Herkes bilinçli olmanın nasıl bir his olduğunu bilir. Bilinçli olmak, her geçen gün, sahip olduğumuz deneyimlerin, duyguların ve düşüncelerin kontrol ve sahiplik hissini bize veren kişisel farkındalığın kendine özgü anlamıdır.

Birçok uzman, bilincin iki kısma ayrılabileceğini düşünüyor. Bunlar, bilinç deneyimi (kişisel farkındalık) ve düşünceleri, inançları, hisleri, algıları, niyetleri, anıları ve duyguları içeren bilinç içeriğidir.

Bilinç içeriğinin kişisel farkındalığımız tarafından bir şekilde seçildiğini ve kontrol edildiğini varsaymak kolaydır. Sonuçta, düşünceler düşünülene kadar var olamaz. Ancak Frontiers of Psychology dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma yazısında, bunun bir hata olduğunu iddia ediyoruz.

Kişisel farkındalığın inançlarımızı, duygularımızı veya algılarımızı yaratmadığına, seçmediğine veya bunlara neden olmadığına inanıyoruz. Bunun yerine, bilinç içeriğinin beyinlerimizdeki hızlı, verimli ve bilinçsiz sistemler tarafından “sahne arkasında” üretildiğini düşünüyoruz. Bütün bunlar, bu süreçler gerçekleşirken yolcu koltuğunda pasif şekilde oturan kişisel farkındalığımız tarafından herhangi bir müdahale olmadan gerçekleşiyor.

Bu yalnızca bir öneri değil!

Eğer bunlar size garip geliyorsa, her sabah bir önceki gece bilincinizi kaybettikten sonra hiç bir çaba göstermeden bilinci nasıl geri kazandığınızı; düşüncelerin ve duyguların, zihnimize önceden oluşmuş bir şekilde nasıl ulaştığını; gördüğünüz şekillerin ve renklerin hiç bir çaba sarf etmeden, akılda kalıcı yüzler ve anlamlı nesneler halinde nasıl oluştuğunu düşünebilirsiniz.

Bedeninizi hareket ettirmek veya cümle kurmak için sözcükleri kullanmak gibi görevlerden sorumlu olan tüm nöropsikolojik süreçlerin, kişisel farkındalığınızla ilişkiye girmeden gerçekleştiğini düşünün. Biz, bilinç içeriğinin oluşumundan sorumlu süreçlerin de aynı şekilde çalıştığını savunuyoruz.

Düşüncemiz, nöropsikolojik ve nöropsikiyatrik sorunlara odaklanan araştırmalardan ve yakın zamanda hipnoz yöntemi kullanılarak yapılan algısal nörobilim çalışmalarından etkilendi. Ayrıca hipnoz yöntemi kullanılarak yapılan bu çalışmalar; kişinin ruh halinin, duygularının, düşüncelerinin ve algılarının öneri yoluyla değiştirebileceğini gösteriyor.

Bu tür çalışmalarda katılımcılar, zihinsel olarak odaklanılmış bir duruma girebilmelerine yardımcı olması için hipnoz başlatma işlemine girerler. Ardından, katılımcılara algılarını ve deneyimlerini değiştirmeleri için öneriler sunulur.

Örneğin bir çalışma esnasında katılımcılar, kollarını bilinçli bir şekilde yukarı kaldırdıklarında, bir makara tarafından kolları yukarı kaldırıldığında veya bir hipnoz telkini sırasında kollarının makara ile kaldırıldığı söylenirken, kollar buna tepki olarak hareket ettiğinde araştırmacılar katılımcıların beyin aktivitelerini kayıt altına aldılar.

İsteğe bağlı olmayan ancak yapılması istenen olan “yabancı” bir hareket sırasında, beynin benzer alanları aktifti. Bununla birlikte, bilinçli yapılan eylem sırasında beyin hareketleri diğerlerinden farklıydı. Bu nedenle, hipnotik öneriler, kabul edildiğinde, kişinin algılarını ve davranışlarını değiştirme gücüne sahip bir fikir veya inanç iletmenin aracı olarak görülebilir.

Kişisel Anlatı

Tüm bunlar düşüncelerimizin, duygularımızın ve algılarımızın aslında nereden geldiği hakkında merak uyandırabilir. Biz, bilincin içeriğinin, beynimizdeki bilinçsiz süreçler tarafından üretilen deneyimlerin, duyguların, düşüncelerin ve inançların bir alt kümesi olduğunu savunuyoruz.

Bu alt küme, sürekli güncellenen bir kişisel anlatı şeklini alıyor. Kişisel anlatı, kişisel farkındalığımız ile paralel olarak ortaya çıkıyor; kişisel farkındalığın kişisel anlatı üzerinde etkisi bulunmuyor.

Kişisel anlatı oldukça önemlidir. Çünkü, otobiyografik bilgileri (kendinize, kendiniz hakkında anlattığınız hikayeyi) hafızada saklamayı sağlar; ayrıca insana algıladığı ve deneyimlediği şeyleri başkalarına iletme imkanı sağlar.

Böylece bu durum, diğer insan davranışlarını tahmin edebilmek gibi hayatta kalma becerileri üretmemize olanak sağlar. Bunun gibi kişiler arası özellikler, binlerce yıldır insan evladının hayatta kalmasını sağlayan kültürel ve toplumsal yapıların gelişimini destekler.

Dolayısıyla, insanın, benzersiz evrimsel avantajlarını içeren kişisel anlatısının -kişisel farkındalık değil- içeriğini diğer insanlara iletebilme kabiliyeti olduğunu savunuyoruz.

Peki bunların amacı nedir?

Bilinç deneyimi, herhangi bir avantaja sahip değilse, amacının ne olduğu tartışılır. Ancak biz, bilinçsiz süreçlere pasif bir şekilde eşlik eden kişisel farkındalık olgusunun, tıpkı bir gökkuşağı gibi bir amaca sahip olmadığını düşünüyoruz. Gökkuşağı basit bir şekilde, güneş ışığının yansıması, kırılması ve dağılmasından kaynaklanır. Bu yüzden bu süreçlerin hiçbiri belirli bir amaca hizmet etmez.

Ayrıca, sonuçlarımız kişisel sorumluluk ve özgür irade kavramlarıyla ilgili soruları da beraberinde getiriyor. Kişisel farkındalığımız düşüncelerimizi, hislerimizi, duygularımızı, eylemlerimizi ve kararlarımızı yansıtan kişisel anlatı içeriklerini kontrol etmiyorsa, belki de onlardan sorumlu tutulmamalıyız.

Buna karşılık, özgür irade ve kişisel farkındalığın toplum tarafından inşa edilmiş kavramlar olduklarını savunuyoruz. Bu nedenle, özgür irade ve kişisel farkındalık, kendimizi birey ve tür olarak görüp anladığımız şekilde inşa edilir; ayrıca kişisel anlatılarımızı oluşturan bilinçsiz süreçler içinde temsil edilir. Bu şekilde, kişisel anlatıları diğer insanlara iletebiliriz.

Bilincin yolcu koltuğunda pasif olarak seyahat ediyor olması, özgür irade ve kişisel sorumluluk gibi önemli gündelik anlayışları ortadan kaldırmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Aslında bu anlayışlar, bilinçsiz beyin sistemimizin işleyişinde saklıdır. Toplumda güçlü amaçlara ve kendimizi nasıl anladığımız konusunda da derin bir etkiye sahiplerdir.

Yazarlar: David A. Oakley ve Peter Halligan
Çeviren: Cavit Karakuzu
Kaynak: The Conversation

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.