“Iapetos’un oğlu, kurnazlığı ile herkesi alt eden, beni kandırdığın ve –sana da insanoğluna da büyük bir felaket olan– ateşi çaldığın için mutlusun. Fakat ben insanoğluna ateşin bedeli olarak öyle fena bir şey vereceğim ki, kalplerinde mutluluk olsa da kendi sonları ile kucaklaşacaklar.”

Birçok filme, edebî esere veya diğer sanat dallarına konu olan en ünlü karakterlerden biri muhtemelen Prometheus’tur. Antik Yunan’dan günümüze kadar farklı şekillerde karşımıza çıkan Prometheus aslında kendisinin de üstünde sembolik bir anlama sahiptir. Bir titan veya tanrı olmasının yanında, kendi içerisinde de çok farklı anlamlar barındıran da bir karakter. Bu yüzden onu tek bir anlam içerisine sıkıştırmak oldukça zor. Demek istediğim: Prometheus aslında sanatçıların elinde şekillenen çok yönlü bir karakter. Hâliyle Prometheus ile ilgili bütün anlatılara hâkim olmak büyük bir sebat gerektiriyor. Çünkü neredeyse Beckett’in Godot’su gibi sahip olduğu anlam bireye indergenmiş şekilde. Bu metinde herhangi bir sanatçının elinden çıkmış hâli ile değil, tekil bir figür olarak Prometheus nedir; ona bakmaya çalışacağım.

Prometheus kim veya ne diye baktığımızda karşımıza birkaç seçenek çıkacaktır. Bunlardan biri herkesin malumu olan ateşi çalan tanrıdır. Pek tabii burada ateş sembolik bir imgeden ibaret. Aynı çalma eyleminde olduğu gibi. Burada sahip olduğu anlam çok farklı noktalara çekilebilir. İlk bakışta ateş, “bilgi” gibi algılansa bile bunun ötesinde cinselliğe kadar farklı anlamlar barındırıyor diyebiliriz. Diğer yandan bir titan olarak ateşin çalınması yine Prometheus’un kendisinin de öngördüğü gibi, aslında ateşi elinde bulunduran Zeus’tan dahi daha kurnaz olabileceğini gösteriyor. Bu sonuç ise bizi Prometheus’un insanlığın ilk yaratıcısı olduğu fikrine götürüyor. Temelde yaratma eylemini “yoktan var etmek” olarak düşünmezsek  ki Yunan mitolojisinde hâlihazırda dünyanın bir yaratıcısı dahi yoktur, sadece tanrıların doğum hikâyeleri vardır ve varlığın anlam kazanması olarak nitelersek bu söylediğim bir nebze daha kabul edilebilir ve geçerli duruma gelecektir. Aynı şekilde, esasında yaratma eylemi içerisinde cinsellik olmayan üremeden başka bir şey değildir.* Ek olarak, yoktan var etmenin herhangi bir amacı yok ise yaratma eylemi de özünde anlamsız ve işlevsiz olacaktır. Anlaşılacağı gibi, Prometheus’un ateşi çalıp insanoğluna vermesi hâlihazırda bir oluşa ve eyleme anlam yüklemekten başka bir şey değildir. Bu durumda ateş, var olan ilk “anlam”dır diyebiliriz. Ancak ateş imgesi düşünüldüğünden daha farklı bir düşünce de taşıyabilir ve insanın oluşuna bir anlam yüklemekten ziyade onu tanrısallaştırabilir. Çünkü ateşi elinde bulunduran öncesinde sadece tanrılardı. Ve ateşin tanrılara kazandırdığı nitelikler de yine onlara özgüydü. Buradan hareketle ateşin insanoğlu tarafından elde edilmesi yine insanoğlunu bir tanrı imgesi ile özdeş kılmaktadır. Tam mânâsı ile tanrı olmasa bile, içerisinde tanrı kırıntısı bulundurmasına sebep oluyor, yani bir bakıma tanrının sûretini de yansıtıyordu. Bu neredeyse tüm dinî mitler için geçerli olan bir durumdur. Özellikle Prometheus ve İsâ Mesih arasındaki benzerlik veya tanrının insanı kendi sûretinde yaratma hikâyeleri en nihayetinde buradan kaynaklanıyor. Bir diğer yandan ise, dönem içerisinde, yani Antik Yunan’da insan hakkındaki görüşlerin birçoğu insanın zayıf ve yetersiz olduğu yönündeydi. Bunun sebebi ise az önce söylediğim, insanın özünde tanrının kırıntılarını barındırdığı düşüncesiydi. İnsan “ateşe” sahip ancak ötesinde herhangi bir yeterliliği yok. Bu aynı İsâ Mesih ile insanoğlu arasındaki fark gibi düşünülebilir. Temelde fiziksel olarak aynıdırlar ancak İsâ, insanoğlundan üstün bir durumdadır. Herhangi bir insanın gerçekleştiremeyeceği şeyleri gerçekleştirir. Bu, Antik Yunan’da da bu şekilde ortaya çıkıyor. Prometheus ile insanoğlu arasındaki bağ, tıpkı İsâ Mesih ile insanoğlu arasındaki bağ ile örtüşüyor. Çünkü, iki karakter de insanoğlu için bir aracı görevi görüyor ve belli acılara katlanıyor. Aradaki tek fark ise İsâ’nın fiziksel olarak insanlığın içerisinde yaşaması, Prometheus’un ise İsâ gibi beşerî olarak insanların arasında bulunmamasıdır.

“Çok korkunç şeyler vardır hayatta,
Fakat insandan daha korkunç değil.”

Prometheus’un bir diğer sembolik anlamı ise cinsellik üzerine kuruludur. Bunun nedeni; ateşin ortaya çıkış şekli tamamiyle cinsel çağrışımlarda bulunulabilecek türden olduğu içindir. Ancak her şeyden önce bilinmelidir ki, eskiden Prometheus’a daha farklı isimlerle de seslenilirdi. Bunlardan ilki ve konumuzla bağlantılı olanı “Pramantha’”dır. Bu isim ise kendi içerisinde iki farklı anlama sahiptir. İlki “ilk oyucu” ve “erkek cinsellik organı” anlamına gelmektedir. Diğeri ise az önce bahsettiğim “ateş hırsızı”dır. İlk oyucu bir bakıma insana ilk dokunuşu gerçekleştiren, onu şekillendiren, onu yaratan anlamına gelmekteyken, gelgelelim oyma eylemi de ateşin bulunma hikâyesinin başlangıcıdır. Keza, Karl Abraham’a göre, oyma eylemi içerisinde en nihayetinde cinsellik çağrışımı bulunduran bir eylemdir. Cinsellik ilk etapta çelişkili gibi dursa da temelde “yaratma eylemi” ile aşağı yukarı benzer anlamlar taşıyor ve ateşi çalan tanrı olarak Prometheus’un antik dönemlerdeki ve hatta öncesinde yaşayan insanların zihninde “oyan, doğuran” tanrı olarak şekillenmesine sebep oluyordu. Yine oyma eylemini, ateşin elde edilmesinin ilk etabı olarak kabul edersek, buradan hareketle imgesel olarak cinsellik ile özdeşleştirebiliriz. Çünkü Karl Abraham gibi, mitolojinin yaratımını rüyalar ile paralel şekilde ortaya çıktığını varsaydığımızda, insanın bir tanrıya isim verirken veya anlam yüklerken aynı rüyada gördüğü şeyleri yorumlamada başvurduğu yöntem ile birebir aynı olduğunu görürüz. Dolayısıyla oyan, doğuran tanrı olarak Pramantha insanın cinselliğini temsilen insanlar tarafından yaratılmış ve sonrasında ismi değişen, unutulan mitolojik bir figürdür diyebiliriz. Bu da yine bizi mitolojik bir figür olan, insanın yaratıcısı, yani ateşi çalan tanrı Prometheus’a götürür. Çünkü bir şeyi var edip ona ilk etkiyi gerçekleştirmediğiniz, demek istediğim ona ilk anlamı yüklemediğiniz müddetçe yaratımınızın hiçbir işlevi ve anlamı yoktur. Anlamı olmayan bir şeyin varlığı da esasında şüphelidir.

Sonuçta; en bilindik şekliyle ateş, Pramantha’nın ilk akla gelen imgesi olsa da temelde insanlık için çok farklı sembolik anlamlara da sahiptir. Çünkü insana bir anlam yüklerken, aynı şekilde Zeus gibi diğer tanrılara da bir misyon yüklemiştir ve insanlık ile tanrılar arasında köprü olmuştur. Bilginin kaynağını değiştirmiş, direkt olarak insanlığın hizmetine sunmuştur. Dolayısıyla mitolojik hikâyelerin içerisinde incelenmeyi ve okunmayı hâlihazırda pek çok kereler hak etmiştir.

Dipnot:
*Karl Abraham, Rüyalar ve Mitler (İstanbul: Pinhan Yayıncılık, 2017), ss. 55.

Kaynakça:
ESHILOS, Zincire Vurulmuş Prometheus. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2015.
ABRAHAM, Karl. Rüyalar ve Mitler. İstanbul: Pinhan Yayıncılık, 2017.

Yazar: Kaan Onur Kaftanoğlu

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

Please complete the required fields.