Biri bize bilmediği halde ne yapmamız gerektiğini söylediğinde ona öylece donuk gözlerle bakıp şöyle demek gelir içimizden: “Peki ama sen benim yaşanmışlıkları mı anlayacak kadar beni tanıyor musun?”, “Benim geçtiğim yollardan geçtin mi? Acılarımı tadıp mutluluklarımı paylaştın mı?”. Gelir ama peki çoğunlukla neden söyleyemeyiz? Neden bizim yerimizde olmadığı halde ahkâm kesen bu cümlelere maruz kalırız?

Biz insanlar çoğunlukla kendi değerlerimizle karşımızdaki kişiyi yargılamayı veya olayı yine kişisel değerlerimizle açıklamayı çok severiz. Zira başımızdan geçmeyen olayları betimsiz bir şekilde anlatma konusunda üstümüze yoktur. Betimleme ise beş duyu organımızın ve tüm bu duyuların bize hissettirdikleri duygularla yapılan bir durum olup kişisel bir yaşanmışlık ve görü sonucu oluşur.

“Bence öyle yapmamalıydın”, “Senin yerinde olsam diğerini alırdım”, “Ama ben öyle söylemezdim” gibi birinci tekilin en şahsi zamiri olan “ben” ile kurulmuş bu cümleler, gerçekte durumu yaşayana neredeyse bir küfür niteliği taşımakta ve kendini çok kötü hissettirmektedir. “Söylediğime, söyleyeceğime pişman oldum” dedirttiren bir serzenişe dönüşür karşı tarafta.

Bir başkasının yerinde olma fikri psikolojinin klişe tabiriyle empati -yani kişinin kendini fikirsel olarak bir başkasının yerine koyma durumu- olsa da, “Senin yerinde olsaydım” kalıbı daha çok “İyi ki ben sen değilim” cümlesi ile eş anlam oluşturmaktadır. Bir yargı cümlesi olan “Ben olsaydım…” kalıbı, karar veren kişi olmadığınız halde onun adına ya da oymuş gibi davranmanıza sebep olabilir, karşınızdakini kendinizle mukayese etmenize ve olayın içindeki ilgili kişiyi ayrıştırarak yargı cümleleri kurmanıza yol açabilir. Hatta bir yargıç cübbesi giymiş, sözde bir adalet sembolü olmanıza neden olabilir.

Oysaki ilgili kişi tarafından paylaşıma açılmış konu veya konular, sizin o kişi hakkında bir yargıç gibi karar vermeniz ve itham etmeniz için değil; bakış açınıza güvenildiği için o anlık yaşanmış bir deneyime misafir edilmenizdir.

Acı bir olayın deneyime dönüşmesi için akla mantığa bürünmesi gerekmektedir. Çıkış yolu bulunamaması halinde desteğe ihtiyaç duyulması da tam da bu sebepten dolayıdır. Sindirilememiş bir yaşantıyı deneyime -ya da başka bir deyişle tecrübeye- dönüştürmek oldukça zordur. Bir başkasından yardım alarak ya da herhangi bir yardım gözetmeksizin sadece paylaşarak bile rahatlama sağlanmak istenmesi, zihnimizin ilgili bağlantıları yapamaması sonucu bir türlü anlamlandıramadığı olayı uygun şekillerde algılayıp kendini rahatlatması ile olur. Bazı kişiler için “O beni çok iyi anlıyor” denmesi de bundan mütevellittir.

Gelin isterseniz buraya kadar anlattıklarımızla ilgili bir analoji yapalım.

Kendinizin bir limon ağacında olgunlaşmayı bekleyen bir limon olduğunuzu düşünün. Hiçbir baskı olmaksızın amacınızın sadece daha sarı ve sulu olduğunu, yeteri kadar güneş ışığı ve yine yeteri kadar su almanız gerektiğini düşünün. Ama gelin görün ki birden bire çıkan bir fırtına sizi istediğiniz olgunluğa ulaşamadan tutunmuş olduğunuz daldan beklemediğiniz bir anda koparıverdi ve yer çekiminin de kuvvetiyle sahip olmadığınız bir deneyimin içine doğru çekiliyorsunuz. O anda sizinle birlikte aynı dalda asılı olduğunuz başka bir limona “Neler oluyor? Hiçbir şey anlayamıyorum. Lütfen biliyorsan bana yardım et” diye sesleniyorsunuz. Daldaki arkadaşınız ise size “Bence sen yeteri kadar dalına tutunmadın. Senin yerinde olsaydım daha sıkı sarılırdım” diye cevap veriyor.

Sence, bu istediğin bir cevap mı olurdu? Ne yapacağını veya nasıl davranacağını bilemeyen limona bu verilen cevap “Artık sen öldün” demekle ve hatta “İyi ki ben senin yerinde değilim” demekle eş değer bir anlayış değil mi?

Gündelik yaşantımız içerisinde bizleri zorlayan ve aşılması imkansızmış gibi gelen birçok olayla karşılaşırız. Kimi zaman bu karşılaşmalar gözümüzü korkutup hayata karşı bizi bloke edebilir. Şok hali de diyebileceğimiz bu tür durumların içinden çıkabilmek için etrafımızda bizleri anlayabilen ve içine girdiğimiz bu çıkmazdan bizleri kurtarabilecek insanları ararız. Tıpkı limon analojisinde olduğu gibi amacımız daha olgun ve güçlükler karşısında daha dayanıklı olmaktır. Bu sebeple yılgınlığımıza veya endişelerimize ortak ettiğimiz kişilerin aynı olgunlukta olmasını isteriz. Her ne kadar henüz deneyimlemediğimiz fakat içine çekildiğimiz sorun engin ve büyük bir dağ gibi olsa da, çözüm bazen sadece “Seni anlıyorum” diyebilen bir insanın yanıbaşımızda olmasıdır.

Belki senin geçtiğin yollardan geçmemiş olabilirim. Belki senin mutluluklarına ya da acına ortak olmamış olabilirim. Ama eğer istersen tüm kalbimle seni anlamaya çalışabilirim.

Yazar: Ertan Yavuz

Düşünbil Portal’da yayımlanan, Düşünbil yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. Düşünbil Portal’da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur.