Alman filozof Johann Gottlieb Fichte’nin (1762-1814) ulus sorununa, daha doğrusu Alman Ulusu’nun yok oluşunu kurtarmak için ne yapılması gerektiği sorusuna yönelişi işgal koşulları altında gerçekleşmiştir. Fichte bir ulus bilincinin oluşması için yazmış ve tartışmış, eğitim reformu için önerilerde bulunmuştur. Yazının sonunda kısaca değindiğimiz bu öneriler bugün halen güncelliğini korumaktadır.

19. yüzyılın başında Prusya Napolyon’un işgaliyle yıkılmış ve otuz dokuz prenslikten oluşan Almanya’nın tamamı Fransa’nın doğrudan egemenliği veya idari ve askeri denetimi altına girmişti. İşgal Almanya’daki feodal mutlakıyetçiliğin güç ilişkilerini yıkmış, feodalizm karşıtı bilinci daha da keskinleştirirken ulusal burjuva güçlerin güçlenmesinin zemini hazırlamıştı. Üretim güçlerini ve üretim ilişkilerini daha büyük bir ‘özgürlükle’ geliştirebileceğini düşünen bu güçler, bir ulusal piyasanın oluşturulabileceğini görmekte, hem hâlâ kısmen yaşayan feodal üretim ve bölüşüm ilişkilerine, hem de işgalcilerin ulusal ekonominin kanını emen dağıtım ve bölüşüm ilişkilerine karşı yeni bir düzeni kurmaya hazırlanmaktaydılar. Yurtseverliğin yaygın olarak, içinde yaşanılan prenslik devletine itaatte kusur etmemek olarak algılandığı ve ne kadar prenslik varsa, o kadar da değişik yurtseverlik biçiminin yaygın olduğu bir sosyal yapıda, Fichte’nin ilk yaptığı iş, ulus oluşumunu ve ulusa ait olma bilincini geliştirmek için yeni bir yurtseverlik anlayışını özendirmeye çalışmaktır. Fichte, 1806/07 yıllarında “Alman Ulusu’na Söylevler” adlı eseriyle aynı dönemde yazdığı “Yurtseverlik ve Karşıtı” adlı diyalogla bu yeni ulusal yurtseverlik anlayışını, “dar kafalı yerel yurtseverlik” anlayışının karşısına koyarak benimsetmeye çalışmaktadır. Bugün bize garip gelebilen aşağıdaki diyalogun amacı, insanları feodal itaatkârlığa karşı cesaretlendirerek ulus-devlet için taraf tutmaya yönlendirmektir.

“… Yurtsever olmak mı? Bunu nasıl yapıyorsunuz?

İlk önce hangi yeni kamusal kuruluş ve düzenlemelerin yapıldığını öğreniyorum, sonra bunların bilgeliği ve yararlılığını buluyorum ve sonunda bu bilgeliği yüksek sesle ve açıktan övüyorum!

Bu kuruluş ve düzenlemeleri her durumda bilge ve övgüye değer buluyor musunuz?

Tabii ki. İyi bir yurtsever hep övmeli, kendi durumu da dâhil her şeyi tekrar tekrar övmelidir. Eğer övülmeyecek bir şey varsa, bunlar da susularak geçiştirilmelidir. Ancak böylece, idare edilenlerin idare edenlere ve devlete karşı sevgisi ve güveni; göze ve gönle hoş görünen övgülerimizi yönelttiğimiz devletin halka karşı güveni sağlanıp güçlendirilebilir.” 

Gerçek yurtseverlik, vatandaşlık yaşamının her alanını kapsamalıdır. Gerçek yurtseverlik ve kozmopolitlik aynı idealin birbirini tamamlayan iki parçasıdır ve Fichte “insanlığın bütünü için yapılacakların”, yalnızca “aktif bir yurtseverlik” üzerinden gerçekleştirilebileceğine dair önemli ve “ikna edici” saydığı bir kanıtı öne sürmektedir: “Kozmopolitlik, insanın varoluş amacının gerçekten insanlıkta gerçekleşeceğine dair egemen istençtir. Yurtseverlik ise, bu amacın ilk önce ait olduğumuz ulusta gerçekleşeceğine ve başarının buradan tüm insanlığa yayılacağına dair istençtir.”

Varşova’da, özel ders verdiği çocuğun ebeveynlerinin davranışlarını kataloglaştırarak eğitim sürecine dâhil etmek isteyince işinden olan Fichte, Leipzig’de, bir öğrencinin kendisinden Kant eğitimi almak istemesi nedeniyle ayrıntılı olarak Kant’ın düşüncelerini inceler. Kant’ın eserlerini okuduktan sonra yazdığı  “Tüm Tanrısal Bildirimlere İlişkin Bir Eleştiri Denemesi” adlı eserinde, dinin ahlaki özü dışındaki her şeyin sadece tarihsel veya dinin yerel özellikler taşıyan uygulamalarıyla ilgili olduğunu; adet, alışkanlık, edep ve terbiye kurallarının, ancak “aklın emri” iseler mümkün olabileceklerini söyler. “Yurtseverlik ve Karşıtı” diyaloguyla yeni yurtseverlik anlayışını maddi bir güce dönüştürecek toplumsal güçlere seslenen Fichte, “Alman Ulusu’na Söylevler” adlı eseriyle Berlin Üniversitesi kürsüsünden, herkesin kesin olarak cevaplamasını istediği üç soru sorar:

“1. Bir Alman Ulusu’nun var olduğu ve onun kendine özgü ve bağımsız nitelikleriyle devamının tehlikede olduğu doğru mudur, değil midir?
2. Bu ulusu devam ettirmek için çaba göstermeye değer mi, değmez mi?
3. Devam ettirmenin güvenilir ve kesin etkili bir aracı var mıdır? Varsa bu hangisidir?”

1. ve 2. sorulara verilen “evet” cevabından sonra, Fichte’nin 3. soruya cevabı, kesin ve tutarlı demokratik ilkelere dayanan ve tüm insanların çok yönlü kişilik gelişimi hedefleyen büyük bir Ulusal Eğitim Planıdır. “İnsan’ın özbilinci”, “maddi dünyanın yaratıcısıdır” ve eğitim toplumsal durumu değiştirmek için neredeyse mutlak ve tek araçtır. Aynı toplumsal eğitim, eğitimdeki dağınıklığı ve farklılığı önlemeli, yeni eğitime, eğitimli ve eğitimsiz sınıf, zengin veya fakir ayrımı yapılmaksızın, her toplumsal katmanın tüm erkek ve kız çocukları eşit ölçüde katılabilmelidir. Yeni toplum için eğitilecek çocukları, eski mevcut toplumun çürümüş ilişkilerinden korumak için, çocuklar deneyimli pedagogların yönetimi altında, toplumdan ayrılarak, daha sonra tüm ulusun yaşam düzenine temel teşkil edecek büyük eğitim topluluklarında büyümeli ve eğitilmelidir. Çok yönlü eğitim; öğrenme, çalışma ve beden eğitiminin birleştirildiği yöntemlerle gerçekleştirilmelidir. Avrupa’daki feodal monarşilere karşı burjuva sınıfının yükselişe geçtiği bu tarihsel dönemde, Fichte’nin Berlin’de üniversite kürsüsünden verdiği cevap, Fransız devriminin liderlerinden Robespierre’in devrim meclisi (Konvent) önünde verdiği cevapla aynıdır (1). Özellikle çalışmayı öğrenme, yeni eğitim içeriğinin temel yapı taşıdır ve çalışmayı öğrenmiş olmak, daha sonraki çalışma ve iş isteme hakkının temel ön koşuludur. Eğitimle ulus-devleti kuracak ve yaşatacak yurtseverler yaratılacak ve yurt ve toplum için çalışmayı, karakterlerinin özü olarak içselleştirmiş yurtseverler, Almanya’nın iç pazarını kurarak oluşacak ulusal bir “ticaret devletini” yükselteceklerdir.

Yoksul bir ailenin çocuğu olarak yüksek öğrenime giden yoldaki ve yüksek öğrenime girişteki güçlükleri yaşayarak öğrenen Fichte, benzer görüşlerini üniversite reformu konusunda da sürdürür. Düşünsel etkinliklerin uzmanlaşma yeri olan yeni üniversite, ulusal eğitim planının gerçek fırsat eşitliğine ilişkin ana ilkelerini sürdürmeli, üniversiteye girişte, toplumsal köken veya ailenin varlığı gibi faktörler yerine, sadece yetenek ve başarı gibi faktörler geçerli olmalıdır. Bu nedenle öğrenim harçları sadece varlıklı ailelerin çocuklarından alınmalı, harç miktarı ailenin gelirine göre belirlenmeli ve yüksek öğrenime girişte “ödeme yetersizliği” değil, “zihinsel yetersizlik” esas alınmalıdır. Kendi toplulukları tarafından seçilerek üniversiteye gönderilenlerin, kendilerini gönderen topluluğa karşı da hesap verme sorumluluğu olmalıdır.

Yeni üniversitede, öğrenci iş yükü, öğrenme ortamları ve öğretme yöntemleri de farklı olmalıdır. “Tüm akademilerdeki alışılagelmiş uygulama, akademileri tamamen gereksiz kılmakta ve onların esasını yok etmektedir. Öğretmen, öğrenciyle ilişki kurmadan boş duvarlar önünde konuşuyormuş gibi konuşmasını sürdürmektedir. Öğrenci, şayet derse gelmişse dinlemekte, anlayabildiği kadarıyla yetinmeye katlanmak zorunda kalmaktadır.  Genç adam neden, bir şekilde öğretmenin söylediklerini de içeren kitap ve dergileri temin ederek evde kalmamakta ve akademiye gelmektedir… O böylece, kendisini, sonunda kendisinden ne olacağı bilinmeyen bir rüya âlemine bırakmaktadır.” Fichte’ye göre, yalnızca öğretmenin anlatması ve öğrencilerin dinlemesi yerine, öğrencilere yeterli zaman bırakarak onların kendi başlarına literatür çalışması yapmalarının sağlanması, öğrencilerin kendi başlarına öğrendiklerinin seminerdeki karşılıklı fikir alışverişiyle değerlendirilmesi ve geliştirilmesi daha anlamlıdır. Öğrencilere, içlerinden en iyilerine üniversite hocası niteliği kazandıracak usta bir çalışmayı başarana kadar, kendi başlarına çözmeleri için ödevler verilmeli, meslek yaşamında ise ilk önce bu en iyilere devletin yönetim kademelerinde iş olanağı tanınmalıdır.

Fichte, 1811 yılında Berlin Üniversitesi’nin senato tarafından seçilerek göreve gelen ilk rektörü olmuş, üç yıl sonra 52 yaşında ölmüştür.

Dipnotlar:

(1) Robespierre Konvent’e sunduğu eğitim planında şöyle demektedir: “Kuvvet ve sağlığın yanı sıra, kamusal eğitimin herkese vermekle yükümlü olduğu nitelik, … çalışmaya alışmaktır… Ben bundan genel olarak, zahmetli bir işi üstlenmeyi… insanın etken bir biçimde hedefe ulaşıncaya kadar dayanması özelliğini anlıyorum… Yetiştirilecek gençlerinizde çalışmaya alışmış olmayı yaratın, böylece onların yaşamı güvence altına alınacaktır…” (Alt: Erziehungsprogramme der Französischen Revolution (Fransız Devrimi’nin Eğitim Programları. Berlin/Leipzig, 1949, s. 131f, aktaran: Schuffenhauer, s. 90).

Kaynakça:

FICHTE, J. G. (1808/1978). Reden an die Deutsche Nation (Alman Ulusu’na Söylevler). Hamburg: Felix Meiner Verlag, s. 11-58.
SCHUFFENHAUER, H. (1985). Johann Gottlieb Fichte. Köln: Pahl-Rugenstein, s. 88-95.

Not:

Türkçe bir derleme için K. H. Ökten. Siyasal Tarih ile Felsefenin Kesişim Noktası: Fichte’nin Alman Ulusuna Söylevler’i makalesine bakılabilir. Alman İdealizmi I, Fichte, Hazırlayanlar: E. A. Kılıçaslan, G. Ateşoğlu, Doğu Batı Yayınları, Şubat 2006, Ankara, s. 400-427.

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.