Genellikle insanın birden çok alternatifle karşılaştığı zaman seçim yapabileceğini ve kararın önceden belirlenimlerin etkisinden ziyade, özgür irade ile karar verme anında belirlendiğini düşünürüz. Ancak dünyadaki bütün olaylar, beynin içindeki olaylar dahil, fizik yasalarına tabidir. Eğer beyindeki tüm olaylar fizik kanunlarına göre dışarı yayılıyorsa, yukarıda bahsedilen özgür irade hissiyatı var olmamaktadır. Bunun sebebi klasik fiziğin deterministik olmasıdır: Dünyanın herhangi bir andaki durumu, daha önceki bir andaki durumunun kaçınılmaz sonucudur. Bu yüzden alternatifler karar veren için sadece sözde mümkündür, aslında sadece tek bir alternatif seçilmeye mukadderdir.

Kuantum fiziğinde, dillendirilen genleşme olasılığının gelişimi deterministik kanunlara dayandırılır; ancak bir sürü olası sonuçtan gerçekleşen tek bir sonuca doğru gidiş tamamen şanstır. Tesadüfi olayların istatiksel dağılımı katı kuralları izler; ama bireyin tesadüfi olayının sonuçları tahmin edilemez ve irade ile kontrol edilemezdir. Bu nedenle herhangi bir karar hem kendisinden önceki sebeplerin (kuantumdaki tesadüfi olaylar da dahil) tahmin edilebilir sonuçlarıdır ve determinizmden kurtulmamıştır hem de bizzat kendisi tesadüfi kuantum olayıdır ve irade ile istenmemiştir. Öyle ya da böyle, özgür iradeyi üstüne kurduğumuz zemin kayıptır. O zaman çok sevdiğimiz ve siyasetçilerin her fırsatta bahsetmekten hoşlandığı seçme özgürlüğü nedir?

"Not What They Seem", Danell Hellen Gallo, 2016, www.artbydanelle.com
“Not What They Seem”, Danell Hellen Gallo, 2016, www.artbydanelle.com

Determinizm altında seçim

Madem ki gördüğünüz gibi kuantum rastlantısallığı özgür iradeyi kurtarmıyor, temel konulara odaklanmak için tesadüfi olayları bi kenara bırakmama izin verin. Bu basitleştirilmiş bağlamda, özgürlük hakkındaki öznel hissiyatımızın fizik kanunlarıyla tutarlı olup olmadığını görmeye çalışalım.

Bahsetmekten kaçınamayacağımız bir nokta da seçim yapma deneyimine sahip olmamızdır. Aslında her seçim iki aşama içerir. İlk aşamada, alternatifleri kavrayıp ikinci aşamada içlerinden bir tanesini çektiğimizin farkına varırız. Genelde çekilen seçenek, sonucunu alternatiflerinin sonuçlarından daha çok tercih ettiğimiz seçenek olur; ama sonuçlar her zaman bilinçli bir şekilde kıyaslanmaz. Dahası hem genetik eğilim hem de geçmişteki deneyimler bireylerin tercihlerinde rol oynar, bu yüzden etken faktörler karar verme olayını karmaşıklaştırırlar. Sonuç şu ki; karar verme olayını -birinci aşamadan ikinci aşamaya geçişi- deneyimlesek de, etken faktörlerin önceden belirlenimini yok sayamayız. Ayrıca ‘farklı bir tercih yapılabilirdi’ hissiyatına sahibiz. Ancak bir tercih yapılmış olduğunda, bu hissiyatın dayanağı nedir? Bu hissiyat, tekrar aynı alternatifler kümesiyle karşılaşan karar vericinin, ikinci sefer farklı bir seçim yapabilmesine karşın, beyinsel ve zihinsel durumu da içeren genel olayın değişmiş olmasına dayanır. Fakat terkarlamak gerekirse, bu seçim önceki etkenlerin sonucudur. Dolayısıyla karar verme anında geçmiş etkenler tarafından kısıtlanmayan otonom bir güç olarak özgür iradenin var olması, gerçek seçme deneyimini açıklamasını gerektirmiyor. Eğer birinci aşamadan ikinci aşamaya geçişi (çeşitli olası seçeneklerden, gerçekten seçilmişe doğru geçiş), dünyadaki herhangi başka bir olay gibi, önceki etkenlerin sonucu olarak kabul edersek, karar verme deneyimimiz mükemmel bir şekilde determinizmle bağdaşır.

Seçim bir kere böyle anlaşılırsa (nedensel ve fiziki olarak önceden belirlenmiş), özgür seçim fikrini daha geniş açıdan dikkate almaya devam edebiliriz. Eğer adamın teki kafama silah dayar ve cüzdanımı isterse ve ben de kaçmak veya direnmek yerine dediklerine itaat edersem bu ‘zor kullanılmış seçim’ olur. Buna zıt olarak, özgür irade cebir kullanılmaksızın ortaya çıkar diyebiliriz. Sonuçta, bu anlayıştaki özgür irade karar verenin doğasıyla, karakteriyle veya kendine öz arzuları ile karar verenin amaçladığı eylemlerinin sonuçları arasında çatışmanın olmamasına dayanır. Kendi genetik eğilimimizin ve geçmiş olayların kolektif bir sonucu olmamıza pek sıcak bakmayışımız yüzünden, özgürlük kavramı fiziki determinizm ve fiziki determinizmle desteklenmiş kuantum rastlansısallığı barındıran zengin bilimsel dünya görüşü ile kolayca bir arada bulunabilir.

Bağdaşırcılık ve ahlaki sorumluluk

Çok önceden başlayan ve benim dışımda belirlenmiş olaylar birbirini zincirleme etkilerken, ben hala böyle bir özgür iradenin sonucundan nasıl sorumlu olabilirim? Cevap “sorumlu” kelimesinin içinde saklı. Örneğin, bir ulusun başkanı doğal afet sonucu yürütülen yardım çalışmalarının operasyonel seviyesinde çıkan fiyaskonun içinde kişisel olarak doğrudan var olmasa bile kötü gidişatının sorumluluğunu üstlenebilir. Aynı şekilde, farklı yönlere çekilişimin ve zor kararlar verirken öteki ile mücadelemin bir sürü yönü olmasına rağmen, benliğimi tanımladığım kısmen sabit bir merkez var ve bütün bu faktörlerin mücadelesi esnasında veya sonrasında bile, bu idrak kendi tarafımdan verdiğim kararların sorumluluğunu alabilir veya üstlenebilir olduğum anlamına gelir. Nihai çıkar yol budur. Çünkü sorumlu olan bütün faktörlerin detaylı bir şekilde izini sürmek pratik olarak imkansızdır.

“Xanadu’da Kubla Khan görkemli ve zevkli bir kubbe emri verdi...” (In Xanadu did Kubla Khan a stately pleasure dome decree…) Samuel Taylor Coleridge, doktorunun diş ağrısı üzerine verdiği reçete sonucu, afyon ruhu (alkolde çözünmüş afyon) bağımlısı oldu. Peki, Coleridge afyon ruhu etkisindeyken yazdığı bu şiirden sorumlu muydu?
“Xanadu’da Kubla Khan görkemli ve zevkli bir kubbe emri verdi…”
(In Xanadu did Kubla Khan a stately pleasure dome decree…)
Samuel Taylor Coleridge, doktorunun diş ağrısı üzerine verdiği reçete sonucu, afyon ruhu (alkolde çözünmüş afyon) bağımlısı oldu. Peki, Coleridge afyon ruhu etkisindeyken yazdığı bu şiirden sorumlu muydu?

Benliğimizin doğası oldukça karmaşıktır. Sorumlu benlik algısı dar ya da zengin olarak kişiden kişiye göre değişebilir. Hatta aynı kişinin algısının zaman içinde bile değiştiği olur. Mesela, madde bağımlısı biri herhangi bir suçtan yakalandığında alışkanlıklarının ona bunu yaptırdığını öne sürebilir. Böyle söyleyerek, alışkanlıklarını sanki benliğinin dışındaymış gibi görür. Ancak sorumluluğunu muhakeme ederken hakem konumundaki, alışkanlıklarının kendi bilgi dahilinde mi şekillendiği, yoksa kendi bilgi dahilinde olmadan mı şekillendiğini (bazen doktorunun yatıştırıcı maddeye yönlendirmesi sonucu edindiği alışkanlık olabiliyor) göz önünde bulundurmalıdır. Başka deyişle, hakim, suçun sorumluluğunu tayin ederken sadece suçlunun suçu işlediği anda herhangi bir baskı olup olmadığını değil, aynı zamanda suçlunun özgür iradesiyle önceden yaptıklarının suçluyu işlediği suça sevk edip etmediğini de sorgulamalıdır.

Bu madde bağımlısına zıt olarak, bazı insanlar ciddi baskı altında olsalar bile özgürlüğe (doğalarıyla bağdaşır olan seçimlere) yer açabilmeyi keşfetmişlerdir. Henry David Thoreau yaşam vergisini ödemeyi reddetmesinden ötürü hapise atıldığında, hala kendini özgür hissediyordu; çünkü zihni her yere gidebilirdi ve zihninde umursamaz bir alaycılıkla “bütün kötü olan şeyleri” kurmaya devam ediyordu. Ve Jean-Paule Sartre Fransızların Nazi işgalinde hiç olmadıkları kadar özgür olduklarını belirtti.Nasıl olur? Şöyle ki, işgal mücadele için imkanlar yarattı, ve mücadele edip etmemek büyük bir seçimdi; böylece Fransızlar ciddi bir seçim ile karşı karşıya olduklarından normalden daha da özgür bir konuma geçtiler. Ancak baskı altında müsaade edilen esneme payı her zaman yapılan seçimlere “özgür” denebilecek kadar yeterli olmuyor. Sofi’nin seçimi (aynı isimli William Styron’un romanından) iki çocuğundan hangisini gaz odasına feda edeceğiydi. Mantıklı insanlar Nazi doktorlarının Sofi’ye sunduğu seçeneklerin Sofi için makul birer seçim şansı yaratmadığını sayacaklardır ve Sofi’yi seçmediği çocuğunun ölümünün sorumluluğundan azadedeceklerdir.

Özgürlüğün esasını determinizmin yokluğu yerine baskının yokluğu olarak benimsersek, mevcut bilimsel dünya görüşüyle çatışmaya düşmekten kurtuluruz. Yine de bu fikriyat hala özgürlüğün (kişinin kendine uyumlu olmasını sunan durum ve de kişiyi yaptığından sorumlu tuttuğumuzda adil olup olmadığımızı muhakeme etme kriteri) önemini kapsıyor.

Yazı: Ching-Hung Woo
Çeviri: Burak Helvacıoğlu
Kaynak: PhilosophyNow Sayı 112
Başlık illüstrasyonu Ümit Tekindağ tarafından hazırlanmıştır.

Please complete the required fields.