Düşleyelim ki; boş bir arazinin tam ortasındayız ve çevremizde hiç kimse yok. Hatta zırhlı birlikleriyle büyük bir askeri ordunun, anadan üryan çırılçıplak olan sizin, üzerinize doğru hızla geldiğini düşleyelim. Tankların gürültüsü çıplak bedeninizin bütün uzuvlarını, bastığınız toprağı titrettiği kadar titretiyor. İnsanın ruhu, dehşete kapılmayacak bir canlı tanımıyor. Korku doğuyor, insanın pek insanca oluşundan ötürü. Korku, ne de iri bir kelime. Muhakkak bizler canlılığımızı idame ettirme dürtüsüyle bir mekanizma ile refleksif olarak hayatımızı muhafaza ederiz. Spinoza’nın da dediği gibi “Tek tek her şey var olduğu sürece kendi varlığını sürdürmeye çabalar.” (1) Biz insanlar olarak korkudan nefret, nefretlerimizden korkular doğuran varlıklarız. Düşlediğimiz çırılçıplak kimse üzerine tanklar gelirken olmasa da korkudan kurtulduğu anda, üzerine yürüyen askeri birlikten nefret duymaya başlar. Neden duyar? Bu haklı bir nefret midir? Yahut nefret duyulmalı mıdır?

Şunu düşünelim, ailenizle bir hafta sonu evinizdesiniz ve bir gurup silahlı insan, evinize saldırı yaparak eşinizi ve çocuklarınızı kaçırıyor. Silahlı gruba karşı büyük bir nefret duyar mıyız? Nedendir sancısını duyduğumuz korkularımız ve nefretlerimiz? Nefreti elbette yok saymamız mümkün değildir.  Genellikle tüm insanlar nefretten kurtulma sözünde hemfikirdir. Ama eylem hususunda, nefretten kurtulma durumunu zihnimizin yürürlüğüne koyamadığımız durumlar vardır. Böylelikle nefret bir nevi düşünsel kürtaj halini alır. Düşünsel kürtajları bu durumların içerisine koyabiliriz. Zırhlı birlikleriyle üzerimize gelen orduyu haksız buluruz ve nefret duyarız. Çünkü biz ne yapmışızdır ki onlara? Aynı şekilde eşimizi ve çocuklarımızı kaçıran grubu da haksız buluruz çünkü biz ne yapmışızdır ki onlara? Onların varoluşumuzu dışlamasının sebebini kendi açımızdan bulamıyoruz. Çünkü bizce böyle bir sebep yok. Böyle bir sebep var olsa dahi biz bunu göremiyoruz. Ve artık nefretimiz bizim için meşrulaşır. “Bizim zihnimizde bedenimizin varoluşunu dışlayan bir fikrin olması imkansızdır; tam tersi böyle bir fikir ona aykırıdır.” (2) Asıl mühim mevzu nefretin var olduğu ve buna karşı bizim duruşumuzun, düşüncemizin ne olduğudur. Biz nefretin neresindeyiz?

Düşünsel kürtaj, zihnimizden kürtaj ile aldırılmış olan ve bir böcek gibi fırlatılan düştür. Yani nefret, korkularımızdan damıttığımız ve zihnimizde taşıyamayıp dışarı attığımız şey. Varlığımızı tehdit eden unsurlara duyduğumuz korkunun sevk olduğu eylemin asıl taşıyıcısı nefretimiz. Eğer nefreti aşacaksam onu bastıramam, onu yok sayamam, “Eh, o benim bir parçam, bu böyle” ya da “Onu istemiyorum” da diyemem. Bunları söylediğimiz anda nefreti benimsemiş, onu mazur görmüş ve varlığını kabul etmiş sayılırız. Yani nefreti doğurmamamız, onu eylemsel olarak ortaya çıkarmamamız gerekir. Elimizdeki zihin aleti keskin değilse yani körse derine inemeyiz. O yüzden bütün bu mazur görmelerle, benimsemelerle körelmiş olan zihnimizle pek fazla bir şey bilemeyiz. Ve bileylenmiş zihin, kürtaj düşleyemeyecektir.

Zihnimizin korku duyması, korku hissetmesi oldukça olağan ve varlığımız gereği doğaldır. Lakin nefret duyulası ve beslenilesi bir şey değildir. Çoğalmasını istemediğimiz bir şey olarak nefreti kurutacak tek gerçek, sevgidir. Ayrıca, “Nefret karşı bir nefretle çoğalır, ama sevgiyle silinebilir.”(3) Eğer sevgiyle nefreti kurutamıyorsak korku ile sindirmeliyiz. Varlığımızı, bize ait olan şeyleri tehdit edenlere karşı duyulan korku doğaldır. Korku, haksız nefreti ve haklı nefreti sindirme çabasıdır. Haklı nefret yahut haksız nefret diye mi bakarız? Yoksa nefret diye mi? Bazen körelmiş zihinlerimiz bizlere nefreti doğurduğu sonuçlar bakımından iyi gösterse de bu, nefretin kabul görülmeyeceği gerçeğini değiştiremez. Her ne olursa olsun nefreti meşru kılacak hiçbir fikir haklı sayılmamalıdır.

Dipnot:
(1) SPINOZA Benedictus De,Ethica,Çev.:/Çiğdem Dürüşken,Alfa Yay.,İstanbul 2017,s.211.
(2) SPINOZA Benedictus De,Ethica,Çev.:/Çiğdem Dürüşken,Alfa Yay.,İstanbul 2017,s.215.
(3) SPINOZA Benedictus De,Ethica,Çev.:/Çiğdem Dürüşken,Alfa Yay.,İstanbul 2017,s.257.

Yazar: Yunus Emre Koç

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.