Bu yazının yazılmasında etkili olmuş iki felsefeci Friedrich Nietzsche ve Jean-Paul Sartre’tır. Nietzsche’nin perspektivizm görüşüne göre öznel düşünceler hiçbir zaman gerçeği yansıtmaz ve sadece bireyin kendi inandığı gerçekliği temsil eder. Ona göre bireyin kabul ettiği bir düşünce, inanç veya algı (dini inanç, desteklenen siyasi parti ya da eşcinsel evliliğin yasallaştırılması hakkındaki düşünce vs.) sadece ve sadece kendi bireysel gerçekliğini yansıtır ve genellikle dogmatik ve güce dayalıdır.  Bu yüzden Nietzsche bireysel yoruma açık tüm konuların bir kenara itilip ciddiye alınmaması gerektiğini savunmuştur. Ona göre takip edilmesi gereken kavramlar erdem, hakikat ve bireysel mutluluktur. Buna ulaşmanın yolu da zaman zaman inzivaya çekilip doğru olduğuna inandığımız her şeyi sorgulamaktır.

Jean-Paul Sartre’ın “we are our choices” (bizi biz yapan seçimlerimizdir) sözünün varoluşçu ve özgürlükçü felsefe yönünden etkileri yazıda kesinlikle hissedilmektedir. Sartre’a göre insanoğlu özgür olmak zorundadır. Bireyin hayatındaki hiçbir olay ya da durum ilahi bir güç tarafından önceden belirlenmemiştir. Sartre’a göre bireyin karar verme gücü ve iradesi nasıl bir hayat yaşayacağı konusunda doğrudan etkilidir.

(Ek olarak yazıyı yazmamda “Collateral” filmindeki Tom Cruise’ın canlandırdığı Vincent karakteri de etkili olmuştur.)

Şimdi yazıya girişebiliriz.

Hemen herkesin sıklıkla duyduğu ve genellikle doğru olarak kabul ettiği fakat üzerinde fazla düşünmediği sözler: “Hayat kısa doya doya yaşa” ya da “Hayatın bütün anlamı şu anda aldığın nefeste gizli”. Felsefi açıdan bakıldığında bu sözler üzerine fazlaca fikir üretmek mümkündür. Bir insan neden hayat kısa der fakat hep mutsuz, tatminsiz ve negatif düşüncelere saplanmış bir halde kalır? Bunun başlıca sebebi, üzerinde yeteri kadar düşünülmemiş bir hayat sürdürmektir. Bir bireyi birey yapan en önemli özellik fikirleridir. Bu yazıda fikirlerin hayatın çeşitli evrelerinde nasıl geliştiklerini ve varoluşun ne kadar değerli bir ayrıcalık olduğunu irdeleyeceğiz.

Düşünsel evrim açısından bakıldığında insan hayatı iki bölümü ayrılabilir. Birincisi fizik-ötesi dini inançlara sahip bir birey ve diğeri metafizik kısmı barındırmayan varoluşçu felsefeye sahip bir birey. İnsanlar genellikle hayatlarının çocukluk ve gençlik evrelerinde onlara sunulan dini dogmaları doğru kabul etme eğilimi gösterir ve birçok insan bu seviyeyi daha fazla zorlamayıp yaşadıkları bölge ve ülkedeki yerleşmiş din hangisi ise hayatlarını o dinin iddialı bir savunucusu olarak sürdürür. Din kitaplarında bulunan söylemlere bakacak olursak bu dünyadaki haz verici şeylere ve sosyal eylemlere bir şekilde hep bir yasak konulmuştur. Örneğin zina (aralarında nikâh bulunmayan iki bireyin cinsel birlikteliği), alkol içmek, kadınların başı açık gezmesi gibi. Fakat insanlar hem dinlerine inanıp hem de dini inançlarına ters düşen günahları işlemeyi sürdürüp hayallerindeki cennete gidebileceklerini düşünürler.

Burada ayırt edilmesi gereken en önemli nokta bireyin konu hakkında sahip olduğu farkındalık seviyesidir. Dini inançları olan bireylerin birçoğu kendi dinlerinin kitaplarını dahi okumadan o dinin savunucusu olurlar ve neticesinde kendi inandığı kitabı bile sorgulamayan bir bireyin hayatın anlamına dair bir fikir sahibi olmasını beklemek doğru değildir. Bu sebeple bir birey felsefeye derinlemesine bir giriş yaptığında ilk olarak dini inancını irdeleyip kendilerine çocuk yaşta sunulan bu dogmaların ne kadar anlamsız olduğunun farkına varacaktır ve materyalist felsefeye giriş yapmış olacaktır. Burada materyalist felsefe tabirini kullanmamın sebebi, bu bireyin artık tanrı ve ruh gibi kavramları reddetmeye başlamasıdır. Bu noktada birey ikinci düşünsel boyutuna geçmiştir ve bu boyutu özetle üçe bölebiliriz; Nihilizm, absürdizm ve en son olarak egzistansiyalizm.

Bilimsel açıdan bakıldığı zaman insan hayatının hiçbir amacı ve anlamı yoktur. Burası kesin fakat bunun farkında olmak, buna göre yaşamak ve üst bireye ulaşmak mümkündür. Bu noktaya ulaşıldığı zaman hayatın kısa olduğunu ve neden dolu dolu yaşanması gerektiğini çok iyi bir şekilde anlamış olacaktır birey. O gündelik hayatta sıklıkla duyduğumuz sözlerin altında yatan anlamı derinlemesine anlamak bireye mükemmel bir haz verecektir.

Öncelikle nihilizmi ele alalım. Nihilizm hiççilik olarak bilinir özetle, insan hayatının hiçbir anlamı yoktur ve her şey anlamsızdır. Bireyin yıllarca inanıp savunduğu dini dogmaların bir anda yalan olduğunu öğrenmesi, onu psikolojik olarak  nihilizm akımına doğru yöneltir ve bu durum gayet normaldir. Birey kendince der ki; bunca yıldır doğru bildiğim her şey yalanmış. Üstüne üstlük kısa süreliğine burada olacağının farkına varmak insanı oldukça hayal kırıklığına uğratır (Birey birinci düşünsel seviyede ruh kavramına inandığı için öldüğünde ruhunun zamanın sonuna kadar var olacağına inanıyordu).

Fakat birey bir şekilde bu seviyeden sıyrılmalıdır ve zamanla kişisel düşünce gücü, okunan kitaplar, izlenen filmler ve sosyal faaliyetler sayesinde bu seviyeden ya direk egzistansiyalist seviyeye ya da absürdizm seviyesine geçilir. Absürdizm özetle, insanoğlunun evrende bir amacının olmadığını öne süren ve bu koskoca boşlukta (evrende) tesadüflerle ve gündelik monoton alışkanlıklarla hayatlarını sürdüren bireyleri tasvir eden felsefi bir düşüncedir. Bilimsel açıdan doğruluk payı olsa da, felsefi açıdan aşılması gereken bir seviyedir. Monoton alışkanlıklar ve tesadüfler insanın kendi iradesi ile etkileyebileceği kavramlardır.

Egzistansiyalist felsefede, insan bireysel hayatına anlam katmalıdır, sorgulamayı hiçbir zaman kesmemelidir. Kendi geçerli prensiplerini ve ahlak kurallarını oluşturup bunun etrafında kendisine haz ve huzur veren ve ayrıca çevresine yararlı olan davranışlar sergilemelidir. İnsan özgür olmalıdır. Birey kendi iradesi ile geleceğine istediği şekilde müdahale edebilir. Kader, baht ve şans gibi kavramlar sadece yanıltıcı algılardır. Sonuçta insanoğlunun gerçekliğinden emin olduğu bir şey varsa o da içinde yaşadığı bedendir ve her şey bu bedenin mutlu ve huzurlu olması ile başlar.

Yazar: Artun Öğütman

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.

Please complete the required fields.