kült filmleri belki de en iyi film çeşidi yapmaktadır – en sadık fanları için bitmeyen eğlence!

Yazar: Christopher McKittrick
Çevirmen: Zeynep Duran
Kaynak: thoughtco

[1] Metro-Goldwyn-Mayer
[2] Video Home System, Ev video sistemi

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.