İktisat bilimi üzerine yapılan tartışmalar uzun bir geçmişe sahiptir. Tanımı birçok kişiye göre değişmekte ve ekonomi ile çoğu zaman aynı manada kullanılmaktadır. Matthew Bishop’a göre ekonomi ya da iktisat, “toplumun kıt kaynaklarını nasıl kullandığı üzerine etüt” veya daha uygun bir ifadeyle; toprak, işgücü, hammadde, sermâye, girişimci ruh ve zaman gibi kıt şeyleri nasıl kullanacaklarına karar vermelerinde insanlara yardımcı olan “tercihlerin bilimidir”. İktisadî bir anlayış, bu nedenle, insanlara siyasette ve kamu hizmetinde, işlerinde ve mesleklerinde, ve hatta özel hayatlarında ulaşmak için uğraştıkları sonuçları elde etmelerinde yardımcı olur (Bishop,2013). Yani özetle, kıt kaynaklarla yaşamı idame ettirebilme sanatıdır kabaca iktisat.

“İktisat teorisiyle uğraşırken  biçimsel model yapısında bulunan (ya da bundan çıkabilen) önermelere ek olarak, teoriye ait ‘inançlar’ olabileceğini bilmeliyiz” diye eklemektedir Axel Leijonhufvud (Kazgan, 2000). Bu bakış açısına göre iktisadın salt matematiksel modellerle açıklanmadığını anlayabiliriz öyleyse.

İktisat, doğa bilimlerinden farklı olarak insan davranışları ile de ilgilidir. Sadece bireylerle değil onların oluşturduğu kurumlarla da yakinen ilişki kurar iktisat. İktisat, sınanabilirlik açısından sosyal bilimler arasında çok uçlarda yer almaz. Ne şiir kadar hiç sınanmaz değildir ne de fizik ve kimya kadar en katı sınanılırlıkta değildir.

Ancak, iktisat, sosyal bilimler arasında özgün bir bilimdir. Hem bireysel davranışları ve bunların kolektif amaçlara ne ölçüde hizmet ettiğini içermeyen fizik gibi “sağlam” bilimlerden farklıdır; hem sosyoloji, siyasal bilimler gibi sosyal bilimlerden insan davranışlarını tümdengelim yöntemiyle piyasa ilişkilerini açıklayabilen teorilere dönüştürebildiği için farklıdır. Bunu yaparken, “teleolojik” niteliğinden ötürü, çok zaman yoğun biçimde, ideolojik/politik bir içerik taşıdığı da bir gerçektir. Nitekim başlangıçta iktisat “politik iktisat” olarak doğmuştur; günümüzde de sık sık bir alanın “politik iktisat”ından konu edildiği görülür. Geçmişte almaşık ideolojilerin, öğretilerin varlığına demokrasi adına tahammül ederken, günümüzde giderek tek boyutlu olmuştur (Kazgan, 2000).

İktisat diğer bilimlerden değindiği alan, kullandığı yol ve araçlar bakımından ayrılmaktadır. İktisat artık insanların seçimleriyle ilgilenen, bu seçimleri bir optimizasyon sorusunun çözümü olarak anlamaya çalışan bir disiplindir (Gürkaynak ve Güven, 2003). Bu yönüyle de özgünlüğünü korumaktadır.

Tüm bu tanımlamalardan sonra ülkemizdeki iktisat bilimini ele alalım. İktisat ders kitaplarının, Türkiye’de ve dünyanın genelinde, neredeyse her işte olduğu gibi, Amerikan kökenli ders kitapları örnek alınarak yazıldığını görmekteyiz. Bir yeni anlayışın iktisatçılar arasında hızlıca yayılmasının başlıca aracı da bu alandaki yüksek eğitimin dayandığı kitaplardır. Özellikle İngilizce’ye dayalı eğitim, artık yerli ders kitabı yazma gereğini de ortadan kaldırmaktadır. ABD kaynaklı ders kitapları ana bilgilenme kaynağı oldukça, tek kutuplu dünyanın tek boyutlu bilim anlayışı da her yere yayılmış olmaktadır. Kısacası, iktisadın bilimselleştiği varsayılan süreçte tek kutuplu dünyaya refakat eden bilimsel iktisat, etik değerleri ve insanı içerisinden atmıştır. Serbest piyasa ekonomisini tanrılaştırmış, rekabet de bu tanrının peygamberi olmuştur. Bu yeni din ise sadece zenginlere hizmet eder olmuştur. İnsanı-, onun kurumları, gelişmişlik düzeyi dışlanmıştır. “İşte tek yolu budur” şeklinde iktisatta yapılan dayatma, başlı başına bir etik sorun olarak karşımıza çıkmaktadır (Kazgan, 2006, s.7).

Diğer bir eleştiri ise ülkemizde ağırlıklı olarak matematiğe boğulmuş bir iktisadi eğitimin verilmesidir. Yorum yapmaya ve araştırmaya izin vermeyen bir anlayış hakimdir. Tüm bunlar hem iktisatçının ufkunu daraltmakta, hem de sahip oldukları kısır analiz yöntemleri nedeniyle hatalı ve çarpık sonuçlara varılmasına neden olmaktadır (Acar, 2008).

Günümüzde iktisadın en büyük sorunu, iktisadın felsefe ile harmanlanamıyor olmasıdır. Herhangi bir bilim dalı öğrenilirken önce o bilimin ardında yatan felsefenin öğretilmesi gerekmektedir. O bilim dalının ulaştığı sonuçları öğretilmeden önce, söz konusu bilim dalının geçirdiği düşünsel aşamaların iyi bir şekilde öğrenilmesi gerekir. Üniversitelerin görevi her tekniğin ve her sonucun ardındaki düşünce sisteminin ve alternatif düşünce sistemleri arasındaki ilişkilerin objektif bir şekilde öğrenciye yansıtılmasını sağlamak olmalıdır. Öğrenci eğer işin başında iktisadi düşüncenin gelişme seyrini ve farklı iktisadi düşünce okullarının varlığını, iktisadi felsefenin nasıl oluştuğunu ve çeşitli okullar arasında nasıl farklılıklar gösterdiğini öğrenirse; ileriki sınıflarda okuyacağı iktisat öğretisinin var olan tek öğreti olmadığını kolaylıkla algılayabilecektir (Ruben, 2001).

Kaynakça:

Acar, G. T. (2008). İktisadı Değiştirmek.Ankara: İletişim Yayınları.
Gürkaynak, R. ve Güven, A.B. (2003), İktisat ve Toplum Bilimleri: Bir Katolik Evliliğinden Kenar Notları. Toplum ve Bilim, 95: 11.
Kazgan, G.(2000). İktisadi Düşünce veya Politik İktisadın Evrimi. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Bishop, M.(2013). Ekonomi Sözlüğü. Ankara: Adres Yayınları.
Ruben, E. B. (2001). İktisat Öğretiminin Sorunları. İktisat Dergisi, 415: 35-36.

Yazar: Ayten Nahide Korkmaz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.

Please complete the required fields.