Paylaş

Shakespeare’in Julius Caesar eserinden Marc Anthony, vefat eden arkadaşına söylediği şu sözle meşhurdur: “İnsanların yaptığı kötülükler ebedi kalırken iyilikleri, sıklıkla kemikleriyle birlikte defnedilir.”

Anthony, tarihte Caesar’ın nasıl yankı bulacağını düşünmekte, kötülük yapanın adının tarihte iyilik yapandan daha çok anılacağından endişe etmekteydi. Peki ya gerçek anlamda ölümsüzlük?

Bilimde böyle bir anlayış bulunmasa bile ölümsüzlük ve ölümden sonra yaşam düşünceleri tarih boyunca var olmuştur ve bugün de pek çok kültürde bu varlığını korumaktadır. Örneğin Hristiyanlık gibi sistemli inançların, ölümden sonra yaşam ile ilgili kesin yargıları vardır. Bu tarz inanışlara göre dünyada yaptıklarımız bizim ölümden sonraki yaşamlarımızı belirleyecek; iyi ve erdemli insanlar cennete giderken kötü insanlar sonsuza dek acı çekecektir. Ancak ne Hristiyanlık ne de diğer herhangi bir inanç biçimi, hangi tip insanın (mesela iyi mi, kötü mü, yoksa ahlaki anlamda nötr mü) daha fazla ya da az ölümsüzlük elde edeceğini belirtmemektedir.

Sıradan insanların ölümsüzlüğe bakışı bundan farklı elbet. Kuzey Karolina Üniversitesi’nden Kurt Gray ve ekip arkadaşları, çalışmalarından elde ettikleri bulguları Personality and Social Psychology Bulletin isimli dergide yedi serilik bir yazı halinde yayımladı. Bu çalışmaya göre bir dine inansınlar yahut inanmasınlar, insanların geneli iyi ya da kötü davranmanın kişiye ahlaki olarak görece daha nötr bir hayat yaşamaya kıyasla çok daha fazla ölümsüzlük kazandırdığını düşünüyor. Dahası, iyiler ve kötülerin birbirinden farklı ölümsüzlükler elde ettiği gibi bir inanç yaygın.

Ahlakı, kişi hayattayken de öldükten sonra da kişiliğin en önemli yanlarından biri olarak gördüğümüzü zaten biliyorduk. Elde edilen bulgular, bunu doğruluyor. Gray ve ekip arkadaşları yeni bir deney tasarladı ve Amazon Mechanical Turk vasıtasıyla çeşitli dini inançlara sahip katılımcılara ulaştı. Katılımcıların Martin Luther King ya da Hitler gibi aşırı iyi ya da kötü karakterlerin, ahlaki anlamda daha nötr bir rol oynamış Amelia Earhart ve Andy Warhol gibi kimselere göre daha ölümsüz olduğunu belirtmeleri şaşırtıcıydı.

İyi ve kötü insanların ahlaki bakımdan daha nötr olanlara kıyasla daha ölümsüz olmaları, akıllara onların aynı kefede mi olduğu, yoksa aralarında bir farkın mı bulunduğu sorusunu getiriyor. Büyük dinlerin çoğuna göre arada net bir fark var: Dünyada iyilik yaparsanız sonsuz özgürlüğün tadını çıkarmak için İyi Yer’e (Cennet’e), kötülük yaparsanız da sonsuza dek acı çekmek üzere Kötü Yer’e (Cehennem’e) gönderilirsiniz.

Daha az yaygın inançların iyi ve kötü ruhların ölümsüzlüğü hakkındaki yargılarını incelediğimizde, onlarda da bu ikisi arasında bir ayrıma gidildiği görülmekte. İnanç sistemlerinin genelinde erdemli ruhların özgür olduğu, kötü ruhların ise bir şekilde bir yerlerde sıkışıp kaldığı tasviri yaygın. Mesela Illinois eyaletinde bir yerleşim yeri olan Iroquois’da, ruhların sonsuza dek evlerinde hapsolduğuna inanılıyor. Harry Potter’daki kötü büyücü Voldemort’un ölümünden sonra ruhunun, “Hortkuluk” adı verilen sihirli nesneler sayesinde yaşamaya devam ettiğini görüyoruz. Ancak Star Wars filmlerinden Obi-Wan Kenobi’in ruhunun, ölümden sonra bile Güç içinde özgürce dolaştığına da şahit oluyoruz.

Gray ve ekip arkadaşları, katılımcıların da iyi, kötü ve nötr kimselerin öldükten sonra benzer şeyler yaşadığını düşündüğünü ortaya koydu. İyi ruhların barış ve özgürlük içindeyken kötülerin hapsolmuş olduğu, nötr olanların ise iyilerden daha az özgür olsa bile kötülere göre yine de daha iyi bir yerde olduğu düşüncesi hakimdi.

Deneyin başka bir aşamasında katılımcılara, yakın zamanda ölen birinin ruhunun dünyayla birlikte uzay ve zamanın sınırlarını aşıp özgür olmasıyla ilgili bir metin okutuldu. Katılımcıların çoğu bu insanın hayattayken iyi biri olduğunu düşündüğünü ifade etti. Tersi örnekte de ölenin kötü biri olduğu görüşü çoğunluktaydı.

Benzer şekilde çöl, tundra ikliminin olduğu bölgeler, dağ zirveleri gibi geniş ve ferah yerdeki ruhların, göze ne kadar güzel göründüğüne bakılmaksızın dar çukur, yeraltı mağaraları, ormanda bir kulübe gibi dar yerlerde olanlara nazaran daha iyi niyetli olduğu düşüncesinin de var olduğu tespit edildi.

Bu tarz inanışlar herhalde paranormal aktivitelerin neden direkt kötü ruhlarla bağdaştırıldığını açıklıyor. Araştırmacılar, katılımcılardan yakın zamanda ölmüş birinin evinde olduklarını ve o kişinin ruhu yanlarından geçerken tuhaf bir şey hissettiklerini hayal etmelerini istedi. Bu tarz hikayeler okutulan katılımcılar, “bir yere hapsolmuş ruh kötü ruhtur” bakış açısından yola çıkarak söz konusu ruhun kötü olduğu sonucuna vardı.

Gary ve ekibi bulgularını açıklarken iyi ruhların özgür, kötülerin hapsolmuş olması gerektiği inancının, insanların adalet arayışından kaynaklandığını belirtti. Onlara göre iyiler özgür olmalı, kötüler de yaptıklarının karşılığı olarak özgürlüklerinden menedilmeliydi. İyilik ve kötülük kavramlarının metaforik anlamda ışık, ferahlık, karanlık ve bunalma ile bağdaştırıldığını göz önünde bulundurursak, yukarıda yer alan bulguların temelsiz olmadığını söyleyebiliriz.

Sonuçların, katılımcıların dini inançları tarafından etkilenmediğini söylemek mümkün. Ölümden sonra yaşama inansalar da inanmasalar da hepsinin yorumlarında benzer bir örüntü keşfedildi. Bu örüntü ise sistemli inançlardan bağımsız bir şekilde vücut buluyor. Gray diyor ki “Bu düşünce biçimleri artık birer sezgiye dönüştüğü için, onlardan kurtulmak istiyorsak ciddi bir çaba göstermemiz gerekiyor”.

Çalışmaya belki bir itiraz, katılımcıların seçimi hususunda olabilir. Sonuçta katılımcıların hepsi Batı’dan, eğitimli; sanayileşmiş, zengin ve demokratik ülkelerden. Böyle bir örnekleme grubundan elde edilen veriler elbette tüm kültürden insanları temsil etmeyecektir. Örneğin reenkarnasyon, çalışmada hak ettiğince yer edinememiş olabilir. Ancak Gray ve çalışma arkadaşları, ölümden sonra yaşam hakkında kültürleri bile aşan ortak fikirlerin bulunmasının araştırmaya bir ilham kaynağı olduğunu söylüyor. Aynı zamanda psikolojimizin evrensel yanına da vurgu yapıyorlar.

Gray’nin çalışmasını sürdürdüğünü de belirtelim. Bahsettiğimiz deneylerin ardından kişinin ölüm anındaki durumunun (örneğin sağlıklı mı yoksa bunak mı olduğunun) katılımcıların yorumlarını etkileyip etkilemeyeceğini araştırdı. Şu anda da bu araştırmanın sonuçlarını düzenleyip kayda geçirmekle meşguldür.

Gerçek anlamda hiçbir zaman ölümsüz olmayabiliriz belki. Ancak başkalarının bizim nasıl ölümsüz olduğumuzu düşündüğünü yakında keşfedeceğiz gibi görünüyor.

Ölümsüz mü olmak istiyorsanız? Ya iyilik, ya da kötülük yapın.

Yazan: Dan Jones
Çeviren: Nejla Nur Güney
Kaynak: digest

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. 


Paylaş

Düşünbil Portal

Düşünbil Portal, bilim, felsefe ve psikanaliz alanlarında yazılı ve görsel içerikli makale, deneme ve çeviri yayınlayan çok içerikli bir portaldır. Genel okur-yazar kitlenin bilinçlenmesini ve farkındalık kazanmasını amaçlamaktayız. “Düşünen her insan gençtir” vizyonu ile her genç insana hitap etmeyi amaçlayan Düşünbil Portal, dergi ve etkinliklerle bu amacını geliştirmektedir.

https://www.dusunbil.com