Joshua Dipaolo ve Robert Simpson:  İnançlarımızın temeli ve endoktrinasyon sorunu

İnsanlar bazen başkalarının inançlarını eğer farklı yetiştirilselerdi aksine inanacaklarını iddia ederek eleştirirler. “Tanrıya inanıyorsun çünkü Hristiyan bir ailede büyüdün” ya da “Sendika üyeleri arasında yetişmeseydin, İşçi Partisini desteklemezdin” gibi ifadeler kullanırlar. Bu eleştirilere “etiyolojik itirazlar” denir. Herkesin inancının belirli bir etiyolojisi yani nedensel bir kökeni vardır. Bazı deneyimleriniz olmuştur, öğütler almışsınızdır ve diğer insanların deneyimlerine tanık olmuşsunuzdur, bu konularda daha geniş çaplı düşünüp, belki de üzerine çok da zaman harcamadan, sonunda kendi inançlarınıza varmışsınızdır. İnançlarınıza yöneltilen etiyolojik bir itiraz bu inançların nedensel kökenleri hakkında birtakım gerçekleri ortaya çıkarınca bu bir sorunsala dönüşür.

Etiyolojik itirazlar farklı kültürleri barındıran toplumlarda çeşitli amaçlara hizmet eder. Yararlı oldukları bir nokta fikri tevazuyu geliştirmektir. Genç ve gayretli bir din adamı ya da koyu bir siyasi parti taraftarı fikirlerini reddedenlerin çoğu kez sadece birer dik kafalı olduğunu söylemeye meyillidirler. John Stuart Mill bu karakterden yakınır: “Bu kişi kendi inanç sisteminin ‘tesadüflerin belirlenmiş olduğu bir inanç sistemi olmasından’ rahatsızlık duymaz oysa onu Londra’da Papaz yapan aynı sebepler, Pekin’de bir Budist ya da Konfüçyüsçü de yapabilirdi.” Etiyolojik bir itiraz bu kişinin zihnini bulandırıp eğer farklı koşullarda yetişmiş olsaydı farklı görüşlere sahip olacağını hatırlatarak onda endişe uyandırabilir. Kişi, inancının arkasındaki sebepleri doğru bulmaya devam etse bile, etiyolojik bir itiraz, dar görüşlü bir yobaza hata yaptıklarını düşündüğü konularda başkalarını yargılarken mütevazı olması gerektiğini söyler.

Fikri tevazu yaygın olarak benimsenen bir düşüncedir ve bu yüzden daha da iyiye gitmektedir. Yine de etiyolojik itirazların tevazuyu veya kaygıyı ortaya çıkarmaktan çok daha fazlasını yapması gerekmektedir.  Bu itirazlar genellikle insanlara inançlarını gözden geçirten bir taleptir. Birisi bir teiste “Sen Tanrıya inanıyorsun çünkü Hristiyan bir ailede büyüdün” dediğinde bu sadece fikri tevazu çağrısı değil aynı zamanda tanrıya inancın sürdürülmesine başkaldıran bir gerekçedir.

O halde inancınızın nedensel kökeni hakkındaki gerçekleri düşünmek mantıksal olarak inancınızı da gözden geçirmeyi gerektirir mi diye bir düşünün. Sorunun temeli sadece inançlarınızda yanılıyor olma ihtimaliniz olamaz. Hata ihtimalinde zararı neredeyse ödeyemeyeceğiniz gerçeğini anlamak için etiyolojik itirazlarla boğuşmak zorunda değilsiniz. Bu yüzden, etiyolojik itirazlar sadece bu noktayı tekrar vurgulamanın bir yoluysa, inancın temellendirmesinde belirgin bir rol oynamıyorlar demektir.

Basite indirgersek, etiyolojik itirazlar siz gibi dürüst, zeki ve aydın bazı insanların farklı yetiştirildikleri için farklı inançları olduğunu size hatırlatmak içindir.  Bu yoruma göre, etiyolojik bir meydan okuma sizi diğer insanların aksi inançlarının da makul olabileceğini anlamaya zorlar ama karşılığında kendi inançlarınıza olan güveninizi azaltmanız gerekir. Aslında bu yorum, bazı filozofların son zamanlarda bu konuda yazdıklarının bir çıkarımıdır. Fakat bu olayların doğru yorumuysa, etiyolojik itirazlar neredeyse yine işe yaramaz hale geliyor demektir. Etiyolojik itirazlar inançlarınızı gözden geçirmeniz için size dolaylı bir sebep verebilir, ancak bunu zihninizde olan ve yargılarınızı en başından ögelere ayırması gereken genel düşüncelere dikkatinizi çekerek yapar.

Etiyolojik itirazın rasyonel baskısı ilgili her iki yorumda da etiyoloji artık işlevini kaybetmektedir. Biz, etiyolojiyi merkeze alan farklı bir analiz sunuyoruz. Etiyolojik itirazların bilgi felsefesinde işlenen bir konuyla yani endoktrinasyon (beyin yıkama) sorunuyla bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Endoktrinasyonun tam olarak ne olduğunu ve eğitimden nasıl ayrıldığını söylemek zordur. Net bir tanımlama yapmak yerine bu kavramı genel hatlarıyla tanımlamayı öneriyoruz. Bir inanç sisteminin mutlak ve değişmez yargıları olduğunu söyleyen eğitim yöntemlerinin varlığı apaçık ortadadır. Bu tür yöntemlerle öğrenciler bu yargıları sorgulatacak sebepleri düşünmekten alıkonulmaktadır. Kendileriyle aynı yargıları benimseyen insanlara güvenmeye, bunu inkâr edenlere ise güvenmemeye teşvik edilmektedirler. Bu yargılara karşı çıkılmasını bazı ahlaksızlıklarla (ihanet gibi) ve olumsuz duygu duyumlarıyla (korku gibi);  yargıların kabul edilmesini ise erdem ve iyi duygularla bağdaştırmaya yönelirler. Endoktrinasyon ya hep ya hiç meselesi olarak görülmemelidir. Bizim görüşümüz, bir eğitim uygulamasında bu gibi yaygın yöntemlerin daha çok kullanılması endoktrinasyonun sisteme daha çok yerleşmesine sebep olacağı yönündedir. Dolayısıyla endoktrinasyon şüphesiz iyi eğitimle çelişir. İyi eğitim öğrencilerin rasyonel düşünme kapasitelerini geliştirdiği yerde endoktrinasyon, bu kapasiteyi görmezden gelmeye ya da kapasitenin geliştirilmesine ket vurmaya çalışır.

Birçok durumda bizim yaklaşımımız, kişi etiyolojik bir itirazla karşı karşıya kaldığında, inançları endoktrinasyon ürünü olduğu için onlara duyduğu güveni azaltması gerektiğidir. İtiraza maruz kalan kişiye bir ideolojinin kendisine dikte edildiğini söylediğimizi varsayalım. Bu durum niye onun fikrini değiştirmesini gerektirir? Genel olarak konuşmak gerekirse, çoğunlukla yanlışa yönelten inanç edinimi yöntemi aracılığıyla doğru inançlara ulaşacak kadar şanslı olduğunuzu düşünmek mantıksızdır. Yeryüzündeki herkes mantıksal bir gereklilik olduğu için değil şartlı bir gerçek olduğu için endoktrinasyonun genellikle yanlış inançları doğurduğunda hemfikirdir. Dini ya da siyasi bir topluluğun üyesi olanlar bile fikirlerine bizi inandırmak için bilinçli olarak bu yöntemi kullanırlar. Katolikler çocuklarının Katolik fikirlerle eğitildiğini düşünürken onlara doğrunun öğretildiğine inanırlar. İslam, ateizm ve benzeri diğer ideolojilerle yetiştirilen çocukların ise yanlışa sürüklendiğini düşünürler. Hangi öğretiye bağlı olursanız olun, inançlarınızın büyük bir çoğunluğunun dikte edilerek size öğretildiğini düşünürsünüz ve eğer kendi inançlarınızı bu diktenin ürünü olarak görmeye başlarsanız, bu farkındalık kendi doğrularınıza duyduğunuz güveni kaybettirecek bir gerekçeye dönüşür.

Etiyolojik bir itirazın ardından inançlarınızı bir endoktrinasyon ürünü olarak görme aşamasına nasıl geleceğiniz sorusu cevapsız kalmaya devam eder. Ne de olsa en başarılı endoktrinasyon ayak izlerini siler. Açıkçası endoktrinasyonu saptamada kullanılabilecek mutlak bir yöntem yoktur ancak bazı yöntemler diğerlerinden daha başarılıdır. Koltuğa oturup zihinsel anlamda yaptığınız bir içgözlem sizi ancak belli bir noktaya kadar götürebilir. Daha kapsamlı bir sorgulama ise tam aksine bireysel değil tamamen sosyal olmalıdır. Arkadaşlarınıza, aile bireylerine ve öğretmenlerinize eğitim geçmişinizle ilgili ne hatırladıklarını sormak iyi bir başlangıçtır. Ayrıca, tanımadığınız insanlarla vakit geçirmek ve böylece eğitimsel yaklaşımların çeşitliliğini daha iyi kavramak, kendi eğitiminizde kısıtlı ve kendine has olan yolları belirgileştirmenizde size yardımcı olabilir. Bazı durumlarda, gerekli düşünme mesafesi ancak öğretinin yaygın olduğu topluluktan coğrafi olarak uzaklaşmanızla mümkündür. Örneğin, Allen Buchanan ırkçı toplumdan uzaklaşmanın aşılanan bu ırkçı dünya görüşünü reddetmesine nasıl yardımcı olduğunu şöyle anlatır:

Bu zehirli sosyal çevreyi 18 yaşında terk ettim ve bana öğretilen bu ırkçı dünya görüşün siyah ve beyazlar arasındaki doğal farklılıklardan kaynaklanan yanlış inançlar üzerine kurulduğunu anladım. İlk hissettiğim acı bir ihanet duygusuydu. Güvendiğim ve saygı duyduğum insanlar; annem, babam, teyzemlerim, amcalarım, papaz, öğretmenlerim, yerel yönetim görevlileri hepsi gerçeğin değil çok tehlikeli bir hatanın kökeniydiler.

Endoktrinasyonun dini ve ahlaki inançların aşılanmasında en etkili yöntem olduğu düşünülür çünkü bu tür inançlar sosyal konumumuza karşı çok hassastır ve algısal deneyimin tarafsız araçlarından nispeten daha az etkilenirler. Etiyolojik itirazların genellikle sadece böyle inançları hedef alması tesadüf değildir: Biz bu inançlar konusundaki manipülasyonlara çok duyarlıyızdır ve bir hatanın sonuçları felakete dönüşebilir. İnsanlık tarihinin sömürgecilik, bağnazlık, insanlıktan çıkma ve benzeri gibi en karanlık dönemlerinin bile üstünkörü düşünülmesi bu olayların derin sonuçlarının bir öğretiden doğan inançlardan kaynaklandığını gözler önüne serecektir. Etiyolojik itirazlar mümkün olduğunca bu hassasiyetin farkına varmak, onunla baş etmek ve üstesinden gelmek için kendimize ve diğer insanlara yardım etmeye çalışırken kullandığımız bir sosyal araç olarak görülmelidir.

Joshua DiPaolo, 2016 sonbaharında Kansas Eyalet Üniversitesi’nde misafir öğretim görevlisi olarak göreve başladı. Çalışmaları genellikle epistemik, etik ve pratik normatiflik üzerinedir. Robert Simpson, Monash Üniversitesi’nde felsefe öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Araştırmaları çoğunlukla konuşma özgürlüğü ve sosyal epistemoloji üzerinedir. Bu makale, Synthese’de yayınlanacak olan ortak araştırma makalesi ‘Endoktrinasyon Kaygısı ve İnanç Etiyolojisi’ üzerine yazılmıştır. Bu çalışma onların St. Louis Üniversitesi’nde, Fikri Tevazu Felsefesi ve İlahiyatı üzerine kurulu büyük bir araştırma programına katılmalarına dayanmaktadır.

Yazar: Joshua Dipaolo, Robert Simpson
Çevirmen: Meltem Alkur
Kaynak: blogs.lse.ac.uk

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.

Please complete the required fields.