XI. ÖNERME

İnsan zihnini fiili olarak kuran ilk öğe, fiilen varolan tekil bir şeyin fikrinden başkası değildir” (Spinoza, 2016, s. 122).

Spinoza perspektifinde zihnin salt ve suratımıza çarpan ilk realitesinin bu önerme olduğunu düşünüyorum. Biz insanların nasıl ki birtakım şeyleri anlıyorsak, aslında bilinen birtakım şeyleri anlamış oluyorsak, bu önermenin benzer bir paralellikte oluşunu görebiliriz. Bir şeyin varlığını kavramamız o şeyin varlığının olma yahut olmama sonucunu değiştirmeyecek.

Anlatmak istediğim şeyin tasvirler ve örnekler yardımı ile daha net anlaşılacağını hissederek bu bağlamda ilerleyeceğim. Hiç ateşe dokunmamış bir insanın ateşe dokunmadan ateşin ona vereceği zararı anlaması pek mümkün görünmüyor. Hatta bu hususta benim ateşten aldığım zarar ve yarara paralel olarak ateşten ne anladığım da aynı ölçüde etkileniyor. Yani şunu diyebilmemiz oldukça kolay; ateşin zihinlerimizdeki anlamlılığına ilişkin olarak, annesini kaybetmiş bir insanın ateşten ne anladığı yahut ateşin kolunda kalıcı bir yara bırakmış olan kimsenin ateşten ne anladığı arasında oldukça büyük farklılıklar var gibi görünmektedir. Ateşten sadece parmağı yanmış ve iyileşmiş bir kimsenin ateş anlayışları ise daha büyük farklılık gösterecektir. Bir çocuk ateşin zarar veren bir şey olduğunu kendisi bilmiyor diye ateşin yakıcı olduğu, zarar veren bir şey olduğu gerçeğinin varlığı da değişmiyor.

Bizler zihnimizin düşünceleri ve düşüncelerin sonuçları ile bir şeyler öğreniyoruz ve öğrendiğimiz şeyler esasen zaten olan şeyler,  biz öğrendikten sonra farklı şeyler olmuyor. Fikirlerimizi ve düşüncelerimizi oluşturan şey bizlerin kendisi olduğu için düşünceler ve fikirler daha başka bir kategoriye giren şeyler olmak durumunda görünüyor.

XII. ÖNERME

İnsan zihnini kuran fikrin nesnesinde olup biten her şey insan zihni tarafından algılanmak zorundadır ya da olup biten her şeyin fikri o zihinde olmak zorundadır. Şöyle dersek, insan zihnini kuran fikrin nesnesi bir bedense, bu bedende zihin tarafından algılanmayan bir şeyin olması mümkün değildi.” (Spinoza, 2016, s. 124-125).

Yine Spinoza bulanan zihinlerimizi berraklaştıran önermeleri ile yardımımıza koşuyor.

Zihin hususunda bir şeylerin şekillendiğini varsayarak devam ediyorum.

Zihnimizi aşındırmak bize neyi sağlayacak bir şeydir ki? Zihni aşındırmak da ne demektir? Şeklinde iki kritik sorunun bize boğulan usumuzun boğuluşunu anlamlandırmaya yahut anlamsızlaştırmaya sürüklemesini ve sürüklendiğimiz yerin uçuşan bir yerde kalışını görmemizin gerekliliğini varsayıyorum. Demirin aşınması kolay bir iş gibi görünmemektedir. Aşınabilmesi için demirin büyük bir gayret, güç gereklidir. Bu güç ve gayret sonucu demir,  demir olmaklığını ortaya koyup üst sınırını belirlemiş olur. Demirin demir olarak sınırları çizilmiş ve kalitesi ortaya konulmuş olur. Demirin aşınması ve sonrası bizler için önemlidir. Daha iyi ve daha güçlü bir demir ortaya çıkartılmayı bekliyor olacaktır. Aynı şekilde demirin aşınma öncesi ön koşul olarak bir eyleme maruz kalıyor olması da çok önemlidir. Sığ bir ekseriyette bakıldığında tüm bu yazılanların anlamsal olarak basit gibi görünen şeyler anlattığı görülebilir. Fakat bazen tam da o basit gibi görünen şeylerin gözümüzün içine sokulmasından kaynaklı olarak o şeyin ne olduğunu fark etmemizin güçleştiğini de belirtmek isterim. Yine bir tasvir ile konuyu aytışmak isterim. Hepimiz farklı ölçülerde yaşamlar süreriz lakin bazı genel alışkanlıklarımız daha doğrusu ezberlerimiz vardır. Ne gibi dediğinizi duyar gibiyim. Yani bu davranışları ve ezberleri bir defa düşünüp elbette sorgulamışızdır. Örneğin her gün evlerimizden dışarı çıkmadan koştura koştura bir yerlere yetişirken acelece ayakkabılarımızı giyeriz ve dışarı çıkarız. Ayakkabı giymek en fazla bir dakikamızı alır. Otomatik olarak sadece giyeriz ve giymek zorunda gibi hissederiz. Ama gerçekten ayakkabı giyiyor olmamızın nedenliğini ciddi ölçüde sorguladık mı? Bu davranışı sorguluyor muyuz? Bir süre sonra kapıya geldiğimiz anda ayakkabı giyme isteği yahut çıkarma isteği hepimizin zihninde doğmuştur. Ayağımızda ayakkabımız olsa bile ayakkabı giymeye yahut ayakkabı çıkartmaya ihtiyacımız olmasa bile. Ayakkabı giyme davranışını bir kenara bırakalım ve şimdi başka bir tasvir düşünelim. Banyoya girdiğinizde ne yaparsınız bunu düşünün. Saçınızı şampuanlama davranışınız nasıldır? Yahut durulama davranışınız… Mekanik bir ezber olma durumuna girmiş gibi görünüyor. Sürekli aynı hareketleri yaparız ve her birimizin hareketi farklılık gösterir. Ama uzlaşılan ve benzerlik gösteren şey her banyoya girdiğinizde karakteristik olarak aynı şeyi yapıyor oluşumuzdur. Düşünmeden, sorgulamadan üstelik ezbere bir şekildedir. Yani esasen mevzu bu davranışı yapmamız yahut yapmamamız değildir. Buna benzer binlerce mekanikleşmiş ve ezbere olan davranış, düşünüş tespit etmemiz mümkün. Bu örnekleri düşünüş perspektifinde, zihin ölçüsünde sorgulasak acaba neler çıkardı? Ezbere ve mekanik bir davranışın bizi götüreceği bir aşınma zihin perspektifinde olabilir mi? Bu anlatım bağlamında bakacak olursak demirin aşınmasını sağlayacak bir duruma gelmiş olmak ile ne demek istediğim belirli ucu açıklıkta anlaşılacağını zannediyorum.

Zihin bağlamında, felsefî suskunluklarımızın bizi götüreceği uzaya dev gözlerden bakabilmenin aç zihinlerimizi şişmanlatması dilekleri ile… Suskunluk ve Spinoza konuşur:

XVII. ÖNERME

İnsan bedeni dış cismin doğasını gerektiren bir tarzda etkilenmişse, insan zihni o cismin fiilen varolduğunu ya da karşısında durduğunu düşünecektir, ta ki insan bedeni söz konusu cismin varoluşunu ya da bulunuşunu dışlayacak bir tarzda etkilenene kadar.

ÖNERME SONUCU

Zihin, insan bedeninin vaktiyle etkilenmesine yol açmış olan dış cisimleri, bu cisimler artık varolmasa ya da hazır bulunmasa bile hâlâ varmış gibi görebilir” (Spinoza, 2016, s. 138-139).

Kaynakça:
SPINOZA. (2016). Zihin Doğası ve Kökeni. B. D. Spinoza içinde, Ethica (Ç. Dürüşken, Çev., s. 122-123). İstanbul: Alfa.
SPINOZA. (2016). Zihin Doğası ve Kökeni. B. D. Spinoza içinde, Ethica (Ç. Dürüşken, Çev., s. 124-125). İstanbul: Alfa.
SPINOZA. (2016). Zihin Doğası ve Kökeni. B. D. Spinoza içinde, Ethica (Ç. Dürüşken, Çev., s. 138-140). İstanbul: Alfa.

Yazar: Yunus Emre Koç

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.