Søren Kierkegaard, hayatı anlamamızın tek yolunun ters yönde düşünmek olduğunu öne sürüyor- ileri yönde yaşamaya mecbur olsak da hayatı anlama girişiminde bulunmamız için geçmişte olanları göz önüne almalıyız. Belki de Kierkegaard’ın aklında Hegel’in yalnızca alacakaranlıkta uçan Minerva’nın baykuşu vardı. Hegel’e göre geçmiş çözüldükçe vuku bulanları daha geniş perspektifte anladığımız bir öz-farkındalığa erişiyoruz- baykuşun bilgeliği bu farkındalık halini sembolize ediyor. Hegelciliğin azılı muhalifi olan Kierkegaard, tarihte çığır açan hareketler yerine bireysel tecrübeyle ilgiliydi. Fakat ileri yönde yaşadığımız ve geri yönde anladığımıza dayanan görüşü işleri pek de kolaylaştırmıyor. Ölüme kadar sürekli bir ilerleme halinde olduğumuzdan asla geri bakmaya başlayacağımız dingin bir noktaya erişemiyoruz.

Gelecek planlama ve hayallerden oluşuyor. Bilgelerin anı yaşama öğütlerine rağmen hayatımızın çoğu gününü derin düşüncelere dalarak geçiriyoruz. Bir sonraki saatte büyük ihtimalle halletmeniz gereken işleri düşünmeye başlayacaksınız ve “bir sonraki saat” sözleri çoktan yakın geleceğinizde bir şeyleri değiştirmiş olacak. Eğer anda yaşasaydık geleceğe dair motivasyonumuzu ve doğrultumuzu kaybeder, bir durumdan ötekine sürüklenirdik. Evden şemsiyesiz çıkar, randevuları kaçırır, ve eve döndüğümüzde boş bir buzdolabıyla karşılaşırdık. Çoğumuz sahiden de böyle yaşıyor ancak bu yaşam tarzının iyi olduğu söylenemez. Fakat planlamanın çıkmazı hem ona ihtiyaç duyduğumuzda hem de olacaklar hakkında fikrimiz olmadığında oluşuyor- planlamanın çoğu sonradan zaman kaybına dönüşebilir. Güçlü kanıtlara dayanan kaba taslak tahminlerimiz bile oldukça yanlış çıkabiliyor.

Matematikçi Marcus du Sautoy, Büyük Bilinmeyen adlı kitabında bir olayı yükseklikten bırakılan bir küp veya zarın gidişatı kadar açık bir şekilde tahmin etmemizin karmaşıklığına değiniyor. Harekete dahil olan fiziğe hakim olsak da bu objenin sekme ve dönme hareketlerini önceden tahmin etmemiz oldukça zor. Aynı şey çift sarkaç (menteşeli kola sahip bir sarkaç) için de geçerli. Atış açısında küçük bir değişim küp ve sarkaç için tamamıyla farklı sonuçlara yol açar. Sarkaç aynı yükseklikten bırakıldığında yavaşça sallanabilir veya ileri geri kompleks bir örüntü halinde hareket edebilir. Gazino kurpiyerinin atış açısının detaylı analizi zarda gelecek rakamları tahmin etmek için yeterli değil; aynı şekilde bir sarkacın bırakıldığı yüksekliği bilmek gidişatı hakkında doğru bir tahmin yapmayı sağlamıyor. Bu, fiziksel sistemlerin bilimsel tahmininin açık ve kolay olduğuna inanan herkes için rahatsız edici bir durum.

Kaos Teorisi benzer durumları açıklamak üzere gelişmiş bir matematik dalı: başlangıç durumları bilindiği takdirde prensipte tahmin edilebilir olan birçok sistem ile çevriliyiz. Fakat şimdiki zamanda gerçekleşen küçük farklılıklar oldukça farklı sonuçlara yol açtığından pratikte tahmin yapmak imkansız görünüyor. Bu meteorolog Edward Lorenz’in 1972’de sorduğu “Brezilya’daki bir kelebeğin kanat çırpışı Texas’ta bir kasırgaya yol açabilir mi?” sorusunun ardından “kelebek etkisi” olarak adlandırıldı. Lorenz bu soruyu sorarken cevabın olumlu olduğunu düşünmedi. Sorusu aslında şuydu: Hava durumunu kontrol eden etkenlerin karmaşıklığı düşünüldüğünde, Birleşik Devletler’deki meteorolojik durumların binlerce mil ötedeki bir böceğin kanat hareketi kadar küçük ve önemsiz bir etmenin sonucu olması mümkün mü? Bu soruyu sormasının sebebi hava durumunun kestirimlerden sonuç tahmini yapma konusunda vaka çalışması olmasıydı.

Burada gizemli bir ‘şans’ faktörü işlemiyor. David Hume’un 18. Yüzyılda belirttiği üzere sebeplerin bilincinde olmadığımız zamanlarda ‘şans’ kelimesini kullanıyoruz. İşleri ‘şans’a bağlamak aslında ne olup bittiğinden emin olmadığımızı gösteriyor. Ancak bir kasırgaya sebep olan kompleks sistemler söz konusu olduğunda başlangıç haliyle ilgili bilinenler sonuç (bu durumda bir kasırga) hakkında tahmin yapmak için yeterli olmayabilir. Çünkü dakikalık farklılıklar sistemin bir halden başka bir hale geçmesinin sorumlusu olabilir. Lorenz bunu Kaos tanımında başarılı bir şekilde açıklıyor:

“Şimdiki zaman geleceği belirlediğinde fakat ortalama şimdiki zaman geleceği ortalama olarak belirleyemediğinde gerçekleşir.”

Benim hayatımda meydana gelenlerin çoğu önceden görülebilir değildi. Farklı şekillerde gerçekleşebilecek çok fazla şey var. Doğduğum sene Küba Füze Krizi süper devletler arasında bir nükleer savaşa yol açabilirdi. 1970’lerde okula gittiğim sıralarda internet sonucu gelişen ara bağlantı ve global iletişimi ancak en hayalperest bilim kurgu yazarları tahmin edebilirdi. İnsanların arka ceplerinde küçük bir bilgisayar taşıyacağı veya yollarda sürücüsüz araçlar olacağı fikri birçok insanı abartılı kılardı.

Günümüzde ise birçok insan ileride işlerin robotlar ve bilgisayarlar tarafından yapılacağını emin olarak tahmin ediyor. Bazıları yapay zekanın dünyayı ele geçireceğinden ve insanların sınırlı düşünsel kapasiteleri konusunda hoşgörülü olmayacağından endişeli. Ancak gerçekte ne olacağını kim bilebilir? Zeki insanlar tahminlerinde büyük hatalar yapabilir. Havacılık mühendisliği eğitimli ve birçok insandan daha zeki olan filozof Ludwig Wittgenstein aya ayak basılmasından yalnızca bir kaç on yıl önce kimsenin aya gitmeyi başaramayacağını söylemişti.

Çözüm gelecek hakkında düşünmekten kaçınmakta veya gözlerimiz kapalı şekilde felakete doğru tökezlemekte yatmıyor. Tahminler yapmalıyız. Olabilecekler ve işler kötüleştiğinde meydana gelebilecekler üzerine kafa yormalıyız. Meteoroloji uzmanları Lorenz’in belirttiği sebepler yüzünden yanlış çıkabilecek tahminler yapmalı. Meteoroloji uzmanları gibi biz de kaosun hayattaki rolünün ve aktivite tahminin zorluğunun farkında olmalıyız. Ve tahminlerimizi yeni kanıtların ışığında yenilemeliyiz. Şimdiki zamandaki hafif fakat gelecekte geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilecek değişimlere duyarlı olmalıyız.

“Olabilecek en kötü şey ne?” sorusu bilişsel davranışçı terapistler başarısızlık korkusunu sınırlandırmak için kullanılıyor. Bu soru en kötü durum senaryosunun ihtimallerini bilmesek de sorulmaya değer. Bireysel ve toplu olarak en kötü durum senaryosu risk planlaması hepimizin kurtuluşu olabilir. En kötü ihtimalle hiç vücut bulmayacak bir felakete ön hazırlık yapmış oluruz. Tabi ki tahminimizden de öte kötü bir durumun gerçekleşmesi riski her zaman var. Aynı zamanda başarımızı engelleyebilecek bir gelecek korkusuna sahip olma riskimiz de var. Bunu engellemek için en kötü durumu düşünmeyi olabilecek güzel şeyleri de göz önünde bulundurarak dengelemek mantıklı olabilir. Bir idealimiz olması için günün belli kısmını ütopik bir geleceğin hayalini kurarak geçirmeliyiz. Elbette uzaklardaki bir kelebeğin bir kanat çırpışının bizi gelecekte bir adım öteye götürecek sonuçlar doğurması her zaman mümkün.

Yazan: Nigel Warburton
Çeviren: Göksu Nur Kayacılar
Kaynak: newphilosopher

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. 

Please complete the required fields.