Hepimiz ölümün kaçınılmaz olduğunu biliriz ama sevdiğimiz birini kaybetmekle genellikle başa çıkamayız. Üstelik modern dünya görüşü bizi, birini kaybetme duygusundan çabucak kurtulmamız ve hayata devam etmemiz gerektiğine inandırır. Pek çoğumuz yas tutmayı; çalışmaya, yaşamaya ve gelişmeye ayak bağı olarak görür.

Çin felsefesi araştırmacısı olarak zamanımın büyük bir kısmını ilk dönem Çin metinlerini okuyarak, tercüme ederek ve yorumlayarak geçirdim. Kaybın acısıyla baş etmenin ilk dönem Çin filozoflarının ilgilendiği ana konu olduğu apaçık ortada. Peki, bugün onlardan ne öğrenebiliriz?

Kederden kurtulma

Zhuang Zhou ve Konfüçyüs bu konularda derinlemesine düşünen iki etkili filozoftur. İ.Ö. 4. yüzyılda yaşayan Zhuang Zhou Daoizm’in (diğer adıyla Taoizm) en önemli metinlerinden biri olan Zhuangzi‘nin yazarı olarak bilinir. Zhuang Zhou’dan bir yüzyıl daha önce yaşamış Konfüçyüs’ün öğretileri daha sonra öğrencileri tarafından kaleme alınıp bir metinde derlenmiştir. Bu metin Batı’da “Konfüçyüs’ten Seçkiler” olarak bilinir.

Görünüşe bakılırsa, bu iki filozofun ölüm “problemine” verdiği cevaplar birbirinden oldukça farklı.

Zhuang Zhou kayıp duygusundan hızla kurtulma isteğine paralel olarak kederden sıyrılmayı bir çözüm olarak sunar. Hikâyelerden birinde, Zhuang Zhou’nun arkadaşı Hui Shi, Zhou’nun uzun yıllar birlikte olduğu eşi vefat ettikten sonra onu ziyaret eder. Zhuang Zhou neşeyle şarkı söylemekte ve davul çalmaktadır. Hui Shi onu azarlar ve şöyle der:

“O kadın seninle yıllarca yaşadı, yaşlandı ve öldü. Gözyaşı dökmemek yeterince kötü, davul çalıp şarkı söylemek de öyle. Bu yaptığın ayıp değil mi?”

Zhuang Zhou eşi öldüğünde böyle bir kaybı yaşayan herkes gibi üzgün olduğunu söyler; ama sonra karısının varoluş koşullarını düşünür. Evreni oluşturan elementlerdeki değişikliklerden nasıl geçtiğine kafa yorar. Böylece olaylara bakış açısını dar insan bakış açısından daha geniş dünya bakış açısına çevirir. Karısının ölümü, dünyada durmaksızın gerçekleşen sayısız değişimlerden sadece biridir. Mevsimler geçtikçe, insan yaşamı oluşur ve bozulur.

Zhuang Zhou’nun kederi yaşamı bu şekilde düşünerek dindi.

Neden kedere ihtiyacımız var?

Konfüçyüs’e göre, kederin neden olduğu acı insan hayatının doğal bir parçasıdır. Yas tuttuğumuz kişilere olan bağlılığımızı gösterir.

Konfüçyüs, bir ebeveynin ölümünden sonra üç yıl süren bir yas süreci önerir. Konfüçyüs’ten Seçmeler kitabındaki metinlerden birinde, Konfüçyüs’ün öğrencilerinden biri olan Zaiwo oldukça uzun görünen bu yas sürecinin kısaltılıp kısaltılamayacağını sorar.

Konfüçyüs, gerçekten anne babasını önemseyen birinin gayri ciddi bir şekilde yas tutamayacağını söyler. Ebeveynine değer veren biri için hayatın günlük hazları üç yıl boyunca çekici gelmez. Eğer Zaiwo gibi bu süreyi kısaltmayı düşünenler varsa Konfüçyüs’e göre bu, ilgi ve alaka eksikliğinin göstergesidir. Bu nedenle ilk dönem Konfüçyüsçüler üç yıl yas dönemi metodunu uygulamıştır.

Atalarımızı hatırlamak

Konfüçyüsçü yanıtlar kederden çok ölüme dairdir. Başkalarıyla tanışmamızın bizi değiştirmesi kaçınılmazdır. İlk dönem Konfüçyüsçülere göre bize en yakın insanlar, özellikle de aile bireyleri, kim olduğumuzu belirlemede en büyük rolü oynayanlardır. Bu bağlamda bizler bağımsız ve özerk bireylerden ziyade belli toplulukların temsilcisiyiz.

Bununla beraber, fiziksel özelliklerimizin ve karakterimizin birçoğu atalarımızdan gelmektedir. Ayrıca pek çok tutum, tercih ve davranış biçimini ailemiz, arkadaşlarımız ve komşularımızdan yani kültürümüzü var edenlerden öğreniriz. Dolayısıyla birey olarak ne olduğumuz sorusunu düşündüğümüzde cevap zorunlu olarak bize en yakın topluluğun bireylerini kapsar.

İlk dönem Konfüçyüsçülere göre, bunu kabul etmek çevremizdekilerin ölümüyle nasıl başa çıkacağımızla ilgili fikir verdi. Yas tutmak ebeveynleri ya da ölen başka birini onurlandırmak ve onların yaşam tarzlarını takip etmeye söz vermekti.

Yaşam tarzlarında kusurlar olsa da Konfüçyüs, bireylerin bu kusurları ortadan kaldırmak için ellerinden gelenin en iyisini yapıp yaşam tarzlarını takip etmenin görevleri olduğunu belirtir. Seçkiler 4.18’de Konfüçyüs şunları söyler:

Ebeveynlerine hizmet ederken hafiften karşı çıkabilirsin (eğer erdemli yoldan sapmışlarsa). Ancak onlar senin tavsiyeni uygulamamaya karalı olsalar bile, yine de onlara saygılı olmalı ve yüzünü dönmemelisin.”

Keder anlayışı geliştirme

Görünürde birbirine zıt olan Daoist ve Konfüçyüsçü yaklaşımlar günümüzde nasıl kullanılabilir?

Bana göre, her iki yaklaşım da faydalı. Zhuangzi kederi ortadan kaldırmıyor; ama bir çıkış yolu gösteriyor. Daoist yaklaşım, bireylere sevdiklerinin ölümüne daha geniş bir bakış açısından bakma kabiliyeti kazandırarak onların huzura kavuşmasına yardımcı olabilir.

Konfüçyüsçü yaklaşım ise, kederi değersiz kılan yaklaşımlarla başa çıkabilir. Acımızda anlam bulma fırsatı verir. Toplumsal etkileri gün yüzüne çıkarır, bağlılıklarımızı sınar; bizi etkileyen ve bizden önce yaşamışların izlediği yolları temsil etmeye odaklanır.

Son olarak, her iki filozof da kedere katlanmanın tam anlamıyla gelişmiş bir insan olma sürecinin bir parçası olduğunu anlamamıza yardımcı olur. Keder, ortadan kaldırmanın yollarını aramak yerine kıymetini bilmemiz hatta şükretmemiz gereken bir duygudur.

Yazan: Alexus McLeod
Çevirmen: Meltem Alkur
Kaynak: TheConversation

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.