Eğitim; sağlık gibi çoğu zaman herkesin bir hak sahibi olduğu sorunsuz bir toplumsal fayda olarak görülmektedir. Eğitim tanımsal olarak becerilerin, bilginin desteklendiği ve edinildiği, kişisel ufukları genişleten bir toplumsal kurum olarak açıklanabilinir. Okul eğitimi ise bu eğitim sürecinin senenin başında programlar aracılığı ile belirlenip belli bir düzen içerisinde; yaş, zekâ gibi gruplandırma ölçütlerine göre ayrılarak yapılmasıdır. Peki, bu planlanan müfredatların arka planlarında neler var? Okullarda öğretmenlerin kullandığı “çiçek olun bakalım!” sözünün arkasında ne yatmaktadır?

Çoğu sosyoloğa göre bireylerin potansiyelini geliştirmesi için eğitimin önemli bir rolü vardır. Ancak bu gelişim sürecinin okulla sınırlandırılmaması gerektiğini savunmuşlardır. Mark Twain “okul eğitimim benim kendi eğitimimin önüne geçmesine hiç ama hiç izin vermedim” diyerek okulların en iyi eğiticiler olmadığını anlatmak istemiştir.

Eğitim; sağlık gibi karmaşık siyasal, ekonomik ve kültürel bir konudur. Eğitimin verildiği toplumun ekonomisi eğitim kalitesini ve ulaşılabilirliğini arttırabilir. Bu açıdan gelişmiş ülkeler eğitime bütçeden oldukça cömert bir pay ayırmaktadır. Eğitim, toplumsal-siyasal süreçten oldukça fazla etkilenmektedir. Belli bir dönem aralığında farklı siyasî koşullarda eğitimini almış öğrenciler arasında oldukça farklı bireysel farklılıklar göze çarpmaktadır. Kültürel olarak toplumların devamlılığını sağlamak için kurumsal bir görev üstlenmiş eğitim kurumları kültürün yeniden üretimine büyük bir katkısı bulunmaktadır (Bourdieu, 2012). Eğitimin siyasî ve kültürel bir arka planı bulunmasından kaynaklı olarak, farklı kültürel toplumlar kendi okullarını açmak ve yeni nesillerini orada yetiştirmek istemiştir.

Ekonomik olarak üst bir zümre devlet eğitiminden ayrı özel eğitim kurumları kurmuş ve devlet sistemi dışarısında eğitimlerini vermişlerdir. Böylece kendi ekonomik üst zümresine ait çocuklarla birlikte bir eğitim almış birey, ailesinin bugüne kadar getirmiş olduğu “köklü” ailesel özelliklerini korumuş olacaktır (Giddens, 2016). Eğitim böylece yalnızca okul içinde neler olduğunu değil, toplumun yönünü ve küreselleşen dünyada modern genç insanların nasıl yetiştirilebileceği gibi karmaşık konuları ele almıştır.

Emile Durkheim için eğitim, çocukların sosyalleşmesi için büyük önem taşımaktadır. Ortak değerler, yani dinî değerler; etik inançlar ve bir özdisiplin anlayışı oluşturmak ve farklı bireylerin çokluğunu birleştirmek için önemli bir araçtır. Ancak bu kadar geniş bir nesli sürekli ortak fikirler üzerinde toplamak ne kadar doğru? Talcott Parons, yapısal işlevselci yaklaşım ile bu soruyu cevaplamaya çalışmıştır. Ancak Parons’a göre okullar, çocukların kendi statüleri, toplumsal cinsiyet gibi temel konuları öğrenmesi toplumun düzenlenmesine yardımcı olacaktır. Eğitimin suçları azalttığı noktasında görüş bildiren işlevselci sosyologlar, vergi kaçakçılığı, yolsuzluk gibi büyük suçları göz ardı etmiştir.

Okul eğitiminin birleştirici-ortaklaştırıcı etkisi dışında bir de gizli olarak aşıladığı bazı müfredat dışı şeylerin öğretildiği gözlemlenmiştir. Okul eğitiminin içeriğine yoğunlaşan Bowles ve Gintis, eğitim sistemleri içerisinde “gizli müfredatlar” olduğu, bununla öğrencilerin disiplini, hiyerarşi ve statükoya karşı pasifliği öğrendiğini göstermiştir. Müfredat programlarının sosyolojik boyutlarından birisi de, açık müfredat dışında bir de gizli ya da örtük müfredat kavramının varlığıdır. Ders dışı etkinlikleri de içine alan, yazılı olmayan bir kavramdır. Amaçlanmış ya da amaçlanmamış bir öğrenim sonucunu ifade eder. Öğrenenler, bu konuda açıkça bilgilendirilmemiştir. Okulların günümüzde etrafının dikenli tellerle kapatılması veya güvenlik kameraları ile donatılması, dışarıdan gelecek olan tehlikeleri önlediği gibi öğrencilerin üzerinde sürekli bir izlenilme ve kontrol altında tutulma hissini yaratmaktadır (Giddens, 2016). Öğretmenler odasının, müdür odasının gizemliliği öğrencinin okul hiyerarşisi içinde yerini bilmesi ve kapıyı çalarak girmesi, önünü iliklemesi öğretilmiştir. Sınıfta birinci sınıfta itibaren “çiçek olmamız” öğütlenmiş eğer böyle olmasak “cız” olacağımız sessizce öğretilmiştir. Bu yaratılan algıları Bowles ve Gintis “gizli müfredat” olarak değerlendiriyor (Bowles & Gintis, 2005).

Gizli müfredat, 1968 yılında Philip Jackson tarafından Life in Classrooms isimli yapıtında kullanılmıştır. Jackson, gizli müfredatın üç boyutuna değinir: Kalabalıklar, övgü ve güç. Dersliklerde öğrencilere, kalabalık içinde bir nokta olmanın getirdiği geri çekilme, kendini yadsıma, sürekli olarak başkalarını değerlendirme, yarışma, güçlüler ve güçsüzler arasında temel bir ayrım yapma (dolayısıyla, öğretmeni fiilen çocuğun ilk patronu olarak görme) gibi değerler aşılanır (Tezcan, 2005).

Gizli müfredatları inceleyen bir başka düşünür Ivan Illich ise insanların gitgide kendi yaratıcılıklarına ve bilgilerine daha az, sanayi ürünlerine ise daha fazla güvendiklerini söylemektedir (Illich, 2014). Örneğin sağlık alanında geleneksel tedavi ve uygulamalar, bürokratik sağlık sistemleri ile iyice ortadan kalkmıştır. “Kişi kendinin doktorudur” söylemiyle kendi sağlığı üzerinde söz sahibi olan birey, gitgide bu yetkisini tamamen sağlık profesyonellerine devretmiştir (Illich, 2017). Bu durum sağlık alanında olduğu gibi eğitim alanında bireyin vasıfsızlaşmasına yol açmaktadır. Illich bu eğitim sisteminin sorgulanması gerektiğini söylemektedir. Edilgen olarak kazanılan bilgilerin toplumun gelişmesine yardımcı olmayacağını, hatta toplumun yerinde sayacağını düşünmektedir. Eğitimin günümüzdeki dört temel işlevini eleştirmektedir. Bunlar, gözetim altında bakım, meslek rollerine dağıtım, baskın değerlerin öğrenilmesi ve toplumca onaylanmış bilgi ve becerilerin edinilmesi olarak sıralandırmaktadır. Cezaevleri gibi rahat gözetim altında tutulan çocuklar sokaklardan kopartılmış ve rahat bir şekilde kontrol edilmiştir (Illich, 2014). Ancak bu durum yaratıcılığı yok etmektedir. Şu ana kadar toplumsal ilerlemelerin birçoğu, o ana kadar kabul edilen “onaylanmış bilgi ve becerilere” karşı çıkarak oluşmuştur. Okullarda resmî ders içeriğiyle pek bağdaşmayan disiplinin ve onun gerektirdiği düzenli biçime koymanın etkisiyle okullar Illich’in deyimi ile “edilgin tüketim” kurulu düzeni eleştirmeden kabul etmeyi aşılamaktadır. Illich toplumun okulsuzlaştırılması görüşünü benimsemiştir. O, toplumun her alanda ve her yaşta eğitilmesini savunmuştur.

Illich’e göre, resmî öğrenme için materyal ve kaynaklar öğrencilerin rahatça ulaşabileceği kütüphane ve bilgi bankalarında erişime açık olmalıdır. İletişim ağları kurulmalı ve farklı bireylerin farklı yetenekleri hakkında veriler sağlanmalı ve depolanmalı böylece eğitsel durumu gözlenmelidir. Öğrencilere bu öğrenme aktivitelerine göre eğitim harcama belgeleri dağıtılmalı ve bunları istedikleri zaman eğitimleri için kullanmalarına izin verilmelidir. Illich fikirleri bu yönde biraz gerçek dışı gelmekte ancak hâlâ güncelliğini korumakta ve tartışılmaktadır.

Eğitimin yaratıcı ve farklılıkları ön plana çıkarması gerekir. İlkokulda yaratıcılığın sınırlandırıldığı anılar aklıma geliyor. İlkokulda çizdiğim kırmızı kaplumbağa resmi sınıf öğretmenim tarafından  “böyle şey olur mu, git doğru boya!” diye karşılanmıştı. Ben de hep kahverengi kaplumbağa çizmeye başlamıştım. Oysaki köyde gördüğüm kaplumbağalar yeşil ve kahverengi arasında bir renkti. Ama öğretmenimin dediğine göre müfredatta böyle yazıyormuş. Yazıyı anılarımla boğmak istemem ama konu ile alakasından dolayı anlatmak isterim. İlkokul dördüncü sınıfta sınıf öğretmenime “Tanrı var mı?” diye çekinerek sorduğumda, öğretmenimin bana verdiği cevap hâlâ aklımdadır: “Yavrum tabii ki var; bak müfredatta yazıyor ya!” Öğretmenimin bu sözünden sonra bütün sınıfın bana gülmesi, beni bir daha müfredat dışı hiçbir şey sormamaya itti.  Müfredatta varsa doğrudur!

Eğitim, disiplinlerin öğretilmesi gereken yerlerdir; daha fazla susmanın öğretilmesi gereken yerler değildir. Konuşanın dövüldüğü ilkokul yılları hepimizin aklındadır. Müfredatın yüceltilmesi ve bireyin zekâsının küçümsenmesi öğrencilerin yaratıcılığını sınırlandırıyor. Yaratıcılık olmazsa ilerlemeden söz dahi edilemez.

Kaynakça:
BOURDIEU, P. (2012). Yeniden Üretim. Heretik Yayıncılık .
BOWLES, S., & Gintis, H. (2005). Demokrasi ve Kapitalizm. Ayrıntı Yayınları.
GIDDENS, A. (2016). Sosyoloji. Kırmızı.
Illich, I. (2014). Okulsuz Toplum. Şule Yayınları .
ILLICH, I. (2017). Sağlığın Gasbı. Ayrıntı Yayınları.
TEZCAN, M. (2005). Gizli Müfredat. A.Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi.

Yazar: Ali Eren Demir

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.

Please complete the required fields.