Örüntü; ardı sıra ve belli bir düzen içerisinde sıralanmış nesneler bütünüdür. Tıpkı nesneler gibi insan hayatında da sıralanmış duygu örüntüleri mevcuttur. Bu sıralanmış duygular da kimi zaman olumlu kimi zamanda olumsuz hisler yüklenmiş inançlar bütünüdür. Bu inançlar vasıtasıyla kararlar alıp verir, hayaller kurar, hayal kırıklıkları yaşar, eleştirel bakar ya da hayatımıza anlamlar katarız.

İnançlar onlara yüklediğimiz anlamlarla değer bulur. Örneğin; sürekli kendinin eleştirildiğini düşünen ve fikirlerine hiç değer verilmediğine inanan bir ofis çalışanı, kendisini çekemeyen ve ona zarar vermek isteyen insanlarla bir arada çalıştığına, yöneticisinin de bu duruma izin verdiğine kendini inandırabilir. Oysaki durum pek de böyle olmayabilir. Sürekli sakar oluşu, kronikleşmiş hatalı evrak düzeni vb. yüzünden ekip arkadaşları tarafından eleştirel bir ortam oluşturulmuş olabilir. Ekip arkadaşlarının tavırları da söz konusu ofis çalışanının bu tutumlarına karşı geliştirilen bir inancın dışa vurumu olabilir.

Çoğu zaman çocukça düşünür, çevreyle eleştirir, kendimizle yargılarız. Çocukça düşünceler duygularımızı, çevresel etkinin katkısıyla oluşturduğumuz eleştiriler davranışlarımızı, kişiliğimize kendimizin geçmişten bugüne kadar sistemli bir şekilde kattığı değerlerimiz ise yargılarımızı oluşturabilir.

İş, okul ya da sokakta karşılaştığımız bir tanıdığımıza dair bize selam vermeden geçtiği için kolayca haksız çıkarımlarda bulunabiliyoruz. Onun dalgın, düşünceli veya bizi görmemiş olma ihtimalini göz ardı ediveriyoruz. “Demek ki beni görmek istemiyor.”, “Acaba beni görmezlikten mi geldi?”, “Ben selam verilmeyecek kadar sıkıcı birisiyim.”, “Zaten kimse benimle konuşmak istemiyor.”, “Bir dahaki sefer ben de onu görmezlikten geleceğim.” gibi duyguların karıştırıldığı içsel dialoglara yaşatabiliyoruz kendimize. Ya da “Senin selamını kim ne yapsın.”, “Sanki sen çok önemlisin.”, “Kendini beğenmiş biri olduğunu herkes biliyor.” gibi eleştiri dozu yüksek söylemlere başvurabiliyoruz. “İnsan değilsin ki ben ne yapayım.”, “Bu kadar uzun/kısa olması çok çirkin.”, “Ses tonu çok kötü bence hiç ağzını açmamalı.” gibi yargılara da sarılabiliyoruz. Oysaki yaptığımız, kendimizin kendimizle giriştiği bir monologtan öte bir şey değildir.

Gelin bu yanlış anlamaları daha sağlıklı bir düşünce çerçevesiyle değiştirelim. Aynı senaryoyu yaşayan ve daha olumlu bir iç disipline sahip bireyin tutumu aşağı yukarı şöyle olacaktır: “Sanırım zihni biraz meşgul, yoksa beni mutlaka görürdü.”, “Hasta olduğunu duymuştum. Demek ki daha iyileşemedi.”, “Sanki acelesi var gibi…”

Hayatımızdaki olumsuzlamalar tıpkı “kendini gerçekleştiren kehanetler” gibi belli bir sıralamayı takip eden örüntülerdir. Sonucunda da kişide “Böyle olacağını biliyordum.”, “Tam da düşündüğüm gibi oldu.”, “Aklıma gelen başıma geldi.” gibi düşüncelere ve serzenişlere sebep olur. Yanlı anlamlar oluşturmamıza yol açıp soruna odaklı cümleler ürettirir.

Hayatımıza giren olumsuzluklar bir hipnozcunun bizi belli bir noktaya sabitlemek için salladığı saate benzer. Alışılmış ve bilindik farkındalığımız dışında başka ve farklı bir farkındalık boyutuna geçen bilinç, tıpkı paralel bir evren oluşturur gibi farklı bir benliğe dönüşebilir. Bunun sonucunda da zamanında edinilmiş -ancak yenilenip geliştirilememiş inanç kalıpları- çeşitli yanlış anlamalara, öyle gibi gelen garip sanmalara, anlamsız ve uygun olmayan kritize edilmiş çıkmazlara neden olabilir.

Olumsuz bir düşünce veya söylemi olumlu bir şekilde tekrar tanımlayabilmek için uygun ifade şekilleri geliştirmek ve bu ifadelere yeni inanç örüntüleri oluşturmak gerekir. Tüm bunları yaparken “asla”, “hiçbir zaman”, “kesinlikle”, “hayatta”, “her zaman böyle” gibi nedenselliği sorgulatmayan -evrensel genellemeci- kelimeler kullanılmamalıdır. Zira bu ve benzeri kelimeler kişiyi ontolojik olarak mevcut bulunduğu yerde sabitleyip gelişimini engellemektedir ve kişiyi, kuşkulu bir varlık sahası içerisinde bırakmaktadır. Bir kişi, durum, konu veya nesne hakkında karşımızdaki kişiye ya da kendimize söylediğimiz genellenmiş cümle kalıpları zararlıdır. O kişi, durum, konu ya da nesneye dar bir çerçeveden bakmamıza ve nihai nedeni sorgulayamadan konunun kapanmasına sebep olurlar. Böylesi bir tutum da gereksiz bir gerginliğe ve niteliksiz ve olumsuz bir transfere (aktarıma) yol açar.

Bakıma muhtaç olduğumuz bebeklik dönemi dışarıda tutulduğu takdirde, bilinçli bir evreye geçtiğimiz çocukluk dönemiyle beraber inançlarımız bizleri dış uyaranlara karşı hazırlar. Hayatta kalmak ve zorluklarla mücadele edebilmek için gördüklerimiz, yaşadıklarımız ve ebeveynlerimizin bizlere öğrettiği diğer her şey çekirdek inançlardır. Çocukluk evresinde yapılandırılan bu inançlar, o günkü koşullar dahilinde savunma mekanizmalarımızın da oluşmasına yardım etmektedir. Yetişkinlik evresinde ise bu inançlarla sağlıklı bir ilişki kurulabilir ve gerektiğinde yerine yeni inançlar ikame edilebilir.

Yeni bir inanç oluşturmak için öncelikle oluşturulan bu inancın bir işe yarıyor olacağına inanmak gerekir. Yani birincil ön koşul, niyettir. Bu niyet, olumlu ya da olumsuz olma durumuna göre inancın yerleşmesine veya hiç oluşmadan sönmesine yol açar. Sonrasında ise eski inancın taşıdığı fakat artık işe yaramayan kısımlar yenisiyle kıyaslanmalıdır ve kuşkuların giderilmesi gerekmektedir. Son olarak da eskiye dair davranışlarımızı gözden geçirip işe yaramayan kısımların yeni inanca eklenmeden dondurulması gerekir ki bu durum da bilinçli bir farkındalık ile gerçekleştirilir. Çünkü zamanında işe yaramış olan bu inançlar -her ne kadar eski de olsalar- bizleri biz yapmıştır. Bu sebeple de terkedilmesi güçtür.

Sonuç itibari ile olumlu ve iyimser bir inancın oluşturacağı düşüncelerin olumsuz bir düşünceyle kolay kolay etkilenmiyor oluşu, olumsuz ve kötümser bir inancın da güçlü ve olumlu bir inanca yönlendirilmesinin ne kadar zor olacağına dair önemli ipuçları taşımaktadır.

Kaynakça:

Dilts Robert (2008) Dil illüzyonları Kelimelerin Büyüsüyle Mutluluğa Ulaşmak. A. Volkan Çubukçu (Çev.). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Yazar: Ertan Yavuz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.