İnsanlık sadece günümüzde değil, geçmiş tarihlerde de yaşamını çeşitli makinelere ve teknolojiye bağlı olarak sürdürmüştür. Örneğin ilk devirlerde insan hayatı, mızrak, tekerlek, ok ve yay gibi teknolojik aletlere bağlıyken günümüzde bunların yerini bilişim sistemleri almıştır. Bilgi çağını yaşadığımız bu devirde hiç şüphesiz teknolojik imkanlar insanlara zaman kazandırırken ve insanların gündelik işlerini kolaylaştırırken, diğer yandan da insanların birbirleriyle olan münasebetlerine olumlu ya da olumsuz yönde etki etmektedir. Bilgisayar sistemlerinde “yapay zeka” adını verdiğimiz akıllı teknoloji, günümüz dünyasında birçok yerde karşımıza çıkmaktadır. Arabalarda, cep telefonlarımızda, bankalarda, güvenlik sistemlerinde ve savunmada, marketlerde, evlerimizde, kısacası hayatın birçok alanında yapay zeka kullanan sistemlerle beraber yaşamaktayız. Bu yazıda yapay zekanın etik boyutu hakkında birkaç söz söyleyeceğim. Meselenin etik boyutu oldukça fazla olduğu için sadece belli noktalardan bahsedeceğim. Ayrıca yapay zekanın tekil bir bilinç yaratıp yaratmayacağı üzerine bazı felsefi argümanlar öne süreceğim.

Bilgisayar mühendisliğinden gelen ve geçmişte yapay zeka çalışmış biri olarak uzun bir süre önce bu çalışmaları sonlandırmaya karar vermiştim. Bu kararım kısmen etik nedenlerden dolayı idi. Bugün insanların hayatını belli alanlarda kolaylaştıran yapay zekaya sahip teknolojiler çoğunlukla insanların işlevlerinin yerini almaya müsait sistemler haline gelmeye başlamıştır. Bu durumu oldukça endişe verici buluyorum. İnsanların ünsiyet özelliğini bozmayan ve imkanlarını kısıtlamayan yapay zeka sistemleri elbette yaşamımızın kolaylığı için gereklidir. Ancak insanların birbirleriyle olan üns faaliyetini engelleyen, yani birbirleriyle olan münasebetlerine ve beraber yatıp kalkmalarına mani olan sistemlerin insan hayatı için faydasından çok zararının olduğuna inanıyorum. O halde birinci problem, insanların ünsiyetinden uzaklaşması. İkinci problem ise yapay zekanın ilerlemesiyle birlikte insanın kendisi için bir alternatif oluşturması.

Makine ve zihin konusu birçok tartışmaya sebep olmuştur. Düalizm, beden ile zihnin (bazılarına göre ruhun) birbirinden ayrı olduğu fikridir. Bilincin ancak düalist bir felsefe ile var olabileceğini varsayıyorum. Aksi halde, bilincin bedene bağlı olmasıyla beraber, zihnin görevini, düşünsel faaliyetten ayırmış olup fiziksel faaliyete indirgemiş oluruz. Peki yapay zekaya sahip bilgisayar sistemleri bilinç sahibi olabilir mi? Elbette bu soruya cevap vermek için önce “bilinç” nedir sorusuna yanıt bulmamız gerek. Ancak bu yazımızın konusu dışında kalır. Bilinci, “kendi sistemimizin dışında kalanların farkında olma” kabiliyeti olarak tanımlayalım. Örneğin, insan metafiziksel kavramları düşünebilir, soyutlama yapabilir, tanrı kavramını zihninde oluşturabilir, öleceğini bilir, felsefe sayesinde kendisinin dışında bir gerçeklik olabileceği ihtimalini düşünür, ve bunun gibi insanın bulunduğu sistemde görünen nesneleri aşan şeyler hakkında konuşabilir. Bütün bunlar, insanı, kendisinin dışında şeyler olabileceğini düşünerek, yaşadığı sistemin ve kendi gerçekliğinin farkında olmasını sağlar. Yani bir sistemin içindeki bir canlıyı (ya da zihni) düşünelim; bu canlı (zihin) eğer ki kendi gerçekliğinin dışındaki şeyler hakkında konuşabiliyorsa “kendisinin farkındadır” diyelim. Kendisinin farkında olmasını, kendi dışındaki şeyler hakkında düşünebilmesi ve kendisinin dışına çıkabilmesi olarak yorumluyoruz. O halde bu durumda ikinci varsayımımız, bu yazıda realist bir bakış açısını benimsediğimizdir, yani hakikatin bizden bağımsız olarak var olmasıdır.

Yapay zeka sistemleri en temelde biçimsel, yani formel, sistemlerdir. Her biçimsel sistemde olduğu gibi yapay zeka kullanan sistemler de bir biçimsel dile ya da programlama diline bağlı olmak zorundadır. Sormamız gereken soru, biçimsel sistemlerin kendileri sisteminin dışına çıkabilir mi? Büyük mantıkçı Kurt Gödel, 1931 yılında matematiğin temellerini derinden ilgilendiren bir teorem kanıtlamıştır. Bu teoremlere Gödel’in Eksiklik Teoremleri denmiştir. Gödel’in teoremi kabaca şunu der: Belli bir biçimsel dile sahip, bu biçimsel dilde yazılmış olan ve yeterli düzeyde matematiği ifade eden aksiyomların olduğu bir formel sistem düşünelim. Yani yeterli düzeyde matematiği betimleyen bir aksiyom sistemi. Bu sistemin ne kadar çok aksiyomları olursa olsun mutlaka ama mutlaka sistemin biçimsel dilinde türetilebilecek öyle bir G önermesi vardır ki ne G ne de G’nin değili sistem içinden kanıtlanamaz. O halde G önermesi ele aldığımız biçimsel sistemin dışında kalan gerçekliğin bir parçası. Biçimsel sistemlerin böyle bir kısıtı bulunmakta. Bir tarafta biçimsel sistemin aksiyomlarının kanıtladığı önermeler var, diğer tarafta insan zihninin “doğru” olarak “sezdiği” ancak biçimsel sistemin kanıtlayamadığı önermeler.

Matematikte sezgisel olarak doğru gözüken ancak biçimsel olarak kanıtlanamayan birçok örnek mevcuttur. Bunlardan bu yazımızda bahsetmeyeceğiz. Ancak bu örnekler şunu gösterir ki insan zihninin, Kantçı bir yolla, görülerle algıladığı matematik ile biçimsel sistemlerin kapsayabildiği matematik arasında bir ayrım yapılabilir. Bu ayrım, başlı başına, yapay zeka kullanan bilgisayar sistemlerinin hiçbir zaman insan zihninin görü zemininde algıladığı matematiksel gerçekliğe erişemeyeceğine bir işarettir. İnsanın yapmakta olduğu matematik faaliyetinin biçimselleştirilemeyeceği yapay zekanın bilinç, sezgi ve yaratıcılık özelliklerinin sınırlarını çizmektedir.

Yazar: Ahmet Çevik

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.