Tuhaf bir dönemde yaşasak da pek az insan, kendilerini Stoacı olarak tanımlayan 100.000 kişilik bir çevrimiçi topluluğun yükselişini tahmin edebilirdi.

Stoacılık, M.Ö 4. yüzyılın sonlarında bir tüccar olan Kıbrıslı Zenon tarafından kurulan Eski Yunan ve Roma dönemine ait felsefe ekolüydü. Zenon’un gemisi Atina’ya doğru giderken batmış ve onun tüm yükü de denizin dibini boylamıştı.

Daha sonra Zenon’un Atina agorasına gittiği söylenir. Burada geriye kalan az miktardaki parasıyla da Ksenophanes’in Memorabilia’sını satın alan Zenon’un “Böyle insanları nereden bulabilirim?” diye sorduğu rivayetler arasındadır.

Zenon, bir süre Kinik okulundan Krates’in derslerini takip etti. Platon’un Akademi’sinden ve Aristoteles’in Lykeion’undan bir tür radikal kopuş grubu olan Kinikler, “doğaya uygun olarak” yaşamayı savunan, toplumsal sözleşmeleri reddeden, bir köpek kadar basit yaşayan (ki adları buradan gelir**) bir topluluktu.

Bir kaç yıl sonra Zenon kendi okulunu kurdu. Günümüzdeki Atina’nın çevresindeki restoranların altında temelleri gizlenmiş olan boyalı stoasının basamaklarında halkı bilgilendirecekti.

Klasik filoloji bölümleri dışarıda tutulacak olursa, tüm bunların internet çağındaki insanlarla ne ilgisi var ki?

Zaman zaman akademik konferanslarda felsefenin bir “yaşam tarzı” olduğunu söyleyen Stoacı düşünce etrafındaki meseleleri konuşurken aldığım tepkiler değişkenlik gösteriyor. Bağlamına göre insanlardan felsefenin ne olduğuna dair farklı tepkiler alıyorum. Bazıları için felsefe, kavramlar ve hakikatin peşinde olma hakkındayken bazıları için de günümüzde küçülen bir pazarda giderek belirsizlik kazanmış rekabet avantajı peşinde olmak anlamına geliyor.

Bir etkinlikte birisi “felsefi bir şekilde yaşadığınızı nasıl bilirsiniz?” diye sorduğunda, “Tabii ki felsefe bir zamanlar kendini yetiştirme biçimi olarak görülse de, günümüzde aynı şeyi söylemek mümkün değil,” diye cevap vermiştim ve diğerleri de buna katılmıştı.

Stoacı felsefe bazı noktalarda oldukça sistematik bir fizik içerse de, bu ifadelerin çoğu günümüzdeki doğa anlayışımızla pek de uyuşmuyor. (Özellikle bir bakıma tek bir canlı organizmayı savunan yaratılışçı evren anlayışını örnek olarak gösterebiliriz.)

Garip bir şekilde Kinizm etkisindeydim, ta ki son zamanlarda popülerleşmiş bloglar, e-mail grupları ve Youtube kanalları ve “Modern Stoicism”, “How to Be a Stoic”, “Daily Stoic”, “Traditional Stoicism” gibi siteleri keşfedinceye kadar.

Stoacılık hakkında okuyan ve yazan binlerce insan bu sitelerde kurslar alıyor ve Stoicon gibi etkinlere katılıyor. Düşünüyorum da sanırım tüm bunlar en ünlü Kinik, Sinoplu Diyojen’in hareketin imkansız olduğunu göstermek amacıyla ifade ettiği metafiziksel argümana karşı verilmiş bir tepki olabilir.

Aslında bir bakıma uzun ve paha biçilmez felsefi hiciv geleneğini başlatan yaşlı köpek, koltuğundan kalktı ve etrafta dolaşmaya başladı da denebilir.

Neden Stoacılık?

Peki neden hala Stoacılık? Son zamanlarda bu ve diğer soruları yeni Stoacı hareket ile ilişkili önde gelen figürlerden birkaçına sordum, sitelerini ve hikayelerini araştırmak için zaman harcadım.

Cevabın özünde, özellikle Seneca, Epiktetos, Musonius Rufus ve Marcus Aurelius gibi Romalı Stoacılar aracılığıyla gelen Stoacı etiğin evrensel olarak uygun oluşu yatıyor.

Bu durum birkaç basit, güçlü gözlem ve ilkeye dayanıyor.

Bunlar, Epiktetos’un kontrolümüzde olan ve olmayan şeyler arasındaki farkı ayırmaları için insanlara yaptığı basit çağrıyla başlar. Temel düzeydeki değiştiremediğimiz şeylerden dolayı mutsuz olmak akıllıca değildir. Eylemlerimiz, dürtülerimiz ve düşüncelerimize odaklanmak için bundan vazgeçmeyi öğrenmek hem felsefi hem de psikolojik bir nimet olmalıdır.

Belli bir zihinsel güce sahip tüm insanların diğer insanların düşüncelerini, attıkları tweetleri, kendileri hakkında neyi söyleyip söylemediklerini, gelecekte neler olabileceğini ya da olmayacağını düşünerek ve geçmişte değiştiremeyeceği şeyler hakkında endişelenerek zamanlarını harcadıklarını düşünün. Geçmişteki şeyleri değiştiremeyiz. Sadece yakında olan şeyleri değiştirebilme gücüne sahibiz.

Bu fikir, sizi, insanların içsel karakterlerinin ya da diğer deyişle erdemlerinin herkesin kazanabileceği veya takip edebileceği en önemli iyi olduğunu vurgulayarak Stoacı düşünceye yakınlaştırır.

Saygınlık, güç, şöhret, para gibi zalim kaderin oklarına ve yumruklarına nesne olan tüm şeyler Stoacılar için önemsizdir.

Bunlar kendi içlerinde ne iyi ne de kötüdür. Bizi mutlu ya da mutsuz yapmak için güçleri yoktur.

Bunlar sadece üzerimizde güçlü etkileri olan nesneler üzerine verdiğimiz hükümlerdir. Ancak bu hükümler kanıtlar aracılığıyla değerlendirilebilir, uygulamalarla tekrar çerçevelendirilerek sonuca kavuşabilir.

Bugünün koşullarında Stoacılık tasarlanan en iyi “zihin oyunları” olarak tanımlanıyor.

Sonuç olarak şehirlerini, mülklerini, arkadaşlarını ve hatta sevdiklerini kaybetseler bile Stoacı “bilgelerin” tanıtılan yetenekleri felsefi olarak uygulanabilmeliydi.

Ancak Stoacılar, Kiniklerin tersine erdeme ulaşmak için her şeyden vazgeçmeyi doğru bulmazlar. Bunun yerine Stoacılık, insanların fakirliğe ve sıkıntıya karşı koyabilmeleri için içsel karakterlerini, erdemlerini geliştirmelerini tavsiye eder.

Serenity Prayer’dan Shakespeare’e, Roosevelt’ten Walt Whitman ve Tom Wolfe gibi modern yazarlara kadar Stoacılık, Batı kültürünün dokunduğu kalıcı konulardan biri olmaya devam ediyor.

Stoacı fiziğin ve teolojinin pek çok öğesini kendimize yabancı bulacak olsak da, Stoacı etik hiçbir zaman yaşlanmayacak gibi duruyor. Buna Bilişsel Davranış Terapisi’nin kurucularının Stoacı ilkeleri 20. yüzyılın psikoterapisine uygulamaları gibi çeşitli örnekler verilebilir.

Pratikte bir Stoacı olmak, teoride olmaktan daha zor bir meseledir. İşte toplulukların araya girdiği yer de burasıdır.

Neden şimdi ve nasıl?

Stoacılığa yapılan eski eleştirilerden biri Hegel tarafından dile getirilmiştir. Hegel’e göre Stoacılık demokrasinin bittiği zamana ait bir felsefedir.

Klasik Yunan özerkliğinden ve demokratik kent devletlerinden sonra her şey daha da kötüye gitmişti. Dünyadaki konumları için bizi her an soyabilecek Roma imparatorları ve Helenistik kralların olduğu, meselenin güçlü olmak olduğu bir dünyada felsefe insanları tek tek tekrar güçlendirir.

Bunlar daha çok tarihsel sorunlar olsa da bugünkü Stoacılığa duyulan cazibenin ortaya çıkışında bize yardımcı olabilir. Savaş sonrası liberal demokratik fikir birliğinin bozulduğu bir döneme girerken modern şirketlerin ve ulus devletlerin güvenlik ve gözetim düzenekleri git gide internet çağında gizliliğin yerindeliğini sorguluyor.

İnternetin kendisi, bugünkü akademik duvarın dışında bulunan Stoacı felsefeye olan ilginin artmasının altında yatan esas neden.

Akademisyenler Stoacılığı erken, orta ve geç döneme bölmüştür. Bunun dışında bir de Justus Lipsisus’un kurduğu Neostoacılık vardır. Günümüzdeki Stoacılığı bu yüzden Stoacılık 5.0 olarak adlandırabiliriz.

The Philosophy of Cognitive-Behavioral Therapy: Stoic Philosophy as Rational and Cognitive Psychotherapy’nin (Bilişsel Davranış Terapisi Felsefesi: Rasyonel ve Bilişsel Psikoterapi Olarak Stoacı Felsefe) yazarı Donald Robertson şunları aktarır:

Essex Üniversitesi’nden Doktora öğrencisi Patrick Ussher ve bir grup öğrenci, bir haftalığına Marcus Aurelius ve Galenos’un tavsiyelerine uyarak yaşamayı denedi. Essex’de Klasik Filoloji bölümü Profesörü olan Chris Gill, ben de dahil olmak üzere, Tim LeBon, Jules Evans gibi bu konular hakkında çalışmalar yapan kişilerle buluşarak bir grup organize etti ve böylelikle Stoa Haftası doğmuş oldu. 2012 yılında Exeter’de bir atölyeden çekilmiş video işte burada.  İşte tam olarak modern Stoacılık projesinin doğuşu bu şekilde o lmuştur.

Bu proje 25.000’den fazla katılımcısı bulunan Facebook gruplarını, 50.000 abonesi olan Stoacılık Reddit sayfasını, şiddetli teorik tartışmaların döndüğü e-mail listelerini, pek çok sayıda Stoacı blogu, bir çok Stoacı danışmanı ve yüzlerce Youtube videosunu içeriyor.

E-mail listelerinin paylaşıldığı, Stoacı makalelerin ve Stoacı yaşama uygun tavsiyelerin her gün yayınlandığı “Modern Stoicism” (Modern Stoacılık) ve “How to be Stoic” (Nasıl Stoacı olunur) gibi sitelerin yanında Stoacı etiğe göre yaşamak için Stoacı fizik ve teolojiye bağlılık duyulması gerektiğini ısrar ederek diğer “modern” gruplardan ayrılan “Traditional Stoicism” (Geleneksek Stoacılık) diye bir site de var.

Bazı gruplar ise Stoacı uygulamalarla birlikte “farkındalık içeren” Doğu meditasyon uygulamalarını önerirken, bazı gruplar da buna karşı çıkar.

Ayrıca, günlük olarak Helenistik ve Roma dönemindeki Stoacıların ünlü sözlerini, Stoacı temalardaki edebi ve felsefi çalışmalardan kesitleri ya da Stoacı meditasyonla ilgili bilgileri kullanıcılarına e-mail yoluyla gönderen “Daily Stoic” gibi siteler de var.

Bir Teorinin Ötesinde Yaşam Biçimi

Tüm bu çevrimiçi topluluklar Stoacılığın özünde bir yaşam biçimi olduğu inancıyla birleştirildi. Bu toplulukların kurucusu ise Fransız klasik filolog ve felsefe tarihçisi Pierre Hadot’tur.

Hadot, teoloji ve filoloji eğitimini tamamlamasının ardından 1970’den sonra yazdığı bir dizi eserde antik Stoacıların, Epikürcülerin, Pyrrhoncuların yazdıklarını anlamanın tek yolunun Stoacıların “yaşam sanatı” olarak adlandırdıkları felsefeyi anlamaktan geçtiğine inandığını aktardı.

Günümüzdeki Stoacı dirilişin kalbindeki Romalı Stoacıların pek çok eseri Hadot’un “tinsel fikri egzersizler” olarak adlandırdığı özellikleri taşıyor. Bu meditasyona yönelik egzersizlerde öğrenci herhangi bir konuyu çevresindeki öğelerle birlikte yeniden ele alarak ve daha geniş bir bakış açısı getirerek yüzleştiği zorluklar için kendine cesaret verir.

Marcus Aurelius, çeşitli sayıda fragmanlar içeren Düşünceler isimli eserinde kendine bazı egzersiz önerilerinde bulunur: Bana yardım eden, borçlu olduğum insanları şükranla hatırlamalı, beni rahatsız eden ya da yanlış yorumlayan insanlar karşısında “kendi yoluma bakmaktansa” onlarla yüzleşmeli, “haksızlık yapanın kendisine benzememenin ona karşı alınan en iyi intikam olduğunu” hatırlamalı.

Seneca da her gece, yatmadan önce felsefi ilkelerin Stoacı ışığı altında önceki gün yaptığı davranışları incelemek için kendine zaman ayırdığından bahseder.

Öyleyse bir kaç uzmanın dışında, kişinin Stoacı gibi yaşamayı nasıl bileceğinin cevabı için herkes hemfikir görünüyor.

Stoacı öğrenciler bu tarz egzersizleri her gün, belirli zamanlarda, 2012’den beri devam eden “Live Like a Stoic” haftalarındaki öneriler ışığında devam ettirebilir. Örneğin Robertson kendi Stoacı uygulamalarını şöyle açıklar:

Neredeyse her gün Stoacı edebiyat hakkında okumalar yapıyorum ve bir Stoacı gibi yaşamaya çalışıyorum. Her sabah soğuk duş alıyor, her Pazar oruç tutuyor, Sabahları Stoacı ilkelere dayanarak egzersiz yapıyorum. Sabahları aksiliklere karşı kendimi hazırlıyor ve uyumadan önce günümü değerlendiriyorum… Stres altındaysam belli teknikler uyguluyorum. Ayrıca Stoacılık benim ahlaki görüşümü yansıtıyor, bu yüzden gün boyunca her durumda bunları uygulamaya çalışıyorum.

Elbette 21. yüzyıldaki Stoacı çevirimiçi topluluklarındaki herkes, Robertson’un tanımladığı anlamda felsefi bir perhizi tamamen sonuna kadar yaşamayacak, ancak günümüzdeki Stoacı toplulukların üyesi olanlar, önümüzdeki on yıllardaki modern akademik irdelemelerde felsefeye ne olursa olsun, antik felsefenin canlı bir biçimde kalıcı olduğunu öne sürmektedirler.

**Kinizm, adını Eski Yunanca köpek anlamına gelen kynos’tan (Κῦνος) alır.


Yazar: Matthew Sharpe
Çeviren: Fırat Çelebi

Kaynak: The Conversation 

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.

 

Please complete the required fields.