Her insanın başından geçen sorunları vardır. Bu sorunlar elbette ki yaşayanları açısından büyük ve zahmetlidir. Bunun içindir ki herkes için problemli zamanlar olarak adlandırılanlar en zor geçen ve bir başkası tarafından algılanamayacağının düşünüldüğü anlardır. “Seninki de sorun mu!”, “ Ya benim yerimde olsaydın”, “Akıl vermek kolay” gibi cümlelerle ne kadar büyük meselelerimiz olduğunu anlatıp dururuz ya da tersine anlatmaktan kaçınırız.  Pek tabi ki yaşanan bütün problemler özerktir. Ancak hiçbiri mutlak gerçekliğe sahip değildir. Bu hususta bilinmesi gereken, zihnin biliş yapısının sıkıntı veren konuyu işlerken büyük oranda olumsuzluk ürettiği ve kendine en kısa yoldan çözüm bulma yolunu seçtiğidir. Bu yüzden düşüncelerimizin olumsuzluğu, iletişim dilimize veya sosyal yaşantımıza yansır.

İnsan zihni büyük oranda olumsuz düşünme düsturu üzerine çalışır. Negatif bilinçlilik hali de diyebileceğimiz bu düşünce odakları, merkeze kendini alarak kaygıların, bahanelerin ve çıkarların kontrolü altında otomatik bir yaşam alanı tasarlar.

İsterseniz bir örnekle bu durumu biraz daha genişletelim. Tatilinizi geçirmek üzere yola çıktığınız bir anınızı düşünün, yolculuk yapacağınız araca biner binmez birçoğumuzun aklına ilk gelen sorulardan bir kaçı çoğunlukla şöyle olacaktır: “ Acaba ütüyü fişten çektim mi?”, “Bahçe kapısını açık mı bıraktım?”, “Salonun penceresini kapattım mı?” Bu gibi sorular kaygı düzeyi yüksek bir biliş oluşturabilir. Veya seçimini sizin yapmadığınız bir otele gidilmesi yolculuk boyunca diğerlerine olmadık bahaneler üretmenize neden olabilir. Belki de çıkarcı bir kabullenişle bir sonraki tatilin planlamasının tarafınızca yapılması için dikte edici konuşmalar yaptırtabilir.

Kararlarımızın çoğu zaman bize ait olduğunu düşünür ve yine çoğu zaman şartsız kabulleniriz. Oysaki bilinç kendi kozmosunda farklı bir yörünge anlayışına sahiptir. Her ne kadar şu anda yaşasak da şuan dediğimiz şey çoktan geçmiş olmuş ve bilinç merkezinde anlamlı ya da anlamsız girdileriyle çoktan yerini almıştır. İşte tam da bu sebeplerden dolayı oluşan telaşlar, müspet menfi savunuşlar, benmerkezci çıkarımlarımlar bizleri farklı bir gezegenin insanı yapmaya yeter de artar bile.

“Duygularımın esiri oldum”, “Şeytana uydum” cümlelerini sık sık kullanan kişilerle karşılaşmışızdır. Gerçekte bu iki cümle birbirinin tekrarı niteliğindedir. Oysaki duyguların davranışlara etkisi yok denecek kadar azdır. Eyleme geçmiş her davranış bilinçli bir farkındalık sonucu gerçekleşir. Yoksa yukarıdaki cümleler kişinin kendini aklamak için ürettiği ve suçu duygularına yüklediği anlamlardan başka bir şey değildir. Bu gibi durumlarla karşılaşan kişi mutlak bir gerçeklik yaşadığını zannederek kendisini gardiyanının yine kendisi olduğu bir hapse sokup hiçbir zaman çıkmayacak af beklentisi içindeki nevrotik bir mahkuma çevirebilir. Tipik bir kısır döngü hali de diyebileceğimiz bu duruma örnek olarak kuyruğunu ısırmaya çalışan kedinin tam yakalayacağı sırada dişlerinin arasından kayıp giden kuyruğuna bir türlü sahip olamamışını verebiliriz.

Neredeyse ömrümüz boyunca başımıza hiç gelmeyecek düşünceleri zihnimizde boşu boşuna taşıyıp dururuz. Bir zaman sonra “ne kadar cahilmişim”, “şimdiki aklım olsa” diyen cümleler kurarız. İşte bizi içinden çıkılmaz bir girdaba ya da döngüsel bir paradoksa sokan bu düşüncelerden kurtulmak istiyorsak farkındalığımızın artması ve sıkıntının gerçek kaynağının bulunması gerekmektedir.

Peki, İngilizcesi “mindfulness” olan ve Türkçe karşılığı kimi kitaplarda “farkındalık” kiminde ise “kendindelik” olan bu fark ediş yöntemi nasıl işlemektedir?

“Mindfulness (kendindelik) yaşadığın şu anda kendinde ve etrafında gerçekleşenleri olabildiğince oldukları gibi fark etmektir, an be an.  Zihninden geçen düşünceleri görmek, yaşadığın duyguları, vücudundaki hisleri oldukları gibi algılamak ve normalde yaptığın gibi gerçekleşenleri isimlendirmediğin ve yargılamadığın için tepki vermeden onlarla kalabilmektir.” (1)

Şikayet etme yerine kabullenme, bahane bulma yerine çözüm üretme, çıkarlar söz konusu olduğunda tek taraflı olmayıp kaybedeni olmayan bir yol belirleme üzerine kurulu olan bu teknik zorlukla mücadele yeteneğini, çağımızın vebası stresle başa çıkabilme yöntemlerini, evham derecesi yüksek krizleri iyi yönetebilmeyi ve daha sağlıklı bir birey olma durumunu sağlayabilmesi açısından alternatif bir yol gibi gözükmektedir. Düşünüldüğünde “anda olma” durumu biz insanlarda doğuştan itibaren bulunan bir potansiyeldir, fakat zaman içerisinde bloke olmuş veya acı verici bir deneyimin arkasına gizlenmiştir. Karanlıkta kalmış hatırlanılması güç bir öz cevherdir.

Sorunlu insan ilişkilerinin ve sahip olma arzusunun arttığı günümüzde bilincimizin bizlere fısıldadığı gerçekler gerçekten mutlak mı? Yoksa farkında olmayı beceremeyen zihinler yine farkında olmadan karanlık tarafa mı geçti?

Güç içinde!

Zifiri karanlıkta tek bir yıldız bile yolunuzu aydınlatıp yönünüzü belirleyebilir. Tek yapmanız gereken kafanızı kaldırıp gökyüzüne bakmak o kadar. Evet, belki o karanlıkta başını yukarı kaldırırsan seni anında yok ederim diyen bir canavar hareket etmeni istemiyor olabilir. Ama bil ki, bir kez gökyüzüne baktığında yıldızın gerçekte sana uzaklığı kadar uzak bir canavar imgesi yarattığını da anlayacaksın.

Dipnot:

(1) https://www.mindfulnesstr.com/mindfulness-nedir.html

Yazar: Ertan Yavuz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.