Ludwig Wittgenstein’ın gizli erkek arkadaşı, filozofun ufuk açıcı çalışmasının ortaya çıkmasına nasıl yardımcı oldu?

David Hume Pinsent‘in cesedinin, 20. yüzyılın en büyük filozoflarından birini neredeyse intihar etmeye sürükleyen bir olay olan Basingstoke Canal’dan kurtarılmasından beri yüz yıl geçti. Pinsent, Ludwig Wittgenstein‘ın yoldaşı ve istikrar kaynağıydı. Daha sonraki yıllarda Wittgenstein’ın yakınındaki insanlar bu durumu kabul etmeyi reddettiler veya küçümsediler. Fakat günlükleri, açıkça birbirlerine aşık olduklarını gösteriyor.

1912 yılında, Pinsent matematik okumak için Cambridge Üniversitesi’ne girdi. Bertrand Russell‘ın haftalık toplantılarından birinde Wittgenstein ve Pinsent tanıştılar. Birbirleriyle kısa sürede arkadaş oldular ve beraber düzenli olarak çay içtiler, konserlere katıldılar, at bindiler ve müzik yaptılar.

Bir ay süren tanışıklık sonrasında, Wittgenstein, Pinent’e Eylül ayında birlikte İzlanda’ya gitmeyi teklif etti. Böylesine pahalı  bir tatil Pinsent’i endişelendirdi ancak Viyana’daki ailesi büyük ölçüde zengin olan Wittgenstein, kendi babasının onlar için bu parayı ödeyeceğini söyledi . Pinsent bunu “şimdiye kadar geçirdiğim en muhteşem tatil! Ülkenin yeniliği – ekonomiyle ilgili tüm düşüncelerden arınmış hali – duyduğum heyecan  ve her şey  sahip olduğum en güzel deneyimi yaşamak için birleşmişti.” diye anlattı.

Cambridge’e döndüklerinde, Pinsent açıkça Wittgenstein’ın filozofik birikimden, mantık problemlerine olan sıradışı çözümlerinden etkilenmişti. Fakat aynı zamanda düzenli olarak depresyonla boğuşan filozofa destek oldu

Pinsent ve Wittgenstein 1913 eylülde ikinci tatillerine, Norveç’e gittiler. Norveç’in izole bir yer olması Wittgenstein’a o kadar uygun geldi ki İngiltere’ye döner dönmez Norveç’e tekrar gidip felsefi çalışmalarına orada devam etme planları yaptı. Wittgenstein’ın bir fiyortun yanına  inşa edilmiş küçük bir eve sahip oldu ve matematikte dereceye sahip olan, daha sonra hukuk okuyan Pinsent ile olmaya devam etti.

1914 Ağustosunda görüşmeyi planlamış olmalarına karşın 1. Dünya Savaşı patlak verdi. Pinsent, aktif hizmet için uygun görülmemişti ama diğer büyük matematikçiler ve bilim insanlarının yanında, Farnborough’daki Kraliyet Uçak İşletmesi’nde bir deneme pilotu olarak eğitilmişti. Wittgenstein ise  Doğu Cephesinde, Avusturya-Macaristan ordusunda görev yaptı.

Wittgenstein, savaş boyunca çoğunlukla mantık ve dil ile ilgili bir çalışma olmasının yanı sıra yaşam, Tanrı ve ruh gibi önemli fikirler de içeren bir kitap olan Tractatus Logico-Philosophicus’un temelini oluşturan defterler yazdı. Ayrıca bir günlük yazdı ve Pinsent’i ne kadar özlediğini belirttikten hemen sonra, “duyumsal” hissetmekten bahseder. Örneğin, Mart 1915’te Wittgenstein şöyle yazar: “Dün David’den güzel mektup […] David  yanıtladı: Hislere oldukça hitap ediyor.

8 Mayıs 1918’de, Pinent, pilot Binbaşı L. F. D. Lutyens ile birlikte iki kişilik çift kanatlı bombardıman uçağı pilotuydu. İkisi de uçağın kuyruk uçağı üzerinde başarısız olan olarak basınç testleri yapıyorlardı. Ölümlerine yönelik bir soruşturma sonrasında, Surrey muhabiri şunları bildirdi:

“Lutyens kayıtlı bir pilottu, oldukça nitelikliydi ve deniz aşırı uçtu. Lutyens ve Bay Pinsent daha önce aynı uçakta uçmuşlardı ve uçuşlar başarılı olmuştu. Makine, uçuştan hemen önce incelendi ve her şey mümkün olduğunca iyiydi. Bir tanık, uçağın düzgün bir şekilde uçarken göründüğünü ve ardından gürültülü bir şekilde denize çakılıp parçalara ayrıldığını söyledi.”

Lutyens’in cesedi hızlı bir şekilde bulunmasına rağmen, kapsamlı bir arama yapılmasına rağmen, Pinsent’in cesedi ancak  14 Mayıs Salı günü Basingstoke Kanalı’nda yüzerken bulundu. Wittgenstein, Pinsent’in ölümünü Viyana’dayken duydu. Pinsent’in annesi Ellen, onu bilgilendirmek için şunları yazdı:

“Sevgili Bay Wittgenstein, size söylemek zorunda olduğum haberi duyunca çok üzüleceğinizi biliyorum. Oğlum David, 8 Mayıs’ta uçarken öldürüldü. […] Uçarken çok mutluydu, uçmayı sevdi ve sanırım hayatının son aylarında bir erkek anca kadar mutlu olabilirdi. […] Sizi ne kadar çok sevdiğini ve arkadaşlığınıza sonuna kadar değer verdiğini söylemek istiyorum. Onu öldürülmeden bir gün önce gördüm ve sizinle ilgili konuştuk. Her zaman büyük bir şefkatle konuştu ve size yazamayacağı için üzgün olduğunu söyledi  […] Sizinle ilgili sık sık konuştuk ve savaş biter bitmez sizi görmeyi umuyorduk.”

Pinsent’in ölümünden hemen sonra, Wittgenstein, Avusturya’nın dağlarında kendini öldürmek için plan yapma  noktasına kadar geldi . Fakat Salzburg yakınlarındaki bir tren istasyonunda, kendisini acılı bir halde bulan amcası Paul’a denk geldi ve Paul onu intihar etmekten kurtardı. Wittgenstein, en azından 1919’un ortasına kadar ve muhtemelen bunun ötesinde Pinsent’in ailesiyle temasta kaldı.

Pinsent’in günlüğü, mizahi olmanın yanı sıra, Wittgenstein’ın entelektüel olarak son derece bağımsız olduğunu ve diğer düşünürlerden çok nadiren etkilendiğini ortaya koyuyor. Ancak Pinsent’in varlığı ve desteği olmadan, Wittgenstein’ın oldukça etkili kitabı Tractatus Logico-Philosophicus asla var olamazdı. 1921’de, Wittgenstein kitabını yayımlarken, onu erkek arkadaşı olan Pinsent’in anısına ithaf etti.

Yazar: John Preston
Çevirmen: Rüveyde Müge Turhan
Kaynak: theconversation

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır.
Düşünbil Portal’da yayınlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.  

Please complete the required fields.