Buraya kadar daha çok İlkçağ düşünürleri üzerinde durmaya çalıştık. Şimdi ileriki dönem düşünürlerden La Mettrie’nin materyalist fikirlerini inceleyerek konuya devam edelim. 18. yüzyıla gelindiğinde, materyalizmin antik dönem düşüncelerinden çok da farklı bir yönde olduğunu söylemek zordur. Materyalistlerin maddeye olan aşırı ilgisi, belli dönemlerde bu düşünce akımının daha radikal görünmesine neden olmuştur. Buna bağlı olarak 18. yüzyıl materyalizmi, daha çok mekanik bir anlayış göstermektedir. (15) Bu anlayışın temel savunucularından biri de, La Mettrie (1709- 1751)’dir. La Mettrie’i önemli yapan özelliği, materyalizmin daha çok antropolojik yönüne dokunan, mekanik görüşlere sahip olmasıdır. Ruh’a ve insan bedenine ait konuda gelinen nokta da; insanın mekanik bir varlıktan ibaret olduğu anlayışını yerleştiren La Mettrie’i inceleme ihtiyacı doğmaktadır. La Mettrie 1745 yılında yazdığı “Ruhun Doğal Tarihi(L’histoire Naturelle de L’ame) eserinde, ilk kez materyalist görüşlerine yer verir. La Mettrie bu eserinde, sonrasında çokça ses getirecek olan “Makine İnsan(1748) (L’homme Machine) eserinden, farklı bir tavır gösterir. İlk eserinde materyalist bir duruştan çok, deneyci bir bakış açısı sergilemiştir. Duyular yoluyla edinilen bilgiye önem veren La Mettrie, düşüncelerin varlığını duyulara bağlamıştır. Bu açıdan ne kadar az duyum varsa, o kadar da az düşünceye sahip olunmaktadır. (16) La Mettrie’nin bu yaklaşımları onu, adım adım materyalizme doğru götürmüştür. Ruhun, esas olarak bedenle birlikte ortaya çıktığını, bedensel organlara bağlı olarak gelişip yaşlandığını öne sürer.

La Mettrie “Makine İnsan” eserinde, deneyci yanından uzaklaşır ve katı bir determinizme başvurur. Onun, insan ve mekaniklik konularındaki fikirlerinden ötürü zamanında en çok eleştirilen eseri, 1748’de yazdığı bu eseri olmuştur. Mekanik bir bakış sergileyen bu eserin temeli, maddeci görüşe dayanmaktadır. Mekanikçilik, bütün olayları mekanik nedenlerle açıklama anlayışıdır. Mekanikçilere göre evren, sonsuz geçmişten sonsuz geleceğe kadar birbirlerine çarpıp birbirlerini itmeyle devinen bir atomlar yığınıdır. Her şey bu çarpma ve itmeyle gerçekleşen yer değiştirme deviniminin (mekanik devinim) zorunlu düzeni içindedir. La Mettrie dahil mekanikçilerin çoğunun temel düşüncelerinden biri, evrendeki bütün olguları mekanik yasalarla açıklamaktır. Fikirlerinde özellikle ekanist doğa anlayışını benimseyen La Mettrie, eğer bu anlayış tutarlı olarak sonuna kadar sürdürülebilirse teolojiye doğada hiçbir şekilde yer kalmayacağını iddia etmiştir. Bu fikre göre insanlar ve hayvanlar arasında nitelik farkı değil, sadece bir derece ayrımı bulunmaktadır. La Mettrie aynı zamanda hayvanların da birer otomat olduğunu düşünür fakat bu düşüncenin, Descartes’ın hayvanları salt makine olarak görmesinden farklı olduğunu belirtir. (17) Çünkü La Mettrie’e göre hem insanlar hem de hayvanlar, duyumlama yetisine sahiptirler.

La Mettrie, önceden de belirtildiği üzere, insanın bir makine olduğu fikrini eserinin temel düşüncesi saymıştır. Öte yandan Descartes, mekanik bir doğa görüşüne sahip olmasına karşın, insanın tam olarak bir makine olduğu fikrini kabul etmemiş ve bunu “Metot Üzerine Konuşma” adlı eserinde vurgulamıştır. (18) Descartes’a göre, insan haricinde önünde söylenen her şeyin manasına cevap verebilen, hissettiklerini tam manasıyla tanımlayabilen bir makine tasavvur edilemez. Bu nedenle La Mettrie’i bu noktada Descartes’tan ayırıyoruz. La Mettrie’nin Descartes’tan farkı, maddeye hareketin yanında, duyumlama özelliği de yüklemesidir. (19) La Mettrie’ye göre ruh üzerine söylenenler, sağlam temeli olmayan söylemlerdir. La Mettrie, ruh konusunda şunları söyler:

“İnsan öylesine karmaşık bir makinedir ki, onun hakkında kesin bir fikir edinmek ve dolayısıyla onu tanımlamak ilk başta olanaksız gibi görünür. İşte bu nedenledir ki filozofların apriori yani, bir bakıma ruhun kanatlarından faydalanmayı isteyerek yaptıkları araştırmalar sonuçsuz kalmıştır. Böylelikle yalnızca aposteriori olarak -veya ruhu vücut organlarından ayırmaya çalışarak- insan ruhunun kökenini kesinlikle keşfetmesek bile, bu konuda en yüksek olasılık derecesine varabiliriz.”(20)

La Mettire’e göre, eğer ruhun tüm yetileri, beyinin ve bütün bedenin organlarına bağlı -yani bu yetiler apaçık bir biçimde bu yapılanmanın kendisi- ise; o zaman iyi aydınlanmış bir makineyle karşı karşıyayız demektir. Bu düşüncesinden hareketle La Mettrie, ruhun aslında boş bir sözcükten fazla bir şey olmadığı fikrine varır. Çünkü onun için, her koşulda bedeni ele almak en tutarlı davranıştır. Bedeni ele almakta bizlere kılavuzluk edecek olan da deney ve gözlemdir. La Mettrie ruha dair şunları da söyler:

“Düşünce gözle görülür biçimde, organlarla birlikte gelişiyorsa, o zaman bu organları oluşturan madde, zamanla hissetme yetisini kazandığı taktirde, neden pişmanlık duygularına sahip olmasın? Demek ki ruh, hakkında hiçbir fikrimizin olmadığı ve akıllı insanın sadece bizdeki düşünen bölümü belirtmek için kullanması gerektiği boş bir sözcükten ibarettir.”(21)

İnsan ruhuyla ilgili La Mettrie, bütün felsefe sistemlerini iki ana görüşe indirgemiştir: materyalizm ve spiritüalizm. Ona göre bunlardan, yalnız materyalizmin sağlam dayanakları vardır. Ona göre örneğin Leibniz, ruhu maddeleştireceği yerde, maddeyi tinselleştirmiştir. Tanrının varlığını kuşkuyla karşılaması, La Mettrie’nin ruhsal (tinsel) bir töze inanmadığının bir göstergesidir. La Mettrie, Leibniz’ in “Monad”larını örnek göstererek insanın, doğasını bilmediği bir varlığı tanımlayamayacağı görüşüne varır. La Mettrie Descartes’ın da iki töz (ruh ve beden) kabul ederek aynı yanlışa düştüğünü belirtir. (22) La Mettrie, ruhun bedenden yani maddeden geçtiğini düşünür. Bu açıdan yaşam ilkesi ruhta değil, organizmanın bütünündedir ve bu ilke onun teker teker alınmış bütün kısımlarındadır. İnsanın ruhsal durumlar olarak adlandırdığı aslında bir histir. Ve bu his, bize ruhu gösterecek tek şeydir. His, bedenden çıkar ve bedenle kendisini gösterir. La Mettrie’ye göre bizler, maddeyi duyusal işaretler yoluyla algılıyoruz; oysa hiçbir duyusal işaret, bir ruh tözünün (23) kabulü için geçerli değildir. Ruhsal töz temsilcileri, genellikle hissetme ve düşünme, arzulama ve istemeye yani ruhsal düşünsel durumlara ve olaylara işaret ederler. Ama bütün bu durumların ve olayların toplandığı ortak paydadaki his, La Mettrie’ye göre maddenin özelliği olarak görülmelidir; çünkü bizler, ruhu histen başka bir yerde bulamamaktayız.

La Mettrie’nin felsefesinde dikkat çeken asıl nokta; duyan, düşünen ve istekte bulunan ruhun da maddenin bir parçası olduğunun iddia edilmesidir. Ruh, bedenin sahip olduğu birçok görev içerisindeki herhangi bir görevden ibarettir. Bu görevi yerine getiren organ da beyindir. Yani ruhu, beyin ile ilişkilendirmiştir. La Mettrie, maddenin uzam ve hareket kuvvetinden başka, duyumlama yetisinden de söz eder. (24) İnsan o halde, hem duyan hem de düşünen bir makinedir. İnsanın içindeki düşünen şey de beyindir. Yani ruhsal olarak adlandırdığımız hemen hemen her şey, maddi bir yapıya sahip olan ve bir makine gibi işleyen beyinde olup bitmektedir. Onun felsefesinde, insanı hayvandan üstün kılan düşünebilme yetisi de beyinle açıklanmıştır. La Mettrie’ye göre insan beyni, hayvan beynine göre hacimce daha büyüktür ve beynin iç-yapısal organizasyonu itibariyle daha incedir. Bu yapı bizleri, insan ile hayvan arasında bir derece farkının olduğu fikrine götürmektedir. Bir insanın her eylemi bedenine bağlıdır ve insan sadece bedenden ibaret bir canlı olarak karşımıza çıkmaktadır. La Mettrie’nin bu düşünceleri, materyalizmin en radikal yanını yansıtmaktadır.

Materyalizmin, özellikle de 18. yüzyılda, mekanikçi yanının öne çıkarılması neticesinde önemli bir meselenin gözden kaçmasına neden olmuştur. Bu mesele; insan, hayvan ve daha birçok canlı varlığın, sadece maddi bir yapıdan -yani bedenden- ibaret olarak görülmesidir. Buna karşın canlıların yaşayan yanı göz ardı edilmiştir. Başta insan olmak üzere, canlı varlığa ait bu görüşler, çeşitli düşünürlerce eleştiri konusu olmuştur. Bu düşünürlerin en dikkat çekeni Henri Bergson (25)’dur. Bu açıdan kısaca bu düşünüre de değinmek yerinde olacaktır. Bergson’un eleştirisi genel olarak iki meseleye işaret eder: Bunlardan ilki, kökten mekanizm konusudur. Bergson’a göre mekanist görüşlerin genelinde bulunan bir tavır vardır. O da, aynı sebeplerin aynı sonuçları doğuracağına yönelik bir tavırdır (26). Bu tavra göre Bergson, değişimin daha doğrusu yaratıcı evrimin açıklanmasının mümkün olamayacağını belirtir. Çünkü mekanizm genel anlamda, birbirine benzer tarafları ve tekrarları dikkate almaktadır. Bergson’a göre bu durum ayrıca, her şeyin ezelden beri mevcut olduğu ve önceden belirlenmiş bir planın işleyişinin anlatımı olarak karşımıza çıkmaktadır. (27) Bir plan ve programın tekrarlı işleyişi, değişme konusunda bizleri aydınlatamamaktadır.  Bergson’un bir diğer eleştirisi de, insan ve hayvanlar arasında bir derece farkının olduğu görüştür. Bu görüş, Descartes ve La Mettrie’de olduğu kadar, genel olarak materyalist ve mekanist düşüncelerde de belirginlik gösterir. Bergson’un, yaratıcı evrimi açıklarken, üzerinde durduğu temel konu evrimin manasıdır. Ona göre evrimin manasının doğru şekilde açıklanabilmesi için, canlı varlıklar arasında bir derece değil, bir nitelik farkının olduğu fikrinin kabul edilmesi gerekmektedir. (28) İşte bu sebeplerden ötürü, materyalizm akımı eleştirilmiştir.

İlkçağdan başlayarak özellikle 17. ve 18. yüzyıla kadar olan dönemde, belli başlı materyalist düşünürlerin görüşlerine yer vermeye ve tartışmaya çalıştığımız bu kısa makalenin; bilimin ve felsefenin temelini oluşturan madde ve maddenin ilişkili olduğu diğer meselelerin anlaşılmasına katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Kaynakça:

(15)Oskar Ewald, Fransız Aydınlanma Felsefesi, çev: Gürsel Aytaç, DoğuBatı yayınları, Ankara, 2010, sf:132
(16)Julien Offray de la Mettrie, İnsan Bir Makine, çev: Zehra Bayramoğlu, Havass yayınları, İstanbul, 1980, sf: 92
(17)(Bkz.) La Mettrie, Ruhun Doğal Tarihi, çev: Zehra Bayramoğlu, Havass yayınları, İstanbul, 1980, 6. bölüm
(18)Descartes, Metot Üzerine Konuşma, çev: Mehmet Karasan, MEB yayınları, Ankara, 1947, 5. bölüm sf: 68-69
(19)La Mettrie, Ruhun Doğal Tarihi, 6. bölüm
(20)Julien Offray de la Mettrie, İnsan Bir Makine, çev: Zehra Bayramoğlu, Havass yayınları, İstanbul, 1980, sf: 19
(21)La Mettrie, a.e., sf: 55
(22)La Mettrie, a.e., sf: 19 ve (Ayrıca Bkz.) Descartes, Felsefenin İlkeleri, çev: Mehmet Karasan, MEB yayınları, Ankara, 1946, sf: 76
(23)Ruh tözüne daha çok, Locke’ da rastlıyoruz.  (Bkz.) John Locke, An Essay Concerning Human Understanding, The Pennsylvania State University, 1999, book 2, chapter XXIII/V
(24)La Mettrie, Ruhun Doğal Tarihi, çev: Zehra Bayramoğlu, Havass yayınları, İstanbul, 1980, 6. bölüm
(25)Henri Bergson bilimin hızla ilerleme kaydettiği 1859-1941 yılları arasında yaşamış, bilinç, bellek ve süre fikirleriyle öne çıkmış; sadece felsefe değil, aynı zamanda psikoloji ve edebiyat alanlarında da etkili olmuş bir Fransız filozofudur. Bergson, döneminde hakim olan bilimsel metot ve matematik ağırlıklı bir eğitim görmüştür. Zaman konusuna duyduğu ilgiyle yaptığı araştırmalarda, karşılaştığı bazı ikilemler onu derin bir düşünsel araştırmaya götürmüştür. “Bilincin Doğrudan Doğruya Verileri” adlı doktora teziyle özgün düşüncelerini ortaya koymaya başlamıştır. Bergson’un bilinç ve zaman kavramlarını inceleme konusu haline getirmesinin arkasında önemli bir neden yatar. Bu nedeni yalın bir şekilde ifade etmek gerekirse, bilim ve metafizik tartışmasıdır. 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın başında, bilimin ve bilimsel metotla ulaşılan verilerin doğruluğu düşüncesi oldukça yaygındır. Bilimin gördüğü itibar giderek artarken, metafizik konusu geri plana atılmaya başlanmıştır. Bu durum ilk bakışta sorun oluşturmasa da, bilimin her şeye kendi bakış açısıyla yanıt vermeye çalışması, zihinlerde soru işaretleri yaratmaya başlar. Henri Bergson işte bu soru işaretlerine dikkat çekmiş önemli bir düşünürdür. Onun bu gayreti, metafiziğe bilimin gördüğü itibari kazandırmaktır. Çünkü bu iki alanın biri diğerinden daha üstün ya da önde değildir. Bilim ve metafizik, temelde metotları (deney-gözlem metodu ve sezgi metodu) birbirinden ayrı iki alandır. Birinin sorunlarını diğerinin metotlarıyla anlamaya çalışmak içinden çıkılamaz bir çabadır. Bergson bu nedenle düşüncelerinde zaman zaman materyalizm ve mekanizm gibi alanlara eleştiriler yöneltir.
6-1941 yılları arasında yaşamış bir Fransız fil Bergson'(26)Henri Bergson, Yaratıcı Tekamül, çev: M. Şekip Tunç, MEB, İstanbul, 1947, sf: 82
(27)Henri Bergson,a.g.e., sf: 68
(28)Henri Bergson,a.e., sf: 238-239

Yazar: Ece Saraçoğlu

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.