Rekabete teşvik etmek yerine dile özgü gelenekleri kabul etmeliyiz.

Almanya’nın en genç felsefe profesörlerinden olan Markus Gabriel, 16 farklı dilde eğitim veriyor, metafizikten hiç haz etmiyor ve zihin felsefesinin sertleştirilmesi ve problemlerin İngilizce’ye özgü ‘zihin (mind)’ terimine odaklanarak çözülmesi gerektiğine inanıyor. (Almanca’da ‘geist (zihin)’ kelimesinin beyin ile bir bağlantısı yok.) ‘Ben Bir Beyin Değilim’ ve ‘Dünya’nın Neden Var Olmadığı Üzerine’ adlı kitapların yazarı Gabriel, aşağıdaki röportajda Brexit, kahvaltı ve analitik/kıtasal ayrım arasındaki bağlantıyı ve konuştuğumuz dilin felsefenin ana sorusu olan ‘insan olmak ne demektir’ sorusunu hangi yönlerden şekillendirdiğini tartışıyor.

Bir röportajda analitik ve kıtasal felsefe arasındaki ayrımı gülünç bulduğunuzu söylemiştiniz. Bu görüşünüzü detaylandırır mısınız?

Sözde kıtada doğduğumdan kıtasal felsefeyi hiçbir zaman tümüyle anlayamamıştım. Birleşik Krallığa veya Birleşik Devletler’e yaptığım seyahatlerde gözüme hep kıtasal kahvaltı gibi görünmüştü: denememeniz gereken ve her türlü şeyin garip bir karışımı. Pek de iyi bir durumdaymış gibi görünmüyordu.

Elbette sınıflandırmanın kendisi sorun teşkil ediyor. Fransa’da, Almanya’da ve belki de İtalya’nın bazı bölgelerinde yapılan felsefeyi içeriyor. Sonrasında bu felsefe İngilizce’ye çevriliyor ve kıtasal felsefe olarak adlandırılıyor.

Analitik felsefe bilimsel oluşuyla övünür. “Kıtasallar size isimler verirken biz argümanlar veririz” gibi cümleler duyabilirsiniz. Fakat Hegel, Spinoza ve Deleuze gibi sözde kıtasal filozoflara baktığınızda size yalnızda argüman verirler. Bu sebeple ayrımın argüman sevenler ve şiir yazmak veya hikaye uydurmak gibi farklı şeyler yapanlar arasında kurulması mümkün değildir. Bu tarz kategorilere dayanarak insanları sınıflandırmayı asla başaramazsınız.

Sonuç olarak kullanışlı olmadığını göz önüne alırsak bu ayrıma sadık kalmanın anlamı ne? Öte yandan analitik felsefenin ne olduğunu kim söyleyebilmiştir? Eğer biri analitik felsefeci sayılacaksa bu kişi Timothy Williamson olacaktır. Ve Williamson Felsefenin Felsefesi’nde bu terimin spesifik bir anlamının olmadığını söyleyerek etiketi reddetmiştir.

 

Kıtasal felsefe terimi ancak Boris Johnson tarafından kullanıldığında ‘Avrupa Birliği’ teriminin sahip olduğu kadar iyi bir kavramsal forma sahip.

Analitik felsefenin Kuzey Atlantik felsefesi akademisyenlerinin kendilerini diğer batılı filozoflardan ayırmak için kullandığı bir kimlik olduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet. Analitik felsefe tam olarak bu. ‘Kıtasal felsefe’ terimi ancak Boris Johnson tarafından kullanıldığında ‘Avrupa Birliği’ teriminin sahip olduğu kadar iyi bir kavramsal forma sahip. Avrupa Birliği’nin var olduğunu bir gerçek. Fakat Boris Johnson’ın bu terimi kullanış şekli fenomeni saptırıyor.

‘Kıtasal felsefe’ terimi korkunç bir yanlış anlaşılmadan ibaret. Belli bir Oxbridge profesörleri sınıfını Paris’teki bir grup absürd insandan ayırmak için kullanılan bir İngiliz icadı. Terimin kendisi tamamıyla kusurlu.

Ayrımı kurtarmaya çalışacaksanız bu, “Negro kötü bir terim değil. Nihayetinde siyahi insanlar varsa neden ‘negro’ terimini kullanmayalım ki?” demeye benzer. Bu ayrımın tarihsel kökeni küstahlığa dayanır. Kıtada yaşayan çoğu insan bu konuda hoşgörülü. Ben bunu dile getirdiğimde itiraf ve ifşa etmiş oluyorum.

Felsefi olarak Heidelberg’de yetiştim. Chris Bright ziyaretçi profesör olarak gelse dahi kıtasal sayılan bir yer varsa, ben orada yetiştim. Ve sonrasında İngiltere’ye gittiğimde ve düşünüş şeklim ve tercihlerim üzerine fanteziler kuran insanlarla karşılaştığımda ister istemez önyargıların kurbanı oldum.

Analitik / kıtasal ayrımın tarihsel kökü kibirlidir.

16 farklı dilde eğitim veren bir profesör olarak biliniyorsunuz. Farklı diller konuşuyor olmak fikirlerinizi nasıl etkiliyor?

Belli bir dilde eğitim verdiğimde veya tartıştığımda diğer bir dile kıyasla bazı şeyleri daha mantıklı bulduğumu fark ettim. İngilizce’de önemli bir noktaya değinme şeklim Portekizce’den farklı olacaktır. Bu, felsefi soruların dilden bağımsız bir şekilde sorulamayacağı anlamına geliyor. Felsefi sorulara üstün gelebilecek bir dil yok.

Gerçekçi biri olduğumdan felsefi sorular veya gerçeklik ürettiğimizi söylemeyeceğim. Fakat bazı şeyleri yalnızca İngilizce, bazılarını ise yalnızca Almanca düşünebileceğimiz gerçeğinin farkında olmalıyız. Aynı zamanda iki durum tamamıyla izole halde değil; aralarında çeviri yapmak elbette mümkün. Fakat çoğunlukla bunu göz ardı ediyoruz.

Sonuçta, bazı insanlar eski Yunan veya Fransız filozoflar çağırarak sözde bağlılık gösterse de,   farklı geleneklerin var olabileceği fikri genelde yok sayılıyor. Fakat bu, bir fikrin oluşumunda dil ve geleneğin oynadığı rolü anlamaya yeterli değil.

Elbette bu, Anglofon dünya filozoflarının çoğunun yalnızca İngilizce konuşuyor olmasının bir yan etkisi. Bu durumu her zaman garip bulmuşumdur. Ortalama bir dil felsefecisiyle veya Hegel uzmanıyla tanıştığınızda Almanca bir konferans veremediğini görüyorsunuz. Oxford’a veya Edinburgh’e geldiğimi ve Hume üzerine Almanca bir konferans verdiğimi hayal edin. Bu oldukça garip olurdu. Dahası, eğer Hume’u İngilizce okuyamadığım ortaya çıksaydı bu beni diskalifiye ederdi. Fakat bu durum Anglofon dünyada Almanca konuşmayan Hegel uzmanlarını diskalifiye etmiyor.

Yani bir veya birkaç dil konuşarak nihai felsefi soru olarak gördüğünüz ‘insan olmak ne demektir’ sorusuna yalnızca kısmi cevaplar verebileceğimizi mi söylüyorsunuz?

Evet. Çünkü insan olmanın birçok yönü şu an ulaşabildiğimiz geçmişe, şimdiye veya geleceğe ait alanlardan izole olmuş halde. Perulu bir üzüm bağı sahibinin hayatı, kendini nasıl gördüğü ve insan olmayı nasıl algıladığı hakkında ne kadar bilgiye sahibim? İnsanlık bizim için yalnızca kısmen ulaşılabilir halde. Günümüzde insanlığın ne demek olduğunu bildiğini iddia edenler ve insanların istekleri, herkesin ortak bir doğrultuda davranmadığı gerçeği tarafından sıkıştırılmış durumda; bu insanları ötekileştirmeye, örneğin Arapların farklı bir kültürle evrildiğini ve tecavüzcüler haline geldiği çıkarımına itiyor.

Farklı diller konuşan insanlarla iletişim kurmak insan olmanın özünü anlamamıza yardımcı olur mu?

Kesinlikle. Ortak payda, üst seviye antropoloji iç görüsüyle sağlanıyor. Hepimiz aynıyız; evrensel insanlık mevcut, fakat ancak başka insanların evrensel insanlığı farklı şekillerde değerlendirdiği ölçüde. Değerlendirme koşulu ise hepimiz için aynı. Bu yüzden rölativist değilim. Fakat insan olmanın genel hali farklı şekillerde anlaşılıyor.

Yazarlar: Markus Gabriel
               Paula Erizanu
Çeviren: Göksu Nur Kayacılar
Kaynak: iainews

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.